TEKVÎR SURESİ
TEKVÎR SURESİ KISSALARI
“Diri Gömülen Kız Çocuğu, Dürülen Güneş ve Apaçık Ufuk”
Cahiliyenin Karanlık Yüzü
Ayetler: 8 – 9İslam öncesi Cahiliye devrinde, bazı kabileler kız çocuğu sahibi olmayı utanç vesilesi sayar ve onları diri diri toprağa gömerlerdi. Bu vahşet o kadar kanıksanmıştı ki, babalar kendi elleriyle kızlarını çukura atar, üzerlerine toprak yığarken kalpleri sızlamazdı.
Allah’u Teâlâ, kıyamet gününün dehşetini anlatırken bu mazlum çocukları gündeme getirir: “Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman: ‘Hangi günahtan dolayı öldürüldü?'” Dikkat edilirse soru katile değil, mağdura sorulmaktadır. Bu, katilin o gün konuşmaya bile hakkı olmadığının ve suçun büyüklüğünün bir ifadesidir. İslam, bu ayetlerle kız çocuklarına hayat hakkını geri vermiş ve cahiliye karanlığını yırtmıştır.
“O Mecnun Değildir!”
Ayetler: 19 – 23Mekkeli müşrikler, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) “Mecnun (cinlenmiş, deli)” diyorlardı. Onlara göre vahiy, cinlerin veya hayal dünyasının bir ürünüydü. Allah (c.c), Elçisine ve Vahiy Meleği’ne yemin ederek bu iftirayı çürüttü.
“O (Kur’an), şerefli bir elçinin (Cebrail’in) sözüdür. O elçi güçlüdür, Arş’ın sahibi katında itibarlıdır. Arkadaşınız (Muhammed) asla bir mecnun değildir. Andolsun ki O, onu (Cebrail’i) apaçık ufukta görmüştür.” Peygamberimiz (s.a.v), Cebrail’i (a.s) Hira’dan inerken bütün ufku kaplayan asli suretinde görmüştür. Bu, vahyin hayal değil, gözle görülen bir hakikat olduğunun kanıtıdır.
Evrenin Altüst Oluşu
Ayetler: 1 – 14Peygamberimiz (s.a.v) buyurmuştur ki: “Kim kıyamet gününü gözüyle görüyormuş gibi hissetmek isterse; Tekvîr, İnfitâr ve İnşikâk surelerini okusun.”
Bu surede kıyamet, kozmik bir felaketler zinciri olarak anlatılır: Güneş dürülüp ışığı söndürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde, gebe develer (en değerli mallar) başıboş bırakıldığında, denizler kaynatıldığında… O gün her nefis, dünyadan ahirete ne hazırlayıp getirdiğini (hayır veya şer) bilecektir. Artık kaçış veya gizlenme imkanı kalmayacaktır.
“Fe Eyne Tezhebûn?”
Ayet: 26Allah’u Teâlâ, bütün bu hakikatleri, delilleri, kıyamet sahnelerini ve vahyin güvenilirliğini anlattıktan sonra, insanlığa sarsıcı ve düşündürücü o meşhur soruyu sorar:
“O halde (Kur’an’ı ve doğru yolu bırakıp) nereye gidiyorsunuz?” (Fe eyne tezhebûn?)
Bu soru; yolunu şaşıran, batıl inançlar peşinde koşan, dünya hayatına dalıp ahireti unutan her insana ilahi bir “Dur!” ihtarıdır. Gidecek başka kapı, sığınacak başka Rab yoktur. O (Kur’an), alemler için sadece bir öğüttür.
