Zikrullah
Kalplerin Şifası, Ruhların HayatıZikrullah taatlerin efdalidir. Çünkü zikrin sevabı Allah-u Teâlâ’nın kulunu zikretmesidir. Âyet-i kerime’sinde: “Siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” buyuruyor. (Bakara: 152)
- Bana itaat ederek siz beni zikrediniz, ben de sizi rahmetimle mağfiretimle zikredeyim.
- Siz beni duâ ile zikrediniz, ben de isteklerinizi size vererek sizi zikredeyim.
- Siz beni övgü ile zikrediniz, ben de sizi övgü ile nimetlerle zikredeyim.
- Siz beni ihlâs ile zikrediniz, ben de sizi halâsla, kurtuluşla zikredeyim.
- Siz beni dünyada zikrediniz, ben de sizi âhirette zikredeyim.
- Siz beni refahınız rahatınız zamanında zikrediniz, ben de sizi belâ ve musibete uğradığınız zaman zikredeyim.
- Siz beni ibadetle zikrediniz, ben de sizi yardımımla, inayetimle zikredeyim.
- Siz beni yolumda cihadla zikrediniz, ben de sizi hidayetimle zikredeyim.
- Siz benim ulûhiyetimi kabul ederek zikrediniz, ben de sizi kulluğa kabul ile zikredeyim.
Zikrin mânâsı, Allah-u Teâlâ’nın yüceliğini meth-ü senâ etmek maksadı ile dilden ve gönülden gelen güzel kelimelerle anmak demektir.
Zikrullah; mârifetullah yolunun esası, kalbin ve ruhun kavuşturucusudur. Kalplerin nuru, ruhların huzurudur. Gözlerin cilâsı, her derdin devâsıdır. Kalbe itminandır, enistir, en iyi arkadaştır, bir müminin bütün hayatını kaplar.
Zikrullahla meşgul olmak, kalbin düzelmesinin aslıdır. Kalbe ferahlık ve genişlik verir, kalpte inşirah hâsıl olur. Geceleri zikrullahla ihyâ etmek, amellerin üstünü, hâllerin en güzelidir.
Zikrullah ile gönül mâsivâdan, her türlü pisliklerden temizlenir. Zikrullahla kalbi mâmur olanın iş ve ahlâkı güzel olur. Zikrullah velâyet alâmetidir.
Zikri Allah olanın fikri de Allah olur. Zikrullaha devam etmek Allah dostlarının âdetidir, Allah-u Teâlâ’nın bir nimetidir. Hakk’ı zikredeni Hakk da zikreder, Hakk ile ünsiyet kurar, kurbiyet peyda eder, af ve mağfiret kapılarının en büyüğü o sayede açılır.
Zikrullah rızkı celbeder. Allah-u Teâlâ rızık sebeplerini halkeder, kişi kolaylıkla rızkını temin eder. Zikrullah kişiye mehabet, halâvet ve güzellik verir. Zikrullahla meşgul olanların kalpleri kuvvetli olduğu gibi, bedenleri de kuvvetli olur.
Zikrullah insanı ilâhî azaptan kurtaran yegâne ibadettir. Hata ve günahları giderir, kötülükleri iyiliğe çevirir. Zikrullah meclisleri, meleklerin de katıldığı mahallerdir.
Herşey fânidir, zikrullah bâkidir.
İlâhî EmirZikrullah ilâhî bir emir gereğidir. Yüce dinimizin emir buyurduğu ne kadar ibadet varsa hepsi de zikrullahın ikamesi ve icrâsı içindir. Allah-u Teâlâ Kur’an-ı kerim’inde: “Benim zikrim için namaz kıl!” (Tâhâ: 14) Âyet-i kerime’si ile namazı emretmiş olduğu gibi: “Ey iman edenler! Allah’ı çok çok zikredin.” (Ahzâb: 41) Âyet-i kerime’si ile de kendisini zikretmeyi emretmiştir.
Âyet-i kerime’de: “Zikrullah elbette en büyük (İbadet)tir.” buyuruluyor. (Ankebût: 45). Zikrullahtan daha büyük, daha üstün bir şey yoktur. Amellerin en yücesi, en iyisidir.
En Büyük Kalkan: ZikrullahŞeytanın nüfuzundan ve vesvesesinden korunmak için zikrullah en büyük kalkandır. Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki: “Şeytan insanoğlunun kalbine nüfuz etmek için istilâ eder. Lâkin kalp Cenâb-ı Allah’ı zikredince ümitsiz olarak geri çekilir. Unutursa istilâ eder.”
Zikrullah’tan Kaçanlar“Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız, hevâ ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme.” (Kehf: 28). Onlar iradelerini iyiye, doğruya ve güzele sarfetmedikleri için, Allah-u Teâlâ kalplerini zikrullahtan gâfil kılmış, şeytanın vesveselerine terketmiştir.
“Bizim zikrimize iltifat etmeyen ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir.” (Necm: 29). Ümmet-i Muhammed’e bu bir emirdir. Zikrullahtan kaçınan kimselerden kaçınmak lâzımdır.
Zikrullah beş kısma ayrılır. Allah-u Teâlâ’yı tanıma ve tekarrübiyet nispetinde zikir değişir:
Allah-u Teâlâ mümin kullarına zâtını çokça zikretmelerini bildirerek, mal ve evlâtlara aldanma hususunda münâfıklara benzemekten onları sakındırmaktadır: “Ey iman edenler! Ne mallarınız ne evlâtlarınız sizi zikrullahtan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.” (Münâfikûn: 9)
Her ibadetin belli bir şartı olduğu halde, zikrullah için hiçbir şart yoktur. Ayakta, oturarak, yatarak bile zikretmek câizdir. Abdestli olmak efdal olduğu halde, abdestsiz olarak da yapılabilir.
Tarikat ehline “Cehrî zikir” verilir. Bu zikre “Zâhirî zikir” de denilir. Mürid tekâmül ettikçe, kalbî zikre nâil olabilmek için yavaş yavaş hafî zikre alıştırılır.
Hasta olan kalbin temizlenmesi lâzımdır. Zikrullah ile kalp nefsin işgaliyetinden kurtulur. Artık o kişi ahlâk-ı zemimeden, kötü huylardan arınmış, hayvanî sıfatlardan kurtulmuş olur.
Hakikat ehli “Fenâfirrasûl”e varmış, kalbi “Mutmainne” olmuş kimselerdir. Hakikat ehline “Hafî zikir” verilir. Bu zikire “Bâtınî zikir” de denir. Hafî zikir “Kalbî zikir”e geçişi sağlar.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki: “Zikrin ekmeli hafî (gizli) olandır.” Kalp dile uyup, zikrullah dilden kalbe inerse kalbin zikri olur, el kârda gönül yarda olur.
Mârifetullah ehli, yarattığı her şeyde Allah-u Teâlâ’yı, eserini, âsârını tefekkür ederler. Onlar “Ulül-elbâb” a varanlardır.
Hafî zikir, kalbî zikrin köprüsüdür. Hafî zikre kalp alıştığı zaman, kendiliğinden zikir yapacak hâle gelir. Bu ise mârifetullah ehli içinde nadiren bulunan has kullara âittir. Bu anlatılan “Kalbî zikir” ayrı bir zikirdir; “Yapılan” değil, “Akıtılan” bir zikirdir.
Bu zikir Allah-u Teâlâ’nın Hass’ül-has kullarına âittir. Onlar Allah-u Teâlâ ile nefes alıp-verirler. Mukarrebûn diye tabir edilen zâtlar bunlardır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur: “Rabb’ini gönülden, yalvararak, boynu bükük ve ürpererek hafif bir sesle sabah-akşam zikret!” (A’râf: 205). Bu “hafif ses”, nefestir. Zikrin en efdali budur. Buna “Ledünî zikir” de denir. O yalnız ve yalnız Hakk iledir. Hakk ile nefes alır, Hakk ile meşgul olur.
Meselâ bir şırıngayı suya koydun. Şırınga içeride, suyu içeriden sessizce çekiyor. Ses yok orada, sadece çekiyor. Diğer bir temsil: Suyun içinde çiçek var, sudan nasibini alıyor. O su olmazsa çiçek kurur. Fakat içeriden nasibini aldığını kimse görmüyor. İşte bu da böyledir.
Sen bir kabuksun, sen bir maskesin, içindekinden çekiyorsun. Sultânî zikrin ehemmiyeti bundan ötürüdür.
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar: “Cennet bahçesine uğradığınız zaman meyvelerinden yiyiniz.” – Yâ Resulellah! Cennet bahçesinden murad nedir? “Zikrullah için teşkil edilen halkadır.” (Tirmizî)
Zikrullah için toplanmanın faziletine Hadis-i şerif’te dikkat çekilmekte ve buna teşvik edilmektedir. Toplu yapılan zikrullah, ayrıca İslâm’ın ruhu olan uhuvvet ve kaynaşmayı temin eder.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivâyet edildiğine göre; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Allah-u Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikir ehlini arayan melekleri vardır. Onlar Azîz ve Celîl olan Allah’ı zikreden bir topluluğu bulunca: ‘Aradığınız buradadır.’ diye birbirlerini çağırırlar. Hepsi orada toplanıp onları dünya semâsına kadar kanatları ile çepeçevre kuşatırlar.”
Cenâb-ı Hakk onların hallerini meleklerden daha iyi bildiği halde sorar:
Bunun üzerine meleklerden birisi der ki:
– Onların içindeki falan kimse onlardan değildir. O zikir için değil, şahsi bir iş için gelmişti.
Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:
– Onlar öyle kâmil kimselerdir ki; onların meclisinde bulunan şâki olmaz sevaptan mahrum kalmaz. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2161)
Âmin, Ecmain.
