BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.

Mahviyetin Sırrı

Hiçliğini Bilmek, Günahı İtiraf ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: İSTİĞFAR VE MAHVIYET ZİKRİ
أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ
“Estağfirullâhel-Azîm”
(Yüce ve Azamet sahibi olan Allah’tan günahlarımın bağışlanmasını dilerim!)
0
Günlük Hedef: Kalbi ‘Benlik’ Kibrinden Temizleyip İstiğfar Etmek İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Yemin ederim ki ben bir saman çöpüne, bir yaprağa imreniyorum. Nimet O’nun, ikram O’nun, ihsan O’nun, isyan benim! Bir insanın ‘günahım yok’ demesi, onun için en büyük günahtır.”
İnsanın ebedi kurtuluşu; amellerinin çokluğunda değil, o amellerin içindeki riyadan (gösterişten) sıyrılarak kalbini kibrinden manen temizlemesinde ve “mahviyet” (hiçlik) makamına ermesindedir. Hesap gününün o dehşetli terazisi ve Allah’u Teala’nın huzuruna çıkma korkusu, kâmil bir mümini öylesine sarar ki; “Keşke hesaba çekilmeyecek bir saman çöpü veya rüzgarda savrulan bir yaprak olsaydım” dedirtir. Zira insana verilen her nefes, her nimet ve her ikram Rabbindendir; kula düşen ise sadece acizliği ve isyanıdır. “Benim günahım yok” diyerek nefsini öven kişi, kibrin en karanlık çukuruna yuvarlanmış demektir. Lakin “Ben günahkârım” deyip gözyaşıyla istiğfar eden bir kul, o mahviyetiyle Rabbine yaklaşma telaşındadır ve işte asıl kazanan odur.
KUR’AN-I KERİM’DE TEVAZU VE İSTİĞFAR
Nefsini Temize Çıkarmayanlar بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bismillâhirrahmânirrahîm
فَلَا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَىٰ Okunuşu: Fe-lâ tüzekkû enfüseküm; hüve a’lemü bimenit-tekâ. 1. “…Kendi nefislerinizi (benim günahım yok diyerek) temize çıkarmayın (övünmeyin). O, kötülükten sakınan (takva sahibi) kimseyi en iyi bilendir.” [Necm Sûre-i Şerif’i]:[32]
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ Okunuşu: Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfir lenâ ve terhamnâ le-nekûnenne minel-hâsirîn. 2. “(Hz. Adem ve Havva kusurlarını itiraf edip şöyle dediler): Rabbimiz! Biz kendi nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz!” [A’râf Sûre-i Şerif’i]:[23]
وَعِبَادُ الرَّحْمَٰنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا Okunuşu: Ve ıbâdür-rahmânillezîne yemşûne alel-ardı hevnen ve izâ hâtabehümül-câhilûne kâlû selâmâ. 3. “Rahman’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile (mahviyet içinde, böbürlenmeden) yürürler. Cahiller onlara laf attığında ise ‘Selam’ der geçerler.” [Furkân Sûre-i Şerif’i]:[63]
وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْأَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا Okunuşu: Ve lâ temşi fil-ardı meraha; inneke len tahrikal-ardı ve len teblüğal-cibâle tûlâ. 4. “Yeryüzünde böbürlenerek (kibirle) yürüme. Çünkü sen (acizliğinle) ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.” [İsrâ Sûre-i Şerif’i]:[37]
تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا ۚ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ Okunuşu: Tilked-dârul-âhiratü nec’alühâ lillezîne lâ yürîdûne ulüvven fil-ardı ve lâ fesâdâ; vel-âkıbetü lil-müttekîn. 5. “İşte şu ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi (üstünlük taslamayı) ve bozgunculuğu istemeyenlere (mahviyet ehli olanlara) veririz. En güzel akıbet takva sahiplerinindir.” [Kasas Sûre-i Şerif’i]:[83]
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا Okunuşu: Kul yâ ıbâdiyellezîne esrafû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâh; innallâhe yağfiruz-zünûbe cemîâ. 6. “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan (günahkâr) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar.” [Zümer Sûre-i Şerif’i]:[53]
وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ Okunuşu: Vellezîne izâ fealû fâhişeten ev zalemû enfüsehüm zekerullâhe festağferû li-zünûbihim. 7. “(O muttakiler ki), bir günah işlediklerinde veya nefislerine zulmettiklerinde derhal Allah’ı hatırlarlar ve günahları için (gözyaşıyla) bağışlanma dilerler.” [Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i]:[135]
وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي ۚ إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي Okunuşu: Ve mâ überriü nefsî; innen-nefse le-emmâratün bis-sûi illâ mâ rahime rabbî. 8. “(Yusuf Aleyhisselâm dedi ki): Ben (yine de) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, daima şiddetle kötülüğü (isyanı) emreder.” [Yûsuf Sûre-i Şerif’i]:[53]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû tûbû ilellâhi tevbeten nesûhâ; asâ rabbüküm en yükeffira anküm seyyiâtiküm. 9. “Ey iman edenler! İçten ve samimi (Nasuh) bir tövbe ile (günahlarınızı itiraf ederek) Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi (temizleyip) örter.” [Tahrîm Sûre-i Şerif’i]:[8]
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ Okunuşu: Yehâfûne rabbehüm min fevkıhim ve yef’alûne mâ yü’merûn. 10. “Onlar, üstlerinde (mutlak hâkim) olan Rablerinden (hesaba çekilmekten) korkarlar ve kendilerine ne emredilirse onu (itaatle) yaparlar.” [Nahl Sûre-i Şerif’i]:[50]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. BENİM GÜNAHIM YOK DİYENİN HELAKI “Kim (nefsini temize çıkarıp gururlanarak) ‘İnsanlar helak oldu (günahkârdır)’ derse, bilsin ki en çok helak olan (kibirlenip asıl günahkâr olan) kendisidir.”
[Müslim, Birr]:[139]
2. KİBİR CENNETE GİREMEZ “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir (benlik davası) bulunan kimse cennete giremez.” Sahabeler ‘Kibir nedir?’ dediklerinde: “Hakkı inkar etmek ve (kendi günahını görmeyip) insanları küçük görmektir.”
[Müslim, Îmân]:[147]
3. HERKES GÜNAHKÂRDIR “Bütün Âdemoğulları (insanlar) günahkârdır (hataya düşebilir). Günahkârların en hayırlısı ise (günahını itiraf edip gözyaşıyla) çokça tövbe edenlerdir.”
[Tirmizî, Kıyâmet]:[49]
4. GÜNAHIN FAYDASI (TEVAZU GETİRMESİ) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer siz hiç günah işlemeseydiniz (ve bununla kibre düşseydiniz), Allah sizi helak eder, yerinize günah işleyip de Allah’tan bağışlanma (ve mahviyet) dileyen bir kavim getirir ve onları affederdi.”
[Müslim, Tevbe]:[11]
5. GÜNDE YÜZ DEFA İSTİĞFAR “Ey insanlar! Allah’a tövbe edin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Şüphesiz (kalbi masum olduğu halde) ben bile günde yüz defa Allah’a tövbe ve istiğfar ediyorum.”
[Müslim, Zikir]:[42]
6. MÜMİNİN GÜNAHA BAKIŞI “Mümin kimse, günahını üzerine yıkılmasından korktuğu koca bir dağ gibi görür. Münafık (ve kendini temize çıkaran) ise, günahını burnunun ucuna konan ve bir el işaretiyle uçup giden bir sinek gibi ehemmiyetsiz görür.”
[Buhârî, Daavât]:[4]
7. AMELİNLE KİMSE CENNETE GİREMEZ Peygamberimiz, “Hiç kimse (kendi kıldığı namazı, ameli beğenerek) sadece ameliyle cennete giremez” buyurdu. Sahabeler: “Sen de mi Ya Resulallah?” dediler. “Evet, (Allah’u Teala) beni rahmet ve fazlıyla kuşatmazsa ben de giremem!” buyurdu. (Mahviyetin zirvesi).
[Buhârî, Rikâk]:[18]
8. AĞLAYAN GÖZ “Allah korkusundan (ve günahının mahcubiyetinden) ağlayan bir göze, sağılmış süt tekrar memeye dönmedikçe cehennem ateşi asla dokunmaz.”
[Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd]:[16]
9. ALLAH UFAK GÖRENİ YÜCELTİR “Kim Allah rızası için tevazu gösterirse (nefsini ufalırsa), Allah onu yüceltir. Kim de (ben kusursuzum diyerek) kibirlenirse, Allah onu alçaltır.”
[İbn Mâce, Zühd]:[16]
10. SEYYİDÜ’L İSTİĞFAR (İTİRAF) “İstiğfarın efendisi (Seyyidü’l-İstiğfar) şudur: ‘Allah’ım! Sen benim Rabbimsin… Ben senin kulunum. Gücüm yettiğince Sana verdiğim sözdeyim… Bana verdiğin nimetleri (ikramını) itiraf ediyorum, kendi günahımı (isyanımı) da itiraf ediyorum. Beni bağışla!'”
[Buhârî, Daavât]:[2]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Odun yanmadan kül, insan ‘hiç’ olmadan Hakk’a kul olmaz. Sen kendi günahını görmeyip kendini melek sanırsan, kibrin seni şeytana komşu yapar. Toprak ol ki, üzerinde güller bitsin.”
– Hz. Mevlânâ
“Eğer yeryüzünde benden daha günahkar bir kul olduğunu düşünürsem, mürşidimin kapısından içeri girmeye haya ederim. Mahviyet, başkasının kirini değil, kendi pasını görüp temizlemektir.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Sen sana ne sanırsan / Ayruğa da onu san / Dört kitabın manası / Budur eğer var ise.” Kendini kusursuz sanan, hakikat ilminden nasipsizdir.
– Bizim Yunus
“Bir adamın ‘Ben çok dindarım, günahım yok’ diyerek böbürlenmesi, işlediği yetmiş büyük günahtan daha tehlikelidir. Zira günahkar ağlar affedilir, kibirli ise kibrinden helak olur.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Dağlar büyüktür ama üzerlerinde kar ve fırtına eksik olmaz. Vadi (çukur) ise aşağıdadır ama bütün sular, bereketler oraya toplanır. Sen selamet istersen, mahviyetle ufalanlardan ol!”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. EBU BEKİR’İN (R.A) BİR KUŞA İMRENMESİ Peygamberlerden sonra insanlığın en üstünü ve sıddıkların şahı olan Hz. Ebu Bekir (r.a), Allah’u Teala’nın huzurunda hesap verme korkusuyla o kadar ürperirdi ki; bir gün ağaçta öten bir kuşa (veya bir ağaç yaprağına) bakarak gözyaşları içinde şöyle feryat etmişti: “Ne mutlu sana ey kuş! Ağaca konarsın, meyvesini yersin, uçarsın lakin ne hesaba çekileceksin ne de azaba uğrayacaksın! Vallahi isterdim ki yol kenarında bir ağaç olayım (veya bir saman çöpü olayım) da, ahiret gününde hesaba çekilmeyeyim!” O büyük makamına rağmen kendini hiç sayanların en bariz örneğidir.
[Kaynak: İbnü’l Cevzi, Sıfatü’s-Safve]
2. HZ. ÖMER’İN (R.A) SAMAN ÇÖPÜ VE MAHVIYETİ Adaletiyle yerleri ve gökleri titreten Halife Hz. Ömer (r.a), ölüm döşeğinde yattığı o son anlarında eline yerden bir saman çöpü almış ve o dehşetli mahviyetle şöyle inlemişti: “Keşke şu saman çöpü gibi değersiz bir şey olsaydım! Keşke hiçbir şey olmasaydım! Keşke annem beni doğurmasaydı da Allah’ın huzurunda bu adaletin (ve günahlarımın) hesabını vermek zorunda kalmasaydım!” Koca halife kendi günahından bu kadar korkarken, bugün bizim “günahım yok” dememiz nasıl bir aldanıştır!
[Kaynak: İbn Sa’d, Tabakât]
3. HZ. ALİ’NİN (R.A) GÖZYAŞLARI VE GÜNAH İTİRAFI Sahabelerden biri anlatıyor: Gece yarısı Hz. Ali’nin (r.a) evinin yanından geçiyordum. Mescidinde seccadeye kapanmış, sakalını avuçlamış ve yılan sokmuş bir adam gibi kıvranarak ağlıyordu. Şöyle niyaz ediyordu: “Ey dünya, git başkasını kandır! Senin ömrün kısa, tehliken büyüktür! Ah! Yol ne kadar uzun (ahiret), azık ne kadar az ve hesap ne kadar çetin!” Cennetle müjdelenen bir yiğit, isyanından ve günahından bu derece korkarak kalbini gözyaşıyla temizliyordu.
[Kaynak: İbnü’l Cevzi, Sıfatü’s-Safve]
4. GÜNAHKÂR KADININ KABUL OLAN TÖVBESİ İsrailoğulları zamanında çok ibadet eden (lakin kendi ameliyle kibre düşen) bir adamla, çok günah işleyen ama kalbi pişmanlıkla yanan bir kadın vardı. İkisi de aynı meclise geldiler. Günahkar kadın utancından başını kaldıramıyor, “Benim gibi pis bir kul bu meclise layık değil” diyerek ağlıyordu. Kibirli abid ise “Şu pis kadın neden benim yanıma oturdu, amelim kirlenecek” diye düşündü. Allah’u Teala peygamberine vahyetti: “O günahkar kadının mahviyetle döktüğü gözyaşları sayesinde bütün günahlarını affedip onu tertemiz yaptım. O kibirli abidin ise ameline güvenip nefsini temize çıkarmasından (ve kibrinden) dolayı bütün ibadetlerini sildim!”
[Kaynak: Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn Bağlamı]
5. HASAN-I BASRİ’NİN (K.S) HİÇLİK (UFALMAK) DERSİ Büyük Tabiin alimi Hasan-ı Basri, her kimi görse “Bu benden daha hayırlıdır” derdi. Bir gün ona sordular: “Ey İmam, bir kâfir gördüğünde de böyle mi düşünürsün?” Dedi ki: “Evet! Onu gördüğümde derim ki; ‘Bu adam cahilliğinden inkar ediyor, lakin ben hakikati bildiğim halde günah işliyorum. Benim işim ondan daha zordur. Belki yarın o tövbe eder (ve temizlenir) de benden daha üstün bir Müslüman olur, ben ise imansız ölebilirim!’ İşte ben bu korku yüzünden nefsimi hiç kimseden üstün göremem.” Selamet, işte bu ufalan kalptedir.
[Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ]
Nefis Muhasebesi: Mahviyet Aynası
(Kalbimizin kibirle mi yoksa acziyetle mi dolu olduğunu tartmak için soralım)
  • Hz. Ömer (r.a) gibi cennetle müjdelenmiş bir halife hesap korkusundan “saman çöpü” olmak isterken; benim kıldığım üç vakit namaza güvenerek “Benim kalbim temiz, günahım yok” demem kibrin ta kendisi değil midir?
  • Hata yaptığımda anında “Günahkârım Ya Rabbi” deyip boyun büküyor muyum, yoksa “Ama o da bana böyle yapmıştı, şartlar bunu gerektirdi” diyerek nefsimi avukat gibi savunup temize mi çıkarıyorum?
  • İbadet etmeyen veya günaha dalmış birini gördüğümde kalbime “Ben ondan çok daha iyiyim” hissi mi geliyor, yoksa “Allah onu affeder de beni şaşırtırsa halim nice olur” korkusuyla ufalıyor muyum?
  • “Nimet O’nun, ikram O’nun, isyan benim!” şuuruna varıp, kazandığım başarıları Allah’ın lütfu, hataları ise kendi nefsimin kusuru olarak kabullenebiliyor muyum?
  • Günahı faydalı kılan o “gözü yaşlı istiğfar” haline girip Rabbime yaklaşmak için bir çalışma (tövbe) içinde miyim, yoksa “benim günahım yok” rehavetiyle şeytanın kucağında mı uyuyorum?
“Benim Günahım Yok Demek, En Büyük Günahtır”
اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ
Okunuşu: Allâhümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente, halaktenî ve enâ abdüke ve enâ alâ ahdike ve va’dike mesteta’t, eûzü bike min şerri mâ sana’t, ebûü leke bi-ni’metike aleyye ve ebûü leke bi-zenbî fağfir lî fe-innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente. “Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Senin aciz kulunum. Gücüm yettiği kadar Sana verdiğim söz (ve iman) üzereyim. Yaptığım günahların şerrinden Sana sığınırım. Bana lütfettiğin bütün nimetleri (ve ikramı) itiraf ediyorum. Kendi isyanımı (ve günahımı) da itiraf ediyorum. (Nefsimi temize çıkarmıyorum). Beni bağışla! Şüphesiz (kalpleri manen temizleyerek) günahları affedecek olan yalnızca Sensin!”
([Buhârî, Daavât]:[2] / Kâinatın Efendisinin (s.a.v), kibrini yıkarak hiçliğini (mahviyetini) idrak eden müminlere ‘Bunu inanarak okuyan cennetliktir’ müjdesiyle öğrettiği İstiğfarın Efendisi)

Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Sahabiler