Peygamber Huzurunda Edep
Sünneti Tartışanların Cüreti ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: EDEP VE HÜRMET ZİKRİ
يَا مَاجِدُ يَا حَلِيمُ
“Yâ Mâcid Yâ Halîm”
(Ey şanı ve kadri yüce olan, kullarının kusurlarına karşı hilm ile muamele eden Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbi Sünnete Saygısızlıktan Temizlemek İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Ey iman edenler! Peygamber’e hususi bir şey arzedip konuşmak istediğiniz zaman bu konuşmanızdan önce fakirlere sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir…”
(Mücâdele Sûre-i Şerif’i, 12)
(Mücâdele Sûre-i Şerif’i, 12)
Cenâb-ı Hakk, Resulullah (Aleyhisselâm)’ın huzuruna girmenin ne demek olduğunu, o makamın nasıl bir heybet ve hürmet gerektirdiğini duyurmak için, canlarını ona feda etmiş olan Ashâb-ı Kiram’ı bile ikaz etmiş; onunla hususi konuşmadan önce kalplerini kibirden temizleyip sadaka vermelerini emretmiştir. Diğer bir ayette ise “Allah’ın ve Peygamberinin huzurunda (söz ve hükümde) öne geçmeyin” buyurularak o mutlak teslimiyet çizgisi çekilmiştir. Ashâb-ı Kiram, Efendimizin (s.a.v) huzurunda başlarında kuş varmış gibi edeple otururken; ahir zamanda onun aziz adını, onun sarsılmaz sünnetini ve mukaddes Hadis-i şerif’lerini televizyon köşelerinde, tartışma masalarında ayak ayak üstüne atarak, hiçbir haya gözetmeden diline dolayıp tartışanların durumunu, o vahim cüretin cezasını bu ayetlerin heybetinden kıyas edebilirsiniz.
KUR’AN-I KERİM’DE PEYGAMBERE EDEP
O’nun Huzurunda Sesini Kısmak
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ۖ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۚ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû lâ tükaddimû beyne yedeyillâhi ve rasûlihî vettekullâh; innallâhe semîun alîm.
1. “Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamber’inin (hükmü ve sünneti) huzurunda (kendi fikrinizle) öne geçmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
[Hucurât Sûre-i Şerif’i]:[1]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû lâ terfeû asvâteküm fevka savtin-nebiyyi ve lâ techerû lehû bil-kavli ke-cehri ba’dıküm li-ba’dın en tahbeta a’mâlüküm ve entüm lâ teş’urûn.
2. “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi ona yüksek sesle bağırmayın (edeple konuşun); yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.”
[Hucurât Sûre-i Şerif’i]:[2]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ لَكُمْ وَأَطْهَرُ
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû izâ nâceytümür-rasûle fe-kaddimû beyne yedey necvâküm sadakah; zâlike hayrun leküm ve ather.
3. “Ey iman edenler! Peygamber’le gizli (hususi) bir şey konuşmak istediğiniz zaman, bu konuşmanızdan önce (kalplerinizi kibirden temizlemek için) bir sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir.”
[Mücâdele Sûre-i Şerif’i]:[12]
لَا تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا
Okunuşu: Lâ tec’alû düâer-rasûli beyneküm ke-düâi ba’dıküm ba’dâ.
4. “Peygamberi kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi (sıradan bir isimle, arkadaşınıza hitap edercesine) çağırmayın!” (O’nun şanına ve makamına hürmet edin).
[Nûr Sûre-i Şerif’i]:[63]
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Okunuşu: Fe-lâ ve rabbike lâ yü’minûne hattâ yühakkimûke fîmâ şecera beynehüm sümme lâ yecidû fî enfüsihim haracen mimmâ kadayte ve yüsellimû teslîmâ.
5. “Hayır, Rabbine andolsun ki; onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp, sonra da senin verdiğin hükme (sünnetine) karşı içlerinde hiçbir sıkıntı (ve şüphe) duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmazlar.”
[Nisâ Sûre-i Şerif’i]:[65]
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ
Okunuşu: Ve mâ kâne li-mü’minin ve lâ mü’minetin izâ kadallâhu ve rasûlühû emran en yekûne lehümül-hıyeratü min emrihim.
6. “Allah ve Resulü bir işe (bir sünnete) hükmettiği zaman, inanan bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme (ve o sünneti tartışma) hakkı yoktur.”
[Ahzâb Sûre-i Şerif’i]:[36]
فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuşu: Fel-yahzerillezîne yühâlifûne an emrihî en tüsîbehüm fitnetün ev yüsîbehüm azâbün elîm.
7. “…Onun (Peygamberin) emrine (ve sünnetine) aykırı davrananlar, başlarına bir musibet (fitne) gelmesinden veya kendilerine çok acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar!”
[Nûr Sûre-i Şerif’i]:[63]
إِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهِينًا
Okunuşu: İnnellezîne yü’zûnellâhe ve rasûlehû leanehümüllâhu fid-dünyâ vel-âhirati ve eadde lehüm azâben mühînâ.
8. “Allah’ı ve Resulünü incitenlere (O’nun hatırasına ve sünnetine saygısızlık edenlere) Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.”
[Ahzâb Sûre-i Şerif’i]:[57]
مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ ۖ وَمَنْ تَوَلَّىٰ فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Okunuşu: Men yütıır-rasûle fe-kad etâallâh; ve men tevellâ fe-mâ erselnâke aleyhim hafîzâ.
9. “Kim Peygambere (ve onun hadislerine) itaat ederse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, (üzülme) Biz seni onların üzerine bir bekçi göndermedik.”
[Nisâ Sûre-i Şerif’i]:[80]
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا ۞ لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ
Okunuşu: İnnâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiran ve nezîrâ. Li-tü’minû billâhi ve rasûlihî ve tüazzirûhü ve tüvekkırûh.
10. “Şüphesiz Biz seni bir şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Tâ ki Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve onu (bütün yüreğinizle) yüceltesiniz.”
[Feth Sûre-i Şerif’i]:[8-9]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. TOK KARINLA SÜNNETİ İNKAR EDENLER
“Sakın sizden birinizi, karnı tok bir şekilde koltuğuna yaslanmışken, kendisine benim bir emrim (hadisim) veya yasağım geldiğinde: ‘Biz onu bilmeyiz, biz sadece Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız!’ derken (sünnetimi inkar ederken) bulmayayım!”
[Ebû Dâvûd, Sünnet]:[5]
2. BANA İTAAT ALLAH’A İTAATTİR
“Şunu iyi bilin ki, bana Kur’an ve onunla beraber (hüküm bakımından) bir misli (Sünnet) daha verildi. Yakında karnı tok bir adam koltuğuna yaslanıp ‘Sadece Kur’an’a uyun’ diyecektir. Dikkat edin, Allah’ın Resulünün haram kıldığı da, Allah’ın haram kıldığı gibidir!”
[İbn Mâce, Mukaddime]:[2]
3. SÜNNETİMDEN YÜZ ÇEVİREN
“(Allah’a ulaşmak için zorluklar uydurup) Benim sünnetimden yüz çeviren (ve onu beğenmeyip küçümseyen) kimse, benden değildir.”
[Buhârî, Nikâh]:[1]
4. BENİM SÖZÜMÜ YALANLAMAK
“Kim benim adıma (söylemediğim bir sözü) kasten yalan yere uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın!” (Aynı şekilde sahih olan hadisi inkar eden de o ateşe hazırlanır).
[Buhârî, İlim]:[38]
5. İKİ EMANETE SARILMAK
“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı (Kur’an) ve Peygamberinin Sünneti (Hadisleri).”
[Muvatta’, Kader]:[3]
6. BÜTÜN ÜMMETİM CENNETE GİRER
“İmtina edenler (direnenler) hariç, bütün ümmetim cennete girecektir.” Sahabeler ‘İmtina eden kimdir Ya Resulallah?’ deyince: “Bana itaat eden cennete girer, bana asi olan (sünnetimi reddeden) kimse imtina etmiş demektir!” buyurdu.
[Buhârî, İ’tisâm]:[2]
7. BİD’AT VE SÜNNET
“Sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed’in (s.a.v) yoludur (sünnetidir). İşlerin en şerlisi ise sonradan uydurulanlardır (bid’atlerdir).”
[Müslim, Cum’a]:[43]
8. RESULULLAH’A EZA VERENİN HALİ
“Kim bana eza verirse (benim sünnetime, ev halkıma ve ashabıma saygısızlık ederse), muhakkak ki Allah’u Teala’ya eza vermiş olur.”
[Tirmizî, Menâkıb]
9. HEVASI BANA UYMADIKÇA
“Sizden birinizin (kalbini her türlü kirden temizleyip) nefsi ve arzuları, benim getirdiğim şeye (sünnetime) tabi olmadıkça (tam) iman etmiş olmaz.”
[Nevevî, Kırk Hadis]:[41]
10. SÜNNETİME SARILANIN SEVABI
“Ümmetimin fesada uğradığı (sünnetlerin inkar edilip tartışıldığı) bir zamanda, benim (unutulmuş) bir sünnetime sımsıkı sarılan kimseye yüz şehit sevabı vardır!”
[Beyhakî, ez-Zühd]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“O (s.a.v) öyle bir güneştir ki, Kur’an o güneşin ziyası, Sünnet ise o güneşin ısısıdır. Güneşin sadece ışığını alıp ısısını inkar eden, karanlıkta kalmaz ama soğuktan (imansızlıktan) donarak ölür.”
– Hz. Mevlânâ
“Tarikatın (Tasavvufun) yegâne gayesi havada uçmak değil, Resulullah’ın (s.a.v) sünnetine milimetrik bir sadakatle uymaktır. O’nun edebiyle süslenmemiş bir ilim, şeytanın sofrasına meze olur.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Canım kurban olsun senin yoluna / Adı güzel, kendi güzel Muhammed.” O’nun mübarek sözlerini tartışmaya açanlar, o ismin ağırlığı altında ezileceklerdir.
– Bizim Yunus
“Sünnet, Nuh’un gemisi gibidir. O gemiye binen (hadislere teslim olan) kurtulur, kendi aklının ve mantığının dağına sığınmaya çalışanlar ise helak olur.”
– İmam Mâlik (r.a)
“Ey oğul! Sahabeler O’nun ağzından çıkan bir sözü yere düşürmemek için canlarını veriyordu. Sen ise eline aldığın yarım yamalak ilimle O’nun hadislerini kantara çekiyorsun. Kibrini temizle de haddini bil!”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. İMAM MÂLİK’İN (R.A) MEDİNE’DEKİ EDEBİ
Büyük mezhep imamı İmam Mâlik, Medine-i Münevvere’de asla hayvana binmezdi. “Resulullah’ın (s.a.v) mübarek ayaklarının bastığı ve medfun bulunduğu şu mukaddes topraklara, hayvanın tırnağıyla basmaktan haya ederim” derdi. O, Peygamberimizden (s.a.v) bir hadis rivayet edeceği zaman önce gider gusül abdesti alır, kalbini ve bedenini temizler, en güzel kokularını sürünür ve yüksek bir kürsüye çıkarak o hadisi büyük bir huşu ve hürmetle okurdu. Dünün büyük alimleri hadisi böyle edeple baş tacı ederken, bugünün nasipsizleri onu ayak ayak üstüne atarak tartışmaktadırlar.
[Kaynak: Kadı İyâz, Tertîbü’l-Medârik]
2. ABDULLAH BİN ÖMER’İN (R.A) SARSILMAZ İTAATİ
Sahabenin büyüklerinden Abdullah bin Ömer (r.a), yolda yürürken aniden atından iner, eğilerek bir ağacın altından geçerdi. “Ey İbn Ömer, neden eğildin, burada sana değecek bir dal yok ki?” diye sorduklarında, o muazzam itaat sırrını verirdi: “Evet şimdi dal yok. Lakin ben yıllar önce Allah Resulünün (s.a.v) buradan geçerken o dala değmemek için başını eğdiğini görmüştüm. O’nun yaptığı bir hareketi aynen taklit etmek benim kalbime öyle bir saadet veriyor ki dayanamıyorum.” O nesil sünneti tartışmaz, aşkla yaşardı.
[Kaynak: İbn Sa’d, Tabakât]
3. HZ. EBU BEKİR’İN (R.A) AYET İNİNCEKİ SÜKÛTU
“Seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin” (Hucurat: 2) ayeti kerimesi inmeden önce sahabeler, Peygamberimizle (s.a.v) konuşurken bazen seslerini farkında olmadan yükseltebiliyorlardı. Ancak bu heybetli ayet indikten sonra, başta Hz. Ebu Bekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) olmak üzere sahabeler, Resulullah’ın huzurunda adeta başlarında kuş varmış ve uçacakmış gibi kıpırdamadan oturmaya başladılar. Hz. Ömer (r.a) o kadar kısık ve fısıltıyla konuşurdu ki, Peygamberimiz “Ey Ömer, sesini biraz yükselt, duyamıyorum” demek zorunda kalırdı.
[Kaynak: Buhârî, Tefsir]:[49]
4. SÜNNETİ İNKAR EDEN ADAMIN KOLU
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir mecliste yemek yerken, sol eliyle yemek yiyen bir adam gördü. Ona şefkatle: “Kardeşim, sağ elinle ye” diye ahkâmı hatırlattı. Adam kibrinden ve sünnete itaatsizliğinden dolayı: “Sağ elimle yiyemiyorum (gücüm yetmiyor)” diye yalan söyledi. Peygamberimiz (s.a.v) onun bu kibrine karşı: “Yiyemez ol (o zaman)!” buyurdu. Râvi der ki: “Adam o günden sonra bir daha sağ elini ağzına asla kaldıramadı, kolu felç oldu.” Sünneti kibre alet etmek hüsrandır.
[Kaynak: Müslim, Eşribe]:[107]
5. İMAM ŞÂFİÎ’NİN KÜKREYİŞİ
Birisi büyük müçtehit İmam Şâfiî’ye gelerek bir mesele hakkında fetva sordu. İmam Şâfiî de ona Resulullah’ın (s.a.v) bir hadisini okuyarak cevap verdi. Adam küstahça: “Ey İmam! Sen de bu hadise göre mi hükmediyorsun (bu hadisi kabul ediyor musun)?” diye sorunca, İmam Şâfiî’nin rengi attı, titremeye başladı ve kükredi: “Ey adam! Sen beni kiliseden çıkarken mi gördün! Benim belimde zünnar (kâfir kuşağı) mı var! Ben sana ‘Resulullah şöyle buyurdu’ diyorum, sen bana ‘Sen bu sözü kabul ediyor musun’ diyorsun! Bir hadisi duyup da başımın üstüne koymazsam yeryüzü beni yutsun!”
[Kaynak: Hatîb el-Bağdâdî, Şerefü Ashâbi’l-Hadîs]
Nefis Muhasebesi: Edep Aynası
(Peygamberin aziz hatırasına ne kadar hürmet ettiğimizi tartmak için soralım)
- Kur’an’da ashabın, Peygamberle hususi konuşmadan önce sadaka (bedel) vermesi istenirken; ben bugün o yüce makamın hadislerini televizyonda fütursuzca eleştiren, sünneti ayağa düşüren (sözde) ilahiyatçıları dinlerken kalbimi bu ifsad edici şüphelerden temizleyebiliyor muyum?
- “Seslerinizi onun sesinden (sözünden) üste çıkarmayın, yoksa amelleriniz boşa gider” emrini duymuşken; “Benim mantığıma bu hadis yatmıyor” diyerek kendi fani aklımı Resulullah’ın (s.a.v) sözünden üstün mü tutuyorum?
- İmam Malik (r.a) hadis okurken gusül abdesti alıp o muazzam edebi gösterirken, ben Siyer okurken veya bir hadis işittiğimde o hürmeti zerre kadar kalbimde hissediyor muyum?
- İnsanların kendi hayat felsefelerine ve önderlerine körü körüne bağlandığı şu çağda, ben Kâinatın Efendisinin sünnetini evimde ve hayatımda yaşatmak için ne kadar çaba sarf ediyorum?
- Sünneti inkar edenlerin “Bize sadece Kur’an yeter” diyerek dini tahrif etme (bozma) projesine karşı, Ehli Sünnet kalesini savunacak ilmi ve manevi şuura sahip miyim?
“O’na (S.A.V) İtaat, Allah’a İtaattir”
(Peygamber Efendimizin o mukaddes emanetine (sünnetine) laf uzatanların düştüğü o büyük hüsrandan korunmak ve mahşer günü O’nun şefaatine yüz akıyla erebilmek için okunan muazzam niyaz)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
اللَّهُمَّ أَحْيِنِي عَلَى سُنَّتِهِ، وَتَوَفَّنِي عَلَى مِلَّتِهِ، وَاحْشُرْنِي فِي زُمْرَتِهِ
Okunuşu: Allâhümme ahyinî alâ sünnetih, ve teveffenî alâ milletih, vahşürnî fî zümratih.
“Allah’ım! Beni O’nun (Resulullah’ın) sünneti (ve ahlakı) üzere yaşat. Beni O’nun dini (millete-i İslam) üzere vefat ettir. (Kalbimi sünnete saygısızlıktan temizleyerek) Kıyamet gününde beni O’nun sancağı altında ve O’nun zümresinde (şefaatinde) haşreyle!”(Peygamber Efendimizin o mukaddes emanetine (sünnetine) laf uzatanların düştüğü o büyük hüsrandan korunmak ve mahşer günü O’nun şefaatine yüz akıyla erebilmek için okunan muazzam niyaz)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
