Sarsılmaz İman
Mal ve Can Fedakârlığı, Hakiki Sadakat ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: SARSILMAZ İMAN VE GÜÇ ZİKRİ
يَا مُؤْمِنُ يَا مَتِينُ
“Yâ Mü’min Yâ Metîn”
(Ey kalplere iman nurunu bahşeden ve gücü, kuvveti sarsılmaz olan Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbi Şüphe ve Vesveseden Temizlemek İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda canları ile malları ile cihad etmişlerdir. İşte onlar sâdıklardır.”
(Hucurât Sûre-i Şerif’i, 15)
(Hucurât Sûre-i Şerif’i, 15)
İman; dil ile “İnandım” deyip, kalp ile dünyanın heveslerine ve şeytanın vesveselerine köle olmak değildir. Kur’an-ı Kerim, hakiki müminin tarifini yaparken önce kalbi her türlü şüpheden, tereddütten ve nifaktan temizlemeyi; ardından da bu imanın ispatı olarak canı ve malı Allah yolunda feda etmeyi (mücahedeyi) şart koşmuştur. Cüzdanına dokunulduğunda inancı sarsılan, canı tehlikeye girdiğinde saf değiştiren bir adamın imanı sâdık (gerçek) olamaz. Sâdıklar (sözünün erleri); Bedir’de, Uhud’da ve hayatın her cephesinde “Verdiğin can Senin, verdiğin mal Senin Ya Rabbi!” diyerek kibrinden soyunmuş, varlığını O’nun yoluna adamış yiğitlerdir.
KUR’AN-I KERİM’DE HAKİKİ İMAN VE FEDAKÂRLIK
Mallarını ve Canlarını Satanlar
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ۚ أُولَٰئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
Okunuşu: İnnemel-mü’minûnellezîne âmenû billâhi ve rasûlihî sümme lem yertâbû ve câhedû bi-emvâlihim ve enfüsihim fî sebîlillâh; ülâike hümüs-sâdikûn.
1. “Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda canları ve malları ile cihad etmişlerdir. İşte onlar sâdıklardır.”
[Hucurât Sûre-i Şerif’i]:[15]
أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
Okunuşu: E-hasiben-nâsü en yütrakû en yekûlû âmennâ ve hüm lâ yüftenûn.
2. “İnsanlar, (sadece dilleriyle) ‘İman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?”
[Ankebût Sûre-i Şerif’i]:[2]
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَىٰ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ
Okunuşu: İnnallâheşterâ minel-mü’minîne enfüsehüm ve emvâlehüm bi-enne lehümül-cenneh.
3. “Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara cenneti vermek üzere satın almıştır.” (Artık can da mal da O’nundur).
[Tevbe Sûre-i Şerif’i]:[111]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ ۞ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû hel edüllüküm alâ ticâratin tüncîküm min azâbin elîm. Tü’minûne billâhi ve rasûlihî ve tücâhidûne fî sebîlillâhi bi-emvâliküm ve enfüsiküm.
4. “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne iman edersiniz, mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz…”
[Saff Sûre-i Şerif’i]:[10-11]
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ
Okunuşu: Em hasibtüm en tedhulül-cennete ve lemmâ ya’lemillâhullezîne câhedû minküm ve ya’lemes-sâbirîn.
5. “Yoksa siz, Allah içinizden (canıyla ve malıyla) cihad edenleri belli etmeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?”
[Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i]:[142]
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ ۖ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا
Okunuşu: Em hasibtüm en tedhulül-cennete ve lemmâ ye’tiküm meselüllezîne halev min kabliküm; messethümül-be’sâü ved-darrâü ve zülzilû.
6. “Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler (zorluklar ve bedeller) sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle darlıklar dokundu, öyle sarsıldılar ki…”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[214]
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ ۖ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَىٰ نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ ۖ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا
Okunuşu: Minel-mü’minîne ricâlun sadakû mâ âhedüllâhe aleyh; fe-minhüm men kadâ nahbehû ve minhüm men yentezıru ve mâ beddelû tebdîlâ.
7. “Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadakat gösterdiler; onlardan kimi canını fedâ etti, kimi de beklemektedir. Verdikleri sözü (şüpheye düşüp) asla değiştirmediler.”
[Ahzâb Sûre-i Şerif’i]:[23]
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ آوَوْا وَنَصَرُوا أُولَٰئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا
Okunuşu: Vellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi vellezîne âvev ve nasarû ülâike hümül-mü’minûne hakkâ.
8. “İman edip hicret edenler ve Allah yolunda (malları ve canlarıyla) cihad edenlerle, onlara kucak açıp yardım edenler var ya; işte gerçek (sâdık) müminler ancak onlardır.”
[Enfâl Sûre-i Şerif’i]:[74]
لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ
Okunuşu: Lâ yestevil-kâıdûne minel-mü’minîne ğayru ülid-darari vel-mücâhidûne fî sebîlillâhi bi-emvâlihim ve enfüsihim.
9. “Müminlerden özür sahibi olmaksızın (evlerinde) oturanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler (mücahede edenler) asla bir olmazlar!”
[Nisâ Sûre-i Şerif’i]:[95]
قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا… أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا
Okunuşu: Kul in kâne âbâüküm ve ebnâüküm ve ıhvânüküm ve ezvâcüküm ve aşîratüküm ve emvâlünıkteraftümûhâ… ehabbe ileyküm minellâhi ve rasûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe-terabbesû.
10. “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız… ve kazandığınız mallar, size Allah’tan, Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin!”
[Tevbe Sûre-i Şerif’i]:[24]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. İMANIN TADINI ALMAK
“Şu üç şey kimde bulunursa o imanın tadını (hakiki iman şuurunu) alır: Allah ve Resulünün ona her şeyden sevgili olması, sevdiğini yalnız Allah için sevmesi ve (kalbini temizledikten sonra) küfre dönmeyi ateşe atılmak kadar iğrenç görmesi.”
[Buhârî, Îmân]:[9]
2. HAKİKİ MÜCAHİD KİMDİR?
“Hakiki mücahit, Allah’u Teala’ya itaat hususunda kendi nefsine (kibrine, dünya arzusuna ve şüphelerine) karşı cihad eden ve kalbini bunlardan temizleyen kimsedir.”
[Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd]:[2]
3. MALI VE CANIYLA CİHAD
Peygamberimize “İnsanların en hayırlısı kimdir?” diye sorulduğunda: “Canıyla ve malıyla Allah yolunda (şüphe etmeden) cihad eden mümindir!” buyurdu.
[Buhârî, Cihâd]:[2]
4. ALLAH’A KAVUŞMAYI SEVMEK
“Kim (malını ve canını vererek) Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim (dünyaya bağlanıp) Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.”
[Buhârî, Rikâk]:[41]
5. KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR
“Kişi (kıyamet gününde) sevdiğiyle beraberdir.” (Canından çok sevdiğine canını feda eden, ahirette onunla haşrolunur).
[Buhârî, Edeb]:[96]
6. İMANIN İKİ KISMI
“İman iki kısımdır (iki yarıdır): Yarısı (zorluklarda ve can/mal feda ederken) sabır, diğer yarısı ise (nimette) şükürdür.”
[Beyhakî, Şuabu’l-Îmân]
7. ŞÜPHE VE VESVESE İMANI BOZAR
“İmanınızı (sık sık) yenileyiniz. (Çünkü tıpkı bir elbisenin eskidiği gibi iman da kalpte eskir ve şüpheler dolar). ‘Lâ ilâhe illallah’ diyerek kalbinizi tazeleyin (ve temizleyin).”
[Ahmed b. Hanbel, Müsned]:[2/359]
8. CENNETİN BEDELİ
“Allah’ın malı (olan cennet) pahalıdır! Dikkat edin, Allah’ın malı cennettir.” (Oraya şüpheyle, tembellikle veya bedel ödemeden girilmez).
[Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme]:[18]
9. MALIN VE CANIN ŞAHİTLİĞİ
“Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. İkisi geri döner, biri onunla kalır: Ailesi ve malı (makamı) döner, sadece ameli (fedakârlığı) onunla baş başa kalır.”
[Buhârî, Rikâk]:[42]
10. ŞEYTANIN ŞÜPHE SOKMASI
“Şeytan sizden birinize gelir ve ‘Bunu kim yarattı, şunu kim yarattı?’ der. Nihayet ‘Rabbini kim yarattı?’ der. İş buraya varınca, o kişi hemen (şüphesinden temizlenip) Allah’a sığınsın ve bu düşünceye son versin!”
[Buhârî, Bed’ü’l-Halk]:[11]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Aşk okyanusuna dalmak isteyen adam, kıyıda durup paçalarının ıslanmasından (malından ve canından) korkuyorsa, o aşık değil, yalancıdır. Şüphe denizin kenarındadır, inci ise dibindedir.”
– Hz. Mevlânâ
“Hakiki iman, kalpten o ‘acaba’ putunu yıkıp atmaktır. Allah’u Teala’nın yolunda cüzdanından veya rahatından vazgeçemeyen bir dervişin, ‘canımı feda ederim’ demesi sadece bir nefis yalanıdır.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Malım mülküm heybemde / Derdim şöhret cübbemde / Diyorsan eğer, yürü git! / Dost pazarı buralarda değil.”
– Bizim Yunus
“Şüphe, şeytanın kalbe attığı bir kıvılcımdır. Onu Allah’ın zikriyle söndürüp temizlemezsen, bütün iman ormanını yakar kül eder. Sâdık olmak, ateşe atılırken İbrahim gibi şüphesiz durmaktır.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Dünyanın altınlarına ve makamlarına kalbini o kadar bağladın ki, Allah ‘ver’ dediğinde ellerin titriyor. Canı verenin Allah, malı verenin Allah olduğunu bilmeyen bir kalpte, sadakat nasıl yeşersin?”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. EBU BEKİR’İN (R.A) BÜTÜN MALINI VERMESİ
Tebük Seferi öncesi, İslam ordusu büyük bir maddi sıkıntı içindeydi. Peygamberimiz efendimiz (s.a.v) yardım çağrısında bulundu. Hz. Ebu Bekir (r.a), evinde ne var ne yoksa hepsini bir çuvala doldurup getirdi ve Peygamberimizin önüne koydu. Efendimiz ona: “Ey Ebu Bekir! Ailene ve çocuklarına ne bıraktın?” diye sorduğunda, o kalbini dünya malından ve şüphesinden öylesine temizlemişti ki, o muazzam cevabı verdi: “Onlara Allah’ı ve Resulünü bıraktım!” (İşte malıyla cihad edip şüphe etmeyen sadakat budur).
[Kaynak: Tirmizî, Menâkıb]:[16]
2. MUS’AB BİN UMEYR’İN (R.A) CANINI FEDA ETMESİ
Mus’ab bin Umeyr (r.a), Mekke’nin en zengin, en lüks giyinen genciydi. İslam’ı seçince ailesi onu reddetti ve bütün servetini elinden aldı. Uhud Savaşı’nda İslam sancağını taşıyordu. Düşman kılıcı sağ kolunu kesti, sancağı sol eline aldı. Sol kolu da kesildi, sancağı boynuyla göğsüne sıkıştırdı ve “Muhammed sadece bir elçidir” ayetini okuyarak şehit düştü. Şehit olduğunda, o zengin gencin üzerini örtecek bir kefeni bile yoktu. “Sonra şüpheye düşmemişler, canlarıyla cihad etmişlerdir” ayetinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
[Kaynak: Buhârî, Cenâiz]:[27]
3. HZ. ALİ’NİN (R.A) ÖLÜM YATAĞINDAKİ NÖBETİ
Hicret gecesi Mekkeli müşrikler, Peygamberimiz efendimizi yatağında öldürmek için evi kuşatmışlardı. Peygamberimiz kendi yatağına Hz. Ali’yi (r.a) yatırdı ve ona üzerine kendi hırkasını örtmesini söyledi. Hz. Ali (r.a), sabah olunca düşman kılıçlarının kendi üzerine ineceğini bile bile zerre kadar şüphe veya korku duymadan o yatağa yattı ve uyudu. Ölümü göze alarak canıyla cihad etmek, sâdıkların en büyük nişanesidir.
[Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye]
4. SÜHEYB-İ RÛMÎ’NİN (R.A) KAZANÇLI TİCARETİ
Sahabeden Süheyb-i Rûmî (r.a), Mekke’den Medine’ye hicret etmek için yola çıktığında, müşrikler arkasından yetişip yolunu kestiler. “Mekke’ye fakir geldin, burada zengin oldun. Şimdi servetini alıp gitmene izin vermeyiz!” dediler. Süheyb (r.a) atından indi ve dedi ki: “Eğer bütün servetimin yerini söylersem ve her şeyimi size verirsem yolumdan çekilir misiniz?” Müşrikler “Evet” dedi. O da bütün malını, bir ömürlük emeğini bir saniyede gözden çıkarıp verdi. Medine’ye vardığında Peygamberimiz ona gülümseyerek: “Ey Süheyb! Alışverişin çok kârlı oldu, çok kârlı bir ticaret yaptın!” buyurdu.
[Kaynak: Hâkim, el-Müstedrek]:[3/398]
5. İLK ŞEHİTLER YASİR AİLESİNİN (R.A) SEBATI
Mekke’nin o çetin işkence günlerinde, Ammar’ın babası Yasir ve annesi Sümeyye (r.a) kızgın kumlara yatırılmış ve “İnancından dön” diye işkence görüyordu. Kalplerinde Allah ve Resulüne zerre kadar bir şüphe yoktu. Ebu Cehil, Sümeyye annemize (r.a) hakaret edip mızrağını ona saplayarak onu İslam’ın ilk şehidi yaptı. Eşi Yasir de aynı gün şehit edildi. “İnandık deyip bırakılacaklarını mı sandılar?” ayetinin şanlı birer sancağı oldular.
[Kaynak: İbn Sa’d, Tabakât]
Nefis Muhasebesi: Sadakat Aynası
(İmanımızın kuru bir iddia mı, hakiki bir sadakat mi olduğunu tartmak için soralım)
- Ayet-i kerimede “İman ettikten sonra şüpheye düşmediler” buyururken, ben başıma gelen hastalıkta, fakirlikte veya zorlukta hemen isyan edip Rabbimin adaletinden şüpheye düşüyor muyum?
- “Mallarıyla cihad ettiler” sırrına ermek için; cebimdeki paradan, zekatımdan veya infağımdan verirken ellerim titriyor mu, yoksa Süheyb-i Rûmî gibi ebedi bir ticaretin neşesiyle mi veriyorum?
- Haramlarla, faizle veya haksız kazançla imtihan edildiğimde; canımla cihad edemiyorsam bile hiç olmazsa nefsimle savaşıp kalbimi o kirden temizleyebiliyor muyum?
- Dilde “Allah’ı ve peygamberi çok seviyorum” derken, O’nun sünnetini yaşatmak (veya savunmak) adına uykumdan, rahatımdan ve itibarımdan ne kadar taviz (fedakârlık) veriyorum?
- Peygamberimiz efendimizin “Allah’ın cenneti pahalıdır” uyarısını işitmişken, ben bu pahalı makamı (sâdıklar zümresini) hiçbir bedel ödemeden, sadece ucuz dualarla mı satın alacağımı sanıyorum?
“İşte Onlar Sâdıkların Ta Kendileridir”
([Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i]:[8] / İlimde derinleşen sâdıkların, kalbin şeytani şüphelere kapılmaması ve hakiki sadakate erip o yolda son nefese kadar sabit kalabilmesi için ettikleri Kur’ani dua)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً
Okunuşu: Rabbenâ lâ tüzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh.
“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten (ve bize iman nurunu bahşettikten) sonra kalplerimizi (vesveseye ve şüpheye düşürüp haktan) kaydırma! Bize Kendi katından bir rahmet lütfet. Şüphesiz (kalbimizi temizleyecek olan) vehhâb olan Sensin.”([Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i]:[8] / İlimde derinleşen sâdıkların, kalbin şeytani şüphelere kapılmaması ve hakiki sadakate erip o yolda son nefese kadar sabit kalabilmesi için ettikleri Kur’ani dua)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
