Yolların Ayrıldığı Nokta
Bir Fırka Cennette, Bir Fırka Ateşte
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: HİDAYET VE KURTULUŞ ZİKRİ
يَا هَادِي يَا مُجِيبُ
“Yâ Hâdî Yâ Mücîb”
(Ey kullarına hidayet (doğru yol) veren ve samimi dualara icabet edip onları kurtaran Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Doğru Yolda Sabit Kalmak İçin (100+)
Bismillâhirrahmânirrahîm
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“…O gün (insanlar mahşerde toplanınca) bir fırka cennettedir, bir fırka da alevli ateştedir (cehennemdedir).”
(Şûrâ Sûre-i Şerif’i, 7)
(Şûrâ Sûre-i Şerif’i, 7)
“Üç yol kavşağı bir yerde bulunuyoruz. Tam karşımızdaki yoldan kalabalık insanlar bize doğru geliyorlardı. Önümüze geldiklerinde aralarından pek azı sağa doğru giden yola, büyük çoğunluk ise sola doğru giden yola dönüyorlardı… Cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme gidiyorlardı. Hiç kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Heyecanla dua etmeye başladım: ‘Allah’ım bunları kurtar!'” İşte bu manevi tablo, dünyanın aldatıcı gürültüsüne dalmış olan insanlığın acı hakikatidir. İnsanların çoğu, nefislerinin arzularına uyarak gaflet içinde o ateş yoluna (sola) akıp giderler. Bizim vazifemiz, kalbimizi o gaflet kalabalığından temizleyerek sağdaki o nurlu ve azınlık olan yola (Sırat-ı Müstakim’e) girmek ve elimizden geldiğince insanları kısa ve öz sözlerle hakikate davet etmektir. Cidden çok çalışmamız lazım.
KUR’AN-I KERİM’DE HAK YOL VE KALABALIKLAR
Yolların Ayrıldığı O Büyük Gün
وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۚ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ
Okunuşu: Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li-tünzira ümmel-kurâ ve men havlehâ ve tünzira yevmel-cem’ı lâ raybe fîh; ferîkun fil-cenneti ve ferîkun fis-saîr.
1. “…Geleceğinde hiç şüphe olmayan o toplanma günü (mahşer) ile onları uyarasın. (O gün) Bir fırka cennettedir, bir fırka da alevli ateştedir.”
(Şûrâ Sûre-i Şerif’i, 7)
وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ
Okunuşu: Ve in tutı’ eksera men fil-ardı yüdıllûke an sebîlillâh.
2. “Eğer sen yeryüzündekilerin çoğunluğuna (o kalabalıklara) uyarsan, seni Allah’u Teala’nın yolundan saptırırlar.” (Hakikat kalabalıkta değildir).
(En’âm Sûre-i Şerif’i, 116)
وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ
Okunuşu: Ve kalîlün min ıbâdiyeş-şekûr.
3. “…Kullarım içinde şükredenler (sağdaki yola sapanlar) ne kadar azdır!”
(Sebe’ Sûre-i Şerif’i, 13)
يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ
Okunuşu: Yevme tebyaddu vücûhün ve tesveddü vücûh.
4. “O gün birtakım yüzler (cennete gidenler) ağaracak, birtakım yüzler de (ateşe gidenler) kararacaktır.”
(Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i, 106)
فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ ۗ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
Okunuşu: Femen zühziha anin-nâri ve üdhılel-cennete fekad fâz; ve mel-hayâtüd-dünyâ illâ metâul-ğurûr.
5. “…Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.”
(Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i, 185)
وَأَنَّ هَٰذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ
Okunuşu: Ve enne hâzâ sırâtî müstekîmen fettebiûh; ve lâ tettebiüs-sübüle fe-teferraka biküm an sebîlih.
6. “Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Başka yollara (soldaki sapkınlara) uymayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın.”
(En’âm Sûre-i Şerif’i, 153)
وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
Okunuşu: Ve mâ ekserun-nâsi ve lev haraste bi-mü’minîn.
7. “Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de (kendini paralasan da), insanların çoğu iman edecek (o sağ yola girecek) değillerdir.”
(Yûsuf Sûre-i Şerif’i, 103)
يَوْمَ نَدْعُو كُلَّ أُنَاسٍ بِإِمَامِهِمْ
Okunuşu: Yevme ned’û külle ünâsin bi-imâmihim.
8. “O gün (yolların ayrıldığı gün) bütün insanları kendi önderleriyle (kime uyuyorlarsa onunla beraber) çağırırız.”
(İsrâ Sûre-i Şerif’i, 71)
ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ
Okunuşu: Üd’u ilâ sebîli rabbike bil-hıkmeti vel-mev’ızatil-haseneh.
9. “(Ey kalbini temizlemiş kulum!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle (az ve öz sözle) davet et.”
(Nahl Sûre-i Şerif’i, 125)
فَأَمَّا مَنْ طَغَىٰ ۞ وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا ۞ فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَىٰ
Okunuşu: Fe-emmâ men tağâ. Ve âseral-hayâted-dünyâ. Fe-innel-cehîme hiyel-me’vâ.
10. “Kim (Rabbine karşı) azar, taşkınlık eder ve (hevesine uyup) dünya hayatını ahirete tercih ederse, şüphesiz onun varacağı yer cehennemdir.”
(Nâziât Sûre-i Şerif’i, 37-39)
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. ATEŞE UÇAN KELEBEKLER
“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakan bir adamın durumuna benzer. Pervaneler ve kelebekler o ateşe atılmaya başlar, adam onları kovar. Ben de sizi ateşe düşmeyesiniz diye kuşaklarınızdan (belinizden) sımsıkı tutuyorum; lakin siz elimden sıyrılıp ateşe (o sol yola) atılıyorsunuz!”
[Buhârî, Rikâk, 26]
2. BİNDE DOKUZ YÜZ DOKSAN DOKUZU
“Kıyamet günü Allah’u Teala Hz. Adem’e (a.s) ‘Ateşin (cehennemin) payını ayır’ buyurur. Adem ‘Ne kadarı?’ der. Allah’u Teala: ‘Her binden dokuz yüz doksan dokuzu ateşe, biri cennete!’ buyurur.” (Kalabalıklar ateşe gider, cennetlikler çok azdır).
[Buhârî, Enbiyâ, 7]
3. DÜZ ÇİZGİ VE SAPKIN YOLLAR
Peygamberimiz efendimiz yere düz bir çizgi çizdi ve “Bu Allah’ın yoludur (Sırat-ı Müstakim)” dedi. Sonra o çizginin sağına ve soluna eğri çizgiler çizdi ve “Bunlar da şeytanın çağırdığı sapkın yollardır” buyurdu.
[Ahmed b. Hanbel, Müsned]
4. CEHENNEMİN KUŞATILDIĞI ŞEYLER
“Cennet, nefse zor (ve ağır) gelen şeylerle kuşatılmıştır. Cehennem ise nefsin hoşuna giden arzularla (dünyanın şâşâsıyla) kuşatılmıştır.”
[Buhârî, Rikâk, 28]
5. HİDAYETE DAVET EDENİN SEVABI
“Kim hidayete (doğru yola) davet ederse, ona uyanların sevabı kadar kendisine de sevap verilir. Bu, ona uyanların sevabından hiçbir şeyi eksiltmez.” (Onları uyarmak en büyük vazifedir).
[Müslim, İlim, 16]
6. GARİPLERE MÜJDELER OLSUN
“İslam garip başladı, ileride yine (başladığı gibi) garip hale dönecektir. O (sağdaki yolda yapayalnız yürüyen) gariplere müjdeler olsun!”
[Müslim, Îmân, 232]
7. BİLMEYENLERİN CEHALETİ
“İnsanların (mahşerde) en çok pişman olacak olanı, dünyadayken ilim öğrenip (hakikati bilip) de onunla amel etmeyen, kalbini kibrinden temizlemeyendir.”
[Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr]
8. İNSANLARA MERHAMET ETMEK
“Siz yerdekilere merhamet edin (onları ateşten kurtarmak için dua edip uyarın) ki, göktekiler de size merhamet etsin.”
[Tirmizî, Birr, 16]
9. ÜMMETİN YETMİŞ ÜÇ FIRKASI
“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri hariç hepsi ateştedir.” Sahabeler sordular: “O kurtulan fırka hangisidir?” Efendimiz buyurdu: “Benim ve ashabımın yolunda olanlardır.”
[Ebû Dâvûd, Sünnet, 1]
10. SADECE TEBLİĞ ETMEK
“(Ey kalbini temizlemiş kulum!) Senin üzerine düşen sadece tebliğ etmektir (az ve öz sözle uyarmaktır). Hesaba çekmek (ve hidayeti vermek) ise Bize aittir.”
[Ra’d Sûre-i Şerif’i, 40]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Mahşer günü yolların ayrıldığı o korkunç an gelmeden önce, kalbini o gaflet kalabalığından temizle. Kalabalığa uyan sağırlaşır, Hakikat yalnız yürüyenlerin kalbinde parlar.”
– Hz. Mevlânâ
“Bizim yolumuz şefkat yoludur. Gözünün önünde ateşe (sola) yürüyen o fırkayı gördüğünde kalbin sızlamıyor, onlara hidayet için yalvarmıyorsan, senin kendi yürüdüğün sağ yol da tehlikededir.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Sırat kıldan incedir / Kılıçtan da keskincedir / Varıp anın üstüne / Evler yapasım gelir.” Ahiretin ciddiyetini bilen, yalan dünyanın sol yoluna ev yapmaz.
– Bizim Yunus
“Halkın çoğunun gittiği yola bakıp da ‘Bu kadar insan yanılıyor olamaz’ deme. Allah’u Teala ‘İnsanların çoğu şükretmez, çoğu bilmez’ buyuruyor. Sen Hakk’ı bul, yalnız olsan da sen bir ümmetsin.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Yolların ayrıldığı noktada, insanlara uzun nutuklar çekme. Halinle, az ve öz sözünle onlara hakikati göster. Çünkü ölü kalpleri uzun sözler değil, temizlenmiş bir kalpten çıkan tek bir dua diriltir.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) ÜMMETİ İÇİN GÖZYAŞLARI
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece sabaha kadar ayakta durmuş ve sürekli şu ayeti okuyarak gözyaşı dökmüştü: “Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen kudret ve hikmet sahibisin.” (Maide, 118). Efendimiz ümmetinin yolların ayrıldığı noktada (mahşerde) ateşe giden fırkadan olmaması için öylesine ağlamıştı ki, Allah’u Teala Cebrail’i gönderip: “Seni ümmetin hakkında razı edeceğiz, üzmeyeceğiz” müjdesini vermişti. Biz de o acımayı kalbimizde duymalıyız.
[Kaynak: Müslim, Îmân, 346]
2. HZ. EBU BEKİR’İN (R.A) MUAZZAM MERHAMETİ
Cehenneme giden fırkanın (ateşin) kalabalığını ve dehşetini düşünen Hz. Ebu Bekir (r.a) öylesine merhametli bir Allah dostuydu ki, o ateşe kimsenin girmemesi için şöyle feryat etmişti: “Ya Rabbi! Benim vücudumu cehennemde o kadar büyüt, o kadar büyüt ki, orayı tamamen ben doldurayım da, başka hiçbir ümmet-i Muhammed o ateşe girmesin, dışarıda kalsın!” Hakikati görenlerin ateşe gidenlere duyduğu şefkat budur.
[Kaynak: Tasavvufi Hikmetler / Menkıbeler]
3. HASAN-I BASRİ VE ATEŞTEKİ ADAM
Hasan-ı Basri Hazretleri, cenneti kazanacağından o kadar endişeli ve cehennem korkusuyla öylesine dolu yaşardı ki; “Eğer kıyamet günü ‘Bir kişi hariç herkes cennete girecek’ deseler, o ateşe gidecek bir kişinin ben olacağımdan korkarım” derdi. O mahşer gününün ciddiyetini öylesine anlamıştı ki, hiç kimse nereye gittiğini bilmezken o kalbini sadece hidayet duasıyla temizlemeye çalışırdı.
[Kaynak: İhyâ-u Ulûmiddîn]
4. YALNIZ BAŞINA BİR ÜMMET: İBRAHİM (A.S)
Bütün bir toplum putlara (sola) doğru meyledip ateşe koşarken, Hz. İbrahim (a.s) yapayalnız sağ yola, Tevhid’e yönelmişti. Kalabalıkların kınaması, babasının tehdidi veya Nemrut’un ateşi O’nu o yoldan döndüremedi. Kur’an-ı Kerim onun bu muazzam tek başına duruşunu: “Şüphesiz İbrahim tek başına bir ümmetti (bir önderdi)” (Nahl, 120) diye övmüştür. Hak yolda mühim olan sayı değil, istikamettir.
[Kaynak: Nahl Sûre-i Şerif’i, 120]
5. KISA VE ÖZ UYARI (HAKİKATİ ANLATMAK)
Büyük bir alim, sokakta günahlara dalmış, ateşe doğru giden bir grup genci uyarırken onlara saatlerce nasihat etmedi. Sadece yanlarına yaklaştı ve şefkatle: “Kardeşlerim, yürüdüğünüz bu yolun sonu uçurumdur, ölüm var, Mahşer var. Kendinize acıyın” dedi ve çekip gitti. O kısa ve samimi söz, gençlerin kalbine ok gibi saplandı ve hepsi tövbe edip hakikate döndüler. “Herkese hakikati az sözle anlatmak gerekiyor. Ola ki Allah’ımız hidayet bahşeder.”
[Kaynak: Tezkiretü’l-Evliyâ]
Nefis Muhasebesi: Mahşer Aynası
(Hangi yolda olduğumuzu tartmak için kendimize soralım)
- Gözlerimi kapatıp o üç yol kavşağını hayal ettiğimde; benim şu anki yaşantım, namazım ve ahlakım beni sağdaki cennet fırkasına mı götürüyor, yoksa soldaki o korkunç kalabalığa mı?
- Dünyada herkesin yaptığı popüler günahlara (israfa, modaya, gıybete) “Herkes yapıyor, ben de yapsam ne olur” diyerek mi uyuyorum? “Çoğunluğa uyarsan seni saptırırlar” ayetini unutuyor muyum?
- Günahlara dalıp ateşe doğru yürüyen arkadaşlarımı veya akrabalarımı gördüğümde, onları az ve öz bir sözle (hikmetle) hakikate davet ediyor muyum, yoksa onları kendi hallerine mi bırakıyorum?
- Peygamberimiz efendimiz ateşe düşenler için gözyaşı dökerken, ben o soldaki yola sapanlara karşı kalbimde bir acıma, bir merhamet hissi taşıyor muyum? Onlar için “Allah’ım bunları kurtar” diyebiliyor muyum?
- Cennete gidenlerin az, cehenneme gidenlerin çok olduğunu bildiğim halde; kalbimi riyadan, dünyadan ve kibirden temizlemek için “cidden çok çalışıyor” muyum?
“Allah’ım! Bunları (ve Bizleri) O Ateşten Kurtar!”
(Fâtiha Sûre-i Şerif’i, 6-7 / Her namazda kalbimizi sapkınlıktan temizleyip bizi hakikate bağlayan o muazzam hidayet duası)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ۞ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ
Okunuşu: İhdinas-sırâtal müstakîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim ğayril-mağdûbi aleyhim ve-led-dâllîn.
“Bizi dosdoğru yola (Mahşerde sağa dönenlerin yoluna) hidayet eyle! Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların (sola, ateşe gidenlerin) yoluna değil!”(Fâtiha Sûre-i Şerif’i, 6-7 / Her namazda kalbimizi sapkınlıktan temizleyip bizi hakikate bağlayan o muazzam hidayet duası)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
