ZUHRUF SURESİ
(Bunu bizim hizmetimize veren Allah’ı tenzih ederiz; yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.)
ZUHRUF SURESİ KISSALARI
“Dünyanın Geçici Süsü, Firavun’un Kibri ve İki Şehrin Adamı”
Dünya Süsü (Zuhruf) Kime Verilir?
Ayetler: 33 – 35Allah’u Teâlâ, dünya malının kendi katında ne kadar değersiz olduğunu sarsıcı bir örnekle anlatır: “Eğer insanlar (küfürde birleşen) tek bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, Rahman’ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları gümüş merdivenler yapardık. Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar verirdik. Bir de (bunları) altın ve süs eşyalarıyla (Zuhruf) donatırdık.”
Fakat Allah, müminler üzülmesin ve imtihan sırrı bozulmasın diye bunu yapmamıştır. Bütün bu şatafat, sadece dünya hayatının geçici bir metaıdır. Allah katındaki asıl nimetler ve ahiret yurdu ise takva sahipleri içindir.
Müşriklerin Peygamberlik Kriteri
Ayetler: 31 – 32Mekkeli müşrikler, Peygamberimizin (s.a.v) yetim ve fakir oluşunu küçümsüyor, peygamberliğin zenginlik ve nüfuzla ilgili olduğunu sanıyorlardı. Dediler ki: “Bu Kur’an, şu iki şehrin (Mekke ve Taif) birinden büyük bir adama (zengin ve soylu birine) indirilmeli değil miydi?” Kastettikleri kişiler Mekke’den Velid bin Muğire, Taif’ten Urve bin Mesud gibi kabile reisleriydi.
Allah (c.c) onlara şu cevabı verdi: “Rabbinin rahmetini (peygamberliği) onlar mı paylaştırıyorlar? Oysa dünya hayatında geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık.” Peygamberlik, insanların seçimiyle değil, Allah’ın takdiri ve lütfuyla verilir.
“Mısır’ın Mülkü Benim Değil mi?”
Ayetler: 51 – 54Firavun, kavmine seslenerek böbürlendi: “Ey kavmim! Mısır’ın mülkü (hükümdarlığı) ve altımdan akan şu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz?” Sonra Hz. Musa’yı (a.s) fakirliği ve konuşmasındaki tutukluk sebebiyle küçümsedi: “Ben şu zavallı, nerede ise meramını bile anlatamayan adamdan daha hayırlı değil miyim? (Eğer peygamberse) ona altın bilezikler atılmalı veya onunla beraber melekler gelmeli değil miydi?”
Firavun, bu süslü sözlerle kavmini küçümsedi ve kandırdı; onlar da (ahmaklıklarından) ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış (fasık) bir topluluktu. Sonuçta Allah, onları suda boğarak hepsini helak etti ve sonrakilere ibret kıldı.
Kelime-i Bâkıye (Kalıcı Söz)
Ayetler: 26 – 28Hz. İbrahim, babasına ve kavmine: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım (beriyim). Ben ancak beni yoktan var edene (Allah’a) taparım” diyerek Tevhid bayrağını açtı.
Allah, bu Tevhid ikrarını (Lâ ilâhe illallâh), İbrahim’in (a.s) ardından gelecek nesiller içinde devam edecek “Kalıcı Bir Söz” (Kelime-i Bâkıye) kıldı. Bugün hala milyarlarca mümin, İbrahim’in (a.s) bu mirasını taşımakta ve şirkten beraat etmektedir.
