Nefs-i Mülhime
Kalp Perdelerinin Kalktığı İlham Makamı
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: İLHAM VE HİDAYET ZİKRİ
يَا هَادِي يَا مُلْهِمُ
“Yâ Hâdî Yâ Mülhim”
(Ey kullarına doğru yolu gösteren ve onların kalplerine hakikati ilham eden Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbi Nura Açmak İçin (100+)
Bismillâhirrahmânirrahîm
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Sonra da o nefse isyanını (kötülüğünü) ve takvasını (Allah’tan sakınmayı) ilham edene yemin olsun ki; nefsini temizleyen muhakkak kurtuluşa ermiştir.”
(Şems Sûre-i Şerif’i, 8-9)
(Şems Sûre-i Şerif’i, 8-9)
İnsanın içsel yolculuğunda Emmâre’nin körlüğü bitip, Levvâme’nin gözyaşlarıyla günah pasları yıkandığında; ibâdet, zikir ve riyâzetlerin bereketiyle kalbin üzerindeki karanlık perdelerden biri daha kalkar. İşte bu aydınlık eşik, “Nefs-i Mülhime” makamıdır. Bu mertebeye ulaşan kul, artık kitaptan okuduğuyla değil, bizzat Allah’u Teala’nın kalbine bahşettiği “ilham” ile iyiyi kötüden, hakkı batıldan ayırmaya (feraset sahibi olmaya) başlar. Kalbini riyadan ve masivadan temizledikçe, Rabbinden gelen o latif fısıltıları duyar. Ancak burası tehlikesi tamamen geçmiş bir makam değildir; şeytanın fısıltılarını ilham sanma ihtimaline karşı mürşidin rehberliği ve Kuran’ın ölçüsü burada en büyük kalkanımızdır.
KUR’AN-I KERİM’DE İLHAM VE HİDAYET
Kalplere Doğan Hakikat Nuru
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
Okunuşu: Fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ.
1. “Sonra da o nefse (isyan olan) kötülüğünü de, takvasını (korunma yollarını) da ilham edene yemin olsun ki…”
(Şems Sûre-i Şerif’i, 8)
قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا ۞ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا
Okunuşu: Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.
2. “Nefsini (maddi ve manevi kirlerden) temizleyen muhakkak kurtuluşa ermiştir. Onu (günahlarla) örtüp kirleten ise elbette hüsrana uğramıştır.”
(Şems Sûre-i Şerif’i, 9-10)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al leküm furkânâ.
3. “Ey iman edenler! Eğer Allah’u Teala’dan korkup (kalbinizi temiz tutarsanız), O size Furkan (iyiyi kötüden ayırt edecek bir nur ve anlayış) verir.”
(Enfâl Sûre-i Şerif’i, 29)
وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
Okunuşu: Vellezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ; ve innallâhe lemeal-muhsinîn.
4. “Bizim uğrumuzda (nefisleriyle) mücahede edenlere (Nefs-i Mülhime makamında) mutlaka kendi yollarımızı (ve sırlarımızı) gösteririz.”
(Ankebût Sûre-i Şerif’i, 69)
أَفَمَنْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٍ مِنْ رَبِّهِ
Okunuşu: Efemen şerahallâhu sadrahû lil-islâmi fe-hüve alâ nûrin min rabbih.
5. “Allah’u Teala’nın göğsünü İslam’a açtığı kimse, (sadece kendi aklıyla değil) Rabbinden gelen bir nur (ilham ve feraset) üzere değil midir?”
(Zümer Sûre-i Şerif’i, 22)
وَاتَّقُوا اللَّهَ ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ اللَّهُ ۗ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Okunuşu: Vettekullâh; ve yüallimükümüllâh; vallâhu bi-külli şey’in alîm.
6. “Allah’u Teala’dan korkun (kalbinizi takva ile temizleyin) ki, Allah size (bizzat kendi katından) öğretsin. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
(Bakara Sûre-i Şerif’i, 282)
مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ ۖ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا
Okunuşu: Men yehdillâhu fe-hüvel-mühtedi, ve men yudlil felen tecide lehû veliyyen mürşidâ.
7. “Allah kime hidayet ederse (ve kimin kalbini nurlandırırsa), işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsan, artık onun için yol gösterici (mürşit) bir dost bulamazsın.”
(Kehf Sûre-i Şerif’i, 17)
وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ
Okunuşu: Vellezînehtedev zâdehüm hüden ve âtâhüm takvâhüm.
8. “Hidayete erenlere (kalbini arındıranlara) gelince, Allah’u Teala onların hidayetini artırır ve onlara takvalarını (O’na karşı gelmekten sakınma hissini) ilham eder.”
(Muhammed Sûre-i Şerif’i, 17)
رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَىٰ كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَىٰ
Okunuşu: Rabbünellezî a’tâ külle şey’in halkahû sümme hedâ.
9. “(Musa dedi ki): Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılış (özelliklerini) veren, sonra da onlara doğru yolu ilham eden (Hidayet veren)dir.”
(Tâhâ Sûre-i Şerif’i, 50)
إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ
Okunuşu: İnnallâhe meallezînet-tekav vellezîne hüm muhsinûn.
10. “Şüphesiz Allah’u Teala, (kötülüklerden) korunanlar (ve kalbini temizleyenler) ile iyilik edenlerle (daima) beraberdir.”
(Nahl Sûre-i Şerif’i, 128)
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Müjdeleri
1. MÜMİNİN FERASETİ
“Müminin ferasetinden (keskin anlayışından ve sezgisinden) sakının! Çünkü o, Allah’u Teala’nın nuruyla bakar (O’nun ilhamıyla görür).”
[Tirmizî, Tefsir, 15]
2. KALBE GELEN İKİ İLHAM
“Âdemoğlunun kalbine iki yönden düşünce gelir. Biri melektendir (ilhamdır); iyiliği emreder, hakkı tasdik eder. Diğeri şeytandandır (vesvesedir); kötülüğe teşvik eder. Melekten olan ilhamı hisseden Allah’a hamdetsin, şeytandan olanı hisseden ondan temizlensin.”
[Tirmizî, Tefsir, 3]
3. KUTSİ HADİS: GÖREN GÖZÜ OLURUM
“Allah’u Teala buyurur: Kulum bana nafile (zikir ve) ibadetlerle yaklaşmaya devam eder… Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, (nurumla) gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.”
[Buhârî, Rikâk, 38]
4. BİLDİĞİYLE AMEL EDENİN İLHAMI
“Kim bildiği (ve inandığı) gerçeklerle amel ederse (kalbini kötülükten temizlerse), Allah’u Teala ona bilmediği şeylerin de ilmini (ve hikmetini) ihsan eder.”
[Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ]
5. “MÜFTİ” SENİN KALBİNDİR
Sahabeden Vâbisa (r.a) gelince, Efendimiz o sormadan “İyilik ve kötülüğü mü sormaya geldin?” buyurdu. Sonra şöyle dedi: “Müftiler (insanlar) sana fetva verse de, sen kalbine (vicdanına) danış. İyilik, kalbin (ruhun) yatıştığı şeydir. Kötülük ise, kalbi tırmalayan ve içinde şüphe uyandıran şeydir.” (Nefs-i Mülhime’nin en büyük emaresidir).
[Ahmed b. Hanbel, Müsned]
6. KALPLER O’NUN PARMAKLARI ARASINDADIR
“Şüphesiz bütün Âdemoğullarının kalpleri, Rahman olan Allah’u Teala’nın (kudret) parmaklarından iki parmağı arasındadır. Onları dilediği gibi evirir çevirir (ve onlara dilediğini ilham eder).”
[Müslim, Kader, 17]
7. EFENDİMİZİN İLHAM DUASI
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sıklıkla şöyle dua ederdi: “Allâhümme elhimnî rüşdî ve eıźnî min şerri nefsî” (Allah’ım! Bana doğruyu ve hidayeti ilham et, beni nefsimin şerrinden koru).
[Tirmizî, Daavât, 69]
8. DİNDE FAKİH KILINANLAR
“Allah’u Teala kimin için hayır dilerse, onu dinde fakih kılar (ona dinin derin bir anlayışını ve hikmetini ilham eder).”
[Buhârî, İlim, 10]
9. KALBE KONULAN VAİZ
“Allah’u Teala bir kula hayır dilerse, onun kalbine kendi nefsinin kusurlarını gösteren ve onu kötülüklerden alıkoyan gizli bir vaiz (ilham eden bir nur) yerleştirir.”
[Deylemî, el-Firdevs]
10. İLHAMI ARAMAK
“Siz rızkınızı nasıl (zahiri yollarla) arıyorsanız, ilmi (ve kalbe inecek o nuru) da öylece arayınız.”
[Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Aklın bittiği yerde aşk başlar; kitabın bittiği yerde ilham (Nefs-i Mülhime) konuşur. Sen kalbinin aynasındaki isyan pasını temizlersen, O (c.c) sana sapsarı güneşi bile kıskandıracak nurlar ilham eder.”
– Hz. Mevlânâ
“Bizim yolumuzda mürşidin asıl vazifesi, sana kitap okutmak değil; senin kalbindeki ilham pınarlarının üzerini kapatan çamurları temizlemendir. Pınar açıldığında, su zaten içeriden kaynayacaktır.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır.” Gerçek bilgi satırlarda değil, sadırlarda (ilham edilen kalplerde) gizlidir.
– Bizim Yunus
“Nefs-i Mülhime, şeytanın fısıltısıyla meleğin ilhamının birbirine en çok karıştığı tehlikeli bir makamdır. Burada terazi, Kur’an ve Sünnet’tir. İlham Kur’an’a uymuyorsa o şeytandandır.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Dünyanın süslerinden ve insanların kuru kalabalığından uzlete çekildiğinde duyduğun o ince ses, Allah’u Teala’nın sana olan ilhamıdır. O sesi gürültüyle boğma!”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. ÖMER’İN (R.A) FERASETİ: “SÂRİYE! DAĞA!”
Hz. Ömer (r.a) Medine’de Cuma hutbesi okurken birden sözünü kesip uzaklara bakar gibi oldu ve cemaate anlamsız gelen şu nidayı kopardı: “Ya Sâriye! El-Cebel, el-Cebel (Dağa dikkat et, dağa çık)!” Cemaat şaşırdı. Aylar sonra, ta İran’ın Nihavend bölgesinde savaşan komutan Sâriye bin Zünneym (r.a) Medine’ye döndüğünde anlattı: “Düşman bizi bir vadide sıkıştırmıştı, yenilmek üzereydik. Birden gökyüzünden Ömer’in (r.a) ‘Sâriye! Dağa!’ sesini duydum. Ordumu dağa çektim ve zafer kazandık.” İşte kalbi tamamen temizlenmiş bir müminin, Allah’ın ilhamıyla binlerce kilometre öteyi görmesidir (feraset).
[Kaynak: İbn Hacer, Târîhu’l-Hulefâ]
2. İMAM MALİK’İN İMAM ŞAFİİ’YE ÖĞÜDÜ
İmam Şafii, gençliğinde keskin bir zekaya ve olağanüstü bir hafızaya sahipti. İlmini ilerletmek için büyük âlim İmam Malik’in yanına gittiğinde, İmam Malik onun gözlerindeki o eşsiz feraseti ve nuru hemen fark etti. Ona şu muazzam tarihi nasihati verdi: “Ey Muhammed! Görüyorum ki Allah’u Teala senin kalbine çok özel bir nur (ilham ve anlayış) bırakmış. Sakın ha, bu nuru günahların karanlığıyla söndürme! Kalbini daima temiz tut ki, o ilham sana hep aksın.”
[Kaynak: Beyhakî, Menâkıbu’ş-Şâfiî]
3. ŞAH-I NAKŞİBEND VE MÜRŞİDİNİN BAKIŞI
Bahaüddin Nakşibend (k.s) gençliğinde mürşidi Seyyid Emir Külal Hazretlerinin yanına ilk gittiğinde kalbinden şöyle geçirmişti: “Acaba bu zat gerçekten benim içimi görebilecek kadar derin bir ferasete (ilham makamına) sahip midir?” O an mürşidi ona dönerek tebessüm etti ve: “Evladım Bahaüddin! Dervişlerin kalbi sırçadan (camdan) yapılmış saraylar gibidir, biz oraya baktığımızda dışarıdan içeriği apaçık görürüz. Kalbindeki o vesveseyi sil de öyle gel” buyurdu. Şah-ı Nakşibend bu ilham karşısında diz çöküp teslim oldu.
[Kaynak: Reşahat Aynü’l Hayat]
4. CÜNEYD-İ BAĞDADİ VE GENCİN NİYETİ
Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri Bağdat camiinde sohbet ederken, uzak diyarlardan gelen genç bir adam dinleyicilerin arasına karıştı. Gencin aklından çok zor bir soru geçmişti ama sormaya çekiniyordu. Cüneyd-i Bağdadi sözünü kesti, doğrudan o gence bakarak: “Ey genç! Senin aklından geçen o sorunun cevabı şudur…” diyerek uzun uzun anlattı. Genç hayretler içinde kaldı: “Efendim, benim içimden geçeni size kim söyledi?” Cüneyd Hazretleri şöyle cevap verdi: “Bizim kalbimiz Allah’u Teala’nın ilhamına açık bir aynadır. Senin niyetin o aynaya yansıdı.”
[Kaynak: Kuşeyrî, er-Risâle]
5. EBU BEKİR’İN (R.A) KALBİNDEKİ AYNA
Ebu Cehil, Peygamberimiz efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bakıp: “Ey Muhammed, Haşimoğulları içinde senden daha çirkinini görmedim” demişti. Efendimiz “Doğru söyledin” dedi. Biraz sonra Hz. Ebu Bekir (r.a) geldi ve Efendimize muhabbetle bakarak: “Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah, sen ne kadar güzelsin, bir güneş gibisin” dedi. Efendimiz ona da “Doğru söyledin” buyurdu. Sahabeler şaşırıp iki zıt söze neden aynı cevabı verdiğini sorduklarında Efendimiz o sırrı açıkladı: “Ben bir aynayım. Ebu Cehil o aynada kendi kalbinin kirini, Ebu Bekir ise kendi kalbinin temizliğini ve nurunu gördü.”
[Kaynak: Mesnevî-i Şerif]
Nefis Muhasebesi: İlham Aynası
(Kalbimize doğan seslerin sahibini anlamak için kendimize soralım)
- İçime doğan ani bir fikrin (ilhamın), Rahmanî mi yoksa nefsimin bir hilesi (şeytanî) mi olduğunu Kuran ve Sünnet terazisinde tartabiliyor muyum?
- Kalbimde Allah’ın “Mülhim” isminin tecelli etmesini beklerken, o kalbi haram lokmadan, gıybetten ve öfkeden yeterince temizliyor muyum?
- Bir karar alırken, sadece mantığıma ve dünyevi çıkarıma mı güveniyorum; yoksa istihareye yatıp, Peygamberimizin “Müfti (fetva veren) senin kalbindir” sırrıyla kalbimi dinliyor muyum?
- Nafile ibadetlerim, gece teheccüdlerim ve zikirlerim; benim işiten kulağım, gören gözüm olacak o ilahi ilhama ulaşmam için yeterli mi?
- Birisinin yüzüne veya niyetine bakarken hissettiğim o “kötü enerji” gerçekten bir feraset mi, yoksa benim kendi kalbimdeki suizandan (kötü zandan) mı kaynaklanıyor?
“Bana Doğruyu İlham Et Allah’ım!”
(Peygamberimiz efendimiz’in, kalbin manen aydınlanması ve ilahi fısıltıları duyması için öğrettiği o eşsiz dua / Tirmizî, Daavât, 69)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
اَللَّهُمَّ أَلْهِمْنِي رُشْدِي، وَأَعِذْنِي مِنْ شَرِّ نَفْسِي
Okunuşu: Allâhümme elhimnî rüşdî, ve eıźnî min şerri nefsî.
“Allah’ım! Bana rüşdümü (doğru olanı, hakikati ve kurtuluş yolunu) ilham et. Ve beni kendi nefsimin (Emmâre’nin) kötülüğünden, şerrinden koru!”(Peygamberimiz efendimiz’in, kalbin manen aydınlanması ve ilahi fısıltıları duyması için öğrettiği o eşsiz dua / Tirmizî, Daavât, 69)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
