BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.

Yük Olmayan Mümin

Dünya ve Ahiret Muvazenesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: KİMSEYE MUHTAÇ OLMAMAK İÇİN
يَا غَنِيُّ يَا مُغْنِي
“Yâ Ğaniyyü Yâ Muğnî”
(Ey mutlak zengin olan ve dilediğini zengin kılan, kimseye muhtaç etmeyen Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: İstiğna ve Bereket Niyetiyle 100 Adet
Bismillâhirrahmânirrahîm Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Sizin hayırlınız dünyası için âhiretini, âhireti için dünyasını terk etmeyip her ikisi için çalışan ve halkın başına yük olmayandır.”
(Hadis-i Şerif / Câmiu’s-Sağîr)
Tasavvuf yolu; hayattan kopup bir mağaraya çekilmek, çalışmayı terk edip insanların eline bakmak değildir. Tam aksine, pazarın ortasında, ticaretin merkezinde ter dökerken kalbini Allah’u Teala ile beraber tutabilme sanatıdır. “Müminin hayırlısı yük olmayandır.” Bu muazzam hadis-i şerif, ihvan için en büyük öz noktadır. Bir derviş, alın teriyle rızkını arayan, helal kazancıyla hem evini geçindiren hem de infak eden kişidir. Kalbini tembellikten ve başkalarından beklenti içine girmekten temizleyen kişi, iki cihanın da efendisi olur. İslam’da “veren el”, daima “alan elden” üstündür.
KUR’AN-I KERİM’DE DÜNYA VE AHİRET DENGESİ
Hem Dünyada Hem Ahirette İyilik بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bismillâhirrahmânirrahîm
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ ۖ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا Okunuşu: Vebteği fîmâ âtâkellâhud-dârel-âhirate ve lâ tense nasîbeke mined-dünyâ. 1. “Allah’u Teala’nın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu ara; ama dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas Sûre-i Şerif’i, 77)
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ Okunuşu: Fe-izâ kudıyetis-salâtü fenteşirû fil-ardı vebteğû min fadlillâh. 2. “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’u Teala’nın lütfundan (rızkınızı) arayın (çalışın).” (Cum’a Sûre-i Şerif’i, 10)
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ Okunuşu: Rabbenâ âtinâ fid-dünyâ haseneten ve fil-âhirati haseneten ve kınâ azâben-nâr. 3. “Onlardan öyleleri de vardır ki: ‘Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru’ derler.” (Bakara Sûre-i Şerif’i, 201)
وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ۞ وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ Okunuşu: Ve en leyse lil-insâni illâ mâ seâ. Ve enne sa’yehû sevfe yürâ. 4. “İnsan için ancak kendi çalışmasının (ve gayretinin) karşılığı vardır. Ve onun çalışması ileride mutlaka görülecektir.” (Necm Sûre-i Şerif’i, 39-40)
لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ Okunuşu: Lil-fukarâillezîne uhsırû fî sebîlillâhi lâ yestetî’ûne darben fil-ardı yahsebühümül-câhilü ağniyâe minet-teaffüf. 5. “(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara aittir. İffetlerinden (ve kimseye yük olmak istemediklerinden) dolayı, bilmeyen onları zengin sanır.” (Bakara Sûre-i Şerif’i, 273)
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا Okunuşu: Ve cealnen-nehâra meâşâ. 6. “Gündüzü de (çalışıp kazanmanız için) bir geçim zamanı kıldık.” (Nebe’ Sûre-i Şerif’i, 11)
فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ ۖ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ Okunuşu: Femşû fî menâkibihâ ve külû min rizkıh; ve ileyhin-nüşûr. 7. “Yeryüzünün omuzlarında (köşe bucağında) yürüyün (çalışın) ve Allah’u Teala’nın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk Sûre-i Şerif’i, 15)
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ Okunuşu: Ve kuli’melû feseyerallâhu ameleyküm ve rasûlühû vel-mü’minûn. 8. “De ki: Çalışın, yapın! Yaptıklarınızı Allah’u Teala, Peygamberi ve müminler görecektir.” (Tevbe Sûre-i Şerif’i, 105)
وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا Okunuşu: Ve yut’ımûnet-taâme alâ hubbihî miskînen ve yetîmen ve esîrâ. 9. “(O hakiki müminler) Kendileri de yemeği sevdikleri (ve ihtiyaç duydukları) halde onu yoksula, yetime ve esire yedirirler (almazlar, verirler).” (İnsân Sûre-i Şerif’i, 8)
رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ Okunuşu: Ricâlun lâ tülhîhim ticâratün ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis-salâh. 10. “Onlar öyle erlerdir ki (çalışırlar, pazardadırlar ama) ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’u Teala’yı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymaz.” (Nûr Sûre-i Şerif’i, 37)
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Öğütleri
1. MÜMİNİN HAYIRLISI “Sizin hayırlınız dünyası için âhiretini, âhireti için dünyasını terk etmeyip her ikisi için çalışan ve halkın başına yük olmayandır.”
[Câmiu’s-Sağîr]
2. VEREN EL OLMAK “Veren el (üstteki el), alan elden (alttaki elden) daha hayırlıdır. Yardım etmeye, geçimini üstlendiğin kimselerden başla. Sadakanın hayırlısı, ihtiyaç fazlası maldan verilendir.”
[Buhârî, Zekât, 18]
3. EL EMEĞİNİN BEREKETİ “Hiç kimse, kendi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davud (a.s) da kendi elinin emeğini yerdi.”
[Buhârî, Büyû, 15]
4. ODUN TAŞIMAK, DİLENMEKTEN HAYIRLIDIR “Sizden birinizin ipini alıp dağdan sırtında bir bağ odun getirip satması ve Allah’ın bu vesileyle onun yüz suyunu koruması (kimseye yük olmaması), verseler de vermeseler de insanlardan dilenmesinden çok daha hayırlıdır.”
[Buhârî, Zekât, 50]
5. MÜMİNİN İZZETİ: KİMSEYE YÜK OLMAMAK “Müminin şerefi (izzeti), gece ibadetine kalkmasında; onuru (vakarı) ise insanlardan müstağni olmasında (kimseye el açmayıp yük olmamasında)dır.”
[Hâkim, el-Müstedrek]
6. HELAL RIZIK ARAMAK “Helal rızık aramak (ve bu uğurda çalışmak), farz olan ibadetlerden sonra gelen bir farzdır.” (Kişi kalbini tembellikten temizlemelidir).
[Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr]
7. İNSANLARDAN İSTEMEMEK Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabelerine sordu: “Kim bana insanlardan hiçbir şey istemeyeceğine (onlara yük olmayacağına) dair söz verirse, ben de ona cenneti garanti ederim.” Sevbân (r.a) atıldı: “Ben söz veriyorum Ya Resulallah!” Bu sahabi, atın üzerindeyken kamçısı yere düşse, kimseden istemez, iner kendi alırdı.
[Ebû Dâvûd, Zekât, 27]
8. AİLESİNİ GEÇİNDİRMESİ SADAKADIR “Bir Müslüman, sevabını Allah’tan umarak ailesine harcama yaptığında (helal yoldan kazanıp rızıklandırdığında), bu harcama onun için bir sadaka olur.”
[Buhârî, Îmân, 41]
9. KUVVETLİ MÜMİN “Kuvvetli mümin, (Allah katında) zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir… Sana fayda verecek şeylere gayret et (çalış), Allah’tan yardım dile ve sakın acizliğe düşme (tembellik etme).”
[Müslim, Kader, 34]
10. EN HAYIRLI KAZANÇ Peygamberimiz efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “En hayırlı kazanç hangisidir?” diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Kişinin kendi elinin emeği ve içinde hile bulunmayan dürüst ticarettir.”
[Ahmed b. Hanbel, Müsned]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Bizim yolumuzun esası şudur: ‘Halvet der encümen’ (Halk içinde, kalben Hak ile olmak). Elimiz kârda (işte), gönlümüz Yâr’da (Allah’ta) olmalıdır. Tembellik dervişin işi değildir.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
“Tevekkül edip çalışmayı bırakan, Allah’u Teala’nın kurduğu imtihan sırrını anlamamıştır. Kuşlar bile rızıklarını yuvada bekleyerek değil, kanat çırparak bulurlar.”
– Hz. Mevlânâ
Bizim Yunus der ki: “Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil… Gönlünü derviş eden hırkaya muhtaç değil.” Gerçek erenler kimseye muhtaç olmaz, başkalarına yurt olurlar.
– Bizim Yunus
“Dünyayı elinden bırakman istenmedi; dünyayı kalbinden çıkarman ve ondan temizlenmen istendi. Cebin para dolsun ki fakire veresin, ama kalbine sadece Allah sevgisi dolsun.”
– Abdülkadir Geylânî
“Dinini dünyalık kazanmak için alet etme. İnsanlara yük olmak, onlardan bir şeyler beklemek, kalbin Allah’u Teala’ya olan tevekkülünü zehirler.”
– İmam Gazâlî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. PEYGAMBERİMİZ (S.A.V) VE BALTA İSTEYEN SAHABİ Ensar’dan bir sahabi çok fakir düşmüş ve Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek yardım istemişti. Efendimiz ona evinde neyi olduğunu sordu. Adam: “Bir çulum ve bir su kabım var” dedi. Efendimiz onları getirtti ve orada bulunanlara iki dirheme sattı. Paranın bir dirhemiyle adama yiyecek, diğer dirhemiyle bir balta almasını söyledi. Adama o baltayı verip: “Git dağdan odun kes sat, on beş gün seni buralarda görmeyeyim” buyurdu. Adam çalışıp on dirhem kazançla geri döndü. Efendimiz şöyle buyurdu: “İşte bu halin, kıyamet günü dilenciliğin yüzünde bir leke olarak gelmesinden çok daha hayırlıdır.”
[Kaynak: Ebû Dâvûd, Zekât, 26]
2. HZ. ÖMER (R.A) VE MESCİTTEKİ TEMBELLER Halife Hz. Ömer (r.a), namaz vakitleri dışında mescitten hiç çıkmayan, sürekli ibadet edip çalışmayan Yemenli bir grubu gördü. Onlara kim olduklarını sorunca “Biz Allah’a tevekkül edenleriz (Mütevekkilûn)” dediler. Hz. Ömer (r.a) sopasını alıp onları mescitten kovalarken şöyle bağırdı: “Siz tevekkül ehli değil, insanların sırtından geçinen asalaklarsınız (Müteekkilûn)! Hiçbiriniz rızkını aramaktan vazgeçip mescide kapanmasın. Biliyorsunuz ki gökten altın veya gümüş yağmaz!”
[Kaynak: İbn Receb, Câmiu’l-Ulûm vel-Hikem]
3. HZ. DAVUD’UN (A.S) ZIRH YAPMASI Hz. Davud (a.s), hem bir peygamber hem de devasa bir krallığın hükümdarıydı. Hazineler dolusu malı olmasına rağmen, devletin hazinesinden tek bir lokma yemezdi. Boş vakitlerinde demiri işler, zırh yapar ve o zırhları satarak kendi elinin emeğiyle geçinirdi. Bir kralın bile “kimseye yük olmama” hassasiyeti, tasavvuf ehline en büyük örnektir.
[Kaynak: Buhârî, Büyû, 15]
4. BAHAÜDDİN NAKŞİBEND VE ÇİFTÇİLİK Tarikatın büyük piri Şah-ı Nakşibend (k.s), binlerce müridi olmasına rağmen kimseden hediye ve bağış kabul etmez, kimsenin yemeğini kolay kolay yemezdi. Kendi tarlası vardı, oraya bizzat buğday eker, kendi ektiği arpayı kendi biçer, ekmeğini kendi yapardı. Hatta tarlasını ekerken zikrini bir an olsun bırakmaz, “Gafletle ekilen tohumun ekmeğinde nur olmaz” diyerek rızkını da, kalbini de manen temizler, asla ihvanına yük olmazdı.
[Kaynak: Reşahat Aynü’l Hayat]
5. EBU HANİFE’NİN TİCARETİ VE İZZETİ İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, çok büyük bir âlim olmasına rağmen devletten tek kuruş maaş almayı reddetmişti. Halifenin verdiği hediyeleri de geri çevirirdi. İpek ve kumaş ticareti yapar, kendi parasını kendisi kazanırdı. Talebelerinin bütün masraflarını kendi kazancından karşılar, üstelik ihtiyaç sahibi kimselere gizlice yardım ederdi. Onun bu ticareti, hem helal lokma yemesini sağlamış hem de ilminin izzetini devlet adamlarına karşı boyun eğmekten korumuştu.
[Kaynak: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd]
Nefis Muhasebesi: Denge Aynası
(Kendimize dürüstçe soralım)
  • Dindarlık veya tasavvuf ehli olma bahanesiyle dünyevi sorumluluklarımı ihmal edip aileme veya başkalarına maddi-manevi yük oluyor muyum?
  • İnsanların bana acımasını, yardım etmesini bekleyen “alan el” miyim, yoksa ter döküp helalinden kazanarak “veren el” olmaya mı çalışıyorum?
  • Makam ve mevki sahiplerinden bir menfaat koparmak için onlara yağ çekip, kendi şerefimi ve imanımın izzetini zedeliyor muyum?
  • İş hayatındaki yoğunluğumu bahane ederek namazlarımı ve zikirlerimi ihmal ediyor, “dünya için ahiretini terk edenlerden” mi oluyorum?
  • Kazancımın içine giren şüpheli ve haram lokmalardan kalbimi istiğfarla temizleyip, “az ama helal” olanı tercih edebiliyor muyum?
Müminin İzzeti: Kimseye Muhtaç Olmamak
اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى
Okunuşu: Allâhümme innî es’elükel-hüdâ vet-tükâ vel-afâfe vel-ğınâ. “Allah’ım! Senden hidayet (doğru yol), takva (günahlardan korunma ve temizlenme), iffet (namusunu koruma) ve gönül zenginliği (insanlara muhtaç olmamayı, onlara yük olmamayı) dilerim.”
(Peygamberimiz efendimiz’in her gün yaptığı ve dervişlere en büyük rehber olan duası / Müslim, Zikir, 72)

Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Sahabiler