HZ. ÜMMÜ HABİBE (R.ANHA)
İslam’ın ilk günlerinde, Mekke’nin en güçlü adamı Ebu Süfyan’ın evinde İslam’ın konuşulması bile yasaktı. Ancak kızı Ramle (Ümmü Habibe), kocası Ubeydullah bin Cahş ile birlikte gizlice iman etti.
Babası bunu duyunca öfkeden deliye döndü. Onları vazgeçirmek için her türlü baskıyı yaptı. Ancak Ümmü Habibe, saray gibi evini, babasının saltanatını ve rahatını elinin tersiyle itti. “Allah ve Resulü bana yeter” diyerek inancından taviz vermedi.
Mekke’de zulüm dayanılmaz hale gelince, kocasıyla birlikte Habeşistan’a hicret etti. Dilini, kültürünü bilmediği, denizaşırı bir ülkeye, sadece dinini yaşayabilmek için gitti.
Orada gurbetin acısını ve yalnızlığını yaşadı. Ancak bu bile, onun için Mekke’de babasının yanında, şirk içinde yaşamaktan daha huzurluydu. Çünkü kalbi imanla doluydu.
Habeşistan’da bir gece rüyasında kocasını gördü. Kocasının yüzü kapkara kesilmiş, korkunç bir hale gelmişti. Dehşet içinde uyandı ve “İnşallah hayırdır” dedi.
Ertesi sabah korktuğu başına geldi. Kocası Ubeydullah bin Cahş, İslam’dan irtidat edip Hristiyan olmuştu. Ümmü Habibe’ye: “Ben dinimi değiştirdim, sen de gel Hristiyan ol, yoksa boşanırız” dedi. Ümmü Habibe, dinini kocasına tercih etti ve “Asla! Ben İslam’dan dönmem” diyerek kocasından ayrıldı.
Kocası ölünce (içkiden öldüğü rivayet edilir), Ümmü Habibe kucağında küçük kızıyla, yabancı bir ülkede yapayalnız ve korumasız kalmıştı. İddet müddeti bitince bir gün kapısı çalındı. Gelen, Habeş Kralı Necaşi’nin hizmetçisi Ebrehe idi.
Ebrehe müjdeyi verdi: “Müjdeler olsun! Medine’deki Peygamber (s.a.v), Kral Necaşi’ye mektup yazarak seninle evlenmek istediğini bildirdi. Kral beni vekil tayin etti.” Ümmü Habibe sevinçten ağlayarak üzerindeki gümüş bilezikleri ve takıları müjdeciye hediye etti.
Akşamleyin Kral Necaşi, oradaki Müslümanları sarayına topladı. Peygamberimize vekaleten Halid bin Said (r.a), Ümmü Habibe’nin velisi oldu. Necaşi hutbe okudu ve nikahı kıydı.
Necaşi dedi ki: “Resulullah (s.a.v) adına 400 dinar (altın) mehri ben veriyorum.” Ve önlerine altınları döktü. Bu, Peygamberimizin eşlerine verilen en yüksek mehir oldu. Allah, sabreden kulunu gurbette sultanlar gibi ağırlatıyordu.
Hudeybiye Barışı bozulmak üzereyken, Ebu Süfyan (henüz müşrik) arayı düzeltmek için Medine’ye, kızı Ümmü Habibe’nin evine geldi. Odaya girince Peygamberimizin oturduğu mindere oturmak istedi.
Ümmü Habibe annemiz atik davranarak minderi hemen babasının altından çekti ve dürdü. Babası şaşırdı: “Kızım, minderi mi benden esirgedin, beni mi minderden?” dedi. Ümmü Habibe o tarihi cevabı verdi: “Bu, Allah Resulü’nün minderidir. Sen ise müşriksin, necis (pis)sin. O temiz mindere oturmana asla izin veremem!” İman bağı, baba bağını kesip atmıştı.
Hz. Ümmü Habibe Medine’ye döndüğünde, Peygamberimiz (s.a.v) Hayber seferindeydi. Dönüşte onu büyük bir sevinçle karşıladı. “Hangi şeye sevineyim? Hayber’in fethine mi, yoksa Ümmü Habibe’nin gelişine mi?” buyurdu.
Peygamberimiz, onun çektiği çileleri ve gurbeti bildiği için ona her zaman özel bir şefkat ve nezaket gösterirdi. Babasının düşmanlığına rağmen, kızını asla bundan sorumlu tutmadı.
Her ne kadar babasına minderi vermese de, onun hidayeti için gizlice hep dua ederdi. Mekke’nin fethi günü babası Ebu Süfyan Müslüman olunca, Ümmü Habibe annemiz sevinçten secdeye kapandı.
Allah, onun sabrının mükafatı olarak; hem kendisini Peygamber eşi yaptı, hem babasını, hem kardeşi Muaviye’yi İslam’la şereflendirdi.
Ümmü Habibe annemiz, Peygamberimizden (s.a.v) şu hadisi duymuştu: “Kim günde 12 rekat (farz olmayan sünnet) namaz kılarsa, Allah ona cennette bir köşk yapar.”
Şöyle derdi: “Bunu duyduğum günden beri, o namazları asla terk etmedim.” Hastayken bile oturarak bu namazları kılmaya devam ederdi. O, ibadet aşığı bir anneydi.
Vefat edeceği zaman (Hicri 44), Hz. Aişe ve Ümmü Seleme annelerimizi yanına çağırdı. Onlara dedi ki: “Kuma olarak aramızda geçen şeyler olmuş olabilir. Ben hakkımı helal ediyorum, siz de edin. Ben Rabbimin huzuruna tertemiz, kul hakkı olmadan gitmek istiyorum.”
Hz. Aişe, “Allah seni affetsin ve razı olsun” deyince, Ümmü Habibe gülümsedi ve: “Beni sevindirdin, Allah da seni sevindirsin” dedi. Bu güzel helalleşmeden sonra, huzur içinde ruhunu teslim etti.
