BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.

Liyakat Terazisi

Emanetin Ehil Olmayana Verilmesi ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: EMANET VE ADALET ZİKRİ
يَا حَفِيظُ يَا حَكَمُ
“Yâ Hafîz Yâ Hakem”
(Ey emanetleri en güzel şekilde koruyan ve hükmünde mutlak adalet sahibi olan Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbimizi Hıyanetten Temizleyip Emanete Riayet İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Emanet zâyi edildiği vakit kıyameti bekle! İş (görev), ehil olmayana (layık olmayana) verildiği zaman kıyameti bekle!”
(Buhârî, İlim: 2)
İslam nizamının temeli, hakkaniyet ve emanet şuurudur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün cemaatle konuşurken bir bedevi “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sormuş, Efendimiz de ona: “İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurarak, adaletin ve liyakatin çöküşünü kâinatın çöküşü (kıyamet) ile eş tutmuştur. Ebu Zerr (r.a) gibi dev bir sahabe görev istediğinde bile, “Sen zayıfsın, vazife ise emanettir ve kıyamette rüsvaylıktır” diyerek o mukaddes vazifeyi ona vermemiştir. Ehliyet ve salâhiyeti olmayan, yapacağı işe hakkıyla vâkıf olamayan bir kimse, hırsla bir işi üzerine alır da onu lâyıkıyla yapamazsa, bu düpedüz emanete hıyanettir. Mümin, kalbini makam ve mevki hırsından manen temizleyerek, sadece hakkını verebileceği yükü omuzlayan kimsedir.
KUR’AN-I KERİM’DE EMANET VE LİYAKAT
Emanetleri Ehline Vermek بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bismillâhirrahmânirrahîm
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدِّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ Okunuşu: İnnallâhe ye’müruküm en tüeddül-emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtüm beynen-nâsi en tahkümü bil-adl. 1. “Şüphesiz Allah size emanetleri (bütün görev ve sorumlulukları) ehline (liyakat sahibi olanlara) vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” [Nisâ Sûre-i Şerif’i]:[58]
إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ ۖ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا Okunuşu: İnnâ aradnel-emânete ales-semâvâti vel-ardı vel-cibâli fe-ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâl-insân; innehû kâne zalûmen cehûlâ. 2. “Biz emaneti (kulluk ve akıl sorumluluğunu) göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular. Onu insan yüklendi; çünkü o (kalbini temizlemediğinde) çok zalim ve çok cahildir.” [Ahzâb Sûre-i Şerif’i]:[72]
قَالَتْ إِحْدَاهُمَا يَا أَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ ۖ إِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْأَمِينُ Okunuşu: Kâlet ıhdâhümâ yâ ebetiste’cirh; inne hayra meniste’certe el-kaviyyül-emîn. 3. “(Şuayb Aleyhisselâm’ın kızı Musa Aleyhisselâm için) Dedi ki: Babacığım! Onu ücretle (çoban olarak) tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü (işinin ehli) ve güvenilir (emanete hıyanet etmeyen) kimsedir.” [Kasas Sûre-i Şerif’i]:[26]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû lâ tehûnüllâhe ver-rasûle ve tehûnû emânâtiküm ve entüm ta’lemûn. 4. “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize (size verilen görevlere) de hainlik etmiş olursunuz.” [Enfâl Sûre-i Şerif’i]:[27]
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ Okunuşu: Vellezîne hüm li-emânâtihim ve ahdihim râûn. 5. “(O kurtuluşa eren müminler ki) Onlar, üzerlerindeki emanetlere ve verdikleri sözlere (kâmil manada) riayet edenlerdir.” [Mü’minûn Sûre-i Şerif’i]:[8]
قَالَ اجْعَلْنِي عَلَىٰ خَزَائِنِ الْأَرْضِ ۖ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ Okunuşu: Kâlec’alnî alâ hazâinil-ard; innî hafîzun alîm. 6. “(Yusuf Aleyhisselâm Mısır kralına) Dedi ki: Beni memleketin hazineleri üzerine görevlendir. Çünkü ben (emaneti) çok iyi korurum (Hafîz) ve bu işi (ekonomiyi) hakkıyla bilirim (Alîm).” (Liyakat şartı). [Yûsuf Sûre-i Şerif’i]:[55]
فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللَّهَ رَبَّهُ Okunuşu: Fe-in emine ba’duküm ba’dan felyüeddil-lezü’tümine emânetehû velyettekıllâhe rabbeh. 7. “…Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine emanet bırakılan kimse emanetini (noksansız) ödesin (yerine getirsin) ve Rabbi olan Allah’tan korksun.” [Bakara Sûre-i Şerif’i]:[283]
۞ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْخَائِنِينَ Okunuşu: İnnallâhe lâ yühibbül-hâinîn. 8. “…Şüphesiz ki Allah, (emanete hıyanet eden) hainleri asla sevmez.” [Enfâl Sûre-i Şerif’i]:[58]
وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنْفُسَهُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا Okunuşu: Ve lâ tücâdil anillezîne yahtânûne enfüsehüm; innallâhe lâ yühibbü men kâne havvânen esîmâ. 9. “Kendi nefislerine hainlik edenleri (emaneti kötüye kullananları) savunma! Şüphesiz Allah, hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.” [Nisâ Sûre-i Şerif’i]:[107]
أَوْفُوا بِالْعَهْدِ ۖ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولًا Okunuşu: Evfû bil-ahd; innel-ahde kâne mes’ûlâ. 10. “…Verdiğiniz sözü (ve aldığınız görevi) yerine getirin. Çünkü verilen söz, (kıyamet günü) sorumluluk gerektirir.” [İsrâ Sûre-i Şerif’i]:[34]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. İŞ EHİLSİZE VERİLİNCE Peygamberimize “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulduğunda; “Emanet zâyi edildiği vakit kıyameti bekle!” buyurdu. “Emanet nasıl zâyi edilir?” sorusuna ise: “İş (vazife ve makamlar) ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” cevabını vermiştir.
[Buhârî, İlim]:[2]
2. EBU ZERR’İN VAZİFE İSTEMESİ Ebu Zerr (r.a) “Beni bir göreve tayin etmez misin?” dediğinde, Efendimiz (s.a.v) ellerini onun omuzuna koyarak: “Yâ Ebu Zerr! Sen zayıfsın, vazife ise emanettir ve kıyamet gününde rüsvaylıktır ve pişmanlıktır. Ancak bu emaneti hakkıyla alıp yürütenler müstesnâ” buyurmuştur.
[Müslim, İmâre]:[16]
3. MÜNAFIĞIN ÜÇ ALAMETİ “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde cayar ve kendisine bir emanet (vazife) verildiğinde hıyanet eder.” (Emaneti ehil gibi görünüp zayi etmek nifaktır).
[Buhârî, Îmân]:[24]
4. EMANETİ OLMAYANIN İMANI YOKTUR “Emanete (ve görevine) riayet etmeyenin, (kâmil manada) imanı yoktur. Sözünde durmayanın da dini yoktur.” (Kalbi bu hastalıktan temizlemek şarttır).
[Ahmed b. Hanbel, Müsned]
5. EN HAYIRLI YÖNETİCİ “Yöneticilerinizin en hayırlıları; sizin onları sevdiğiniz, onların da sizi sevdiği, sizin onlara dua ettiğiniz, onların da size dua ettiği kimselerdir. En şerlileri ise (haksızlık yapan ve) size lanet edenlerdir.”
[Müslim, İmâre]:[65]
6. LİYAKATLİ DAHA İYİ BİRİ VARKEN “Kim Müslümanların işlerinden birini üzerine alır da, (adam kayırmak için) o işe daha ehil ve Allah’ın kitabına daha vakıf biri varken başkasını atarsa; Allah’a, Resulüne ve bütün Müslümanlara hıyanet etmiş olur!”
[Hâkim, el-Müstedrek]:[4/92]
7. GÖREV İSTEYENE VERİLMEZ “Ey Abdurrahman! İdarecilik (veya makam) isteme! Zira sen istersen ve o sana verilirse (Allah’ın yardımı çekilir) o işle baş başa bırakılırsın. Ama sen istemeden o sana (ehil olduğun için) verilirse, Allah o işte sana yardım eder.”
[Buhârî, Ahkâm]:[5]
8. BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR Liyakati olmadığı halde kendini ehilmiş gibi gösterip bir makamı veya işi gasp eden kimse, ümmeti aldatmıştır. Efendimiz (s.a.v): “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur.
[Müslim, Îmân]:[164]
9. BİLMEDİĞİ İŞE KARIŞANIN HELAKI Ehliyet ve salâhiyeti olmayan, yapacağı işe hakkıyla vâkıf olamayan bir kimse, bir işi üzerine alıp da lâyıkıyla yapamazsa; dökülen her kanın ve yıkılan her hakkın vebali onun boynunadır. (Fıkıh kaidesi: Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder).
[Tirmizî, Ahkâm] Bağlamı
10. KIYAMETİN ALAMETLERİ “Aşağılık ve ehliyetsiz kimseler (Rüveybida) halkın işleri hakkında söz sahibi olduğu ve liyakatsizler başa geçtiği zaman kıyamet yaklaşmıştır.”
[İbn Mâce, Fiten]:[24]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Ağır bir yükü çelimsiz bir eşeğe vurursan, hem eşeği çatlatsın hem de yükü parçalarsın. İşi ehli olmayana vermek, hem o adama hem de o makama yapılmış en büyük zulümdür.”
– Hz. Mevlânâ
“Tarikat ehli, nefsini makam ve riyaset hırsından tamamen temizlemiş kimsedir. Liyakatin olmadığı bir postta oturmak, şeytanın sofrasında başköşeye oturmaktır.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Emaneti ehline ver, işin ucu çürük olmasın / Doğru yoldan gidenlerin menzili ırak olmasın.” Çürük tahtayla köprü kurulmaz.
– Bizim Yunus
“Kendisinin ehil olmadığı bir makamı talep eden adam, kıyamet gününde boynunda ateşten bir halkayla o makamın hesabını verecektir. Kalbi dünya hırsıyla kirlenmiş olan, hakkı göremez.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Dostun veya akraban dahi olsa, işi bilmeyeni işin başına geçirme! Zira liyakatsiz bir kaptanla denize açılmak, gemidekileri bile bile boğmaktır ve Allah’ın emanetine ihanettir.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. ÖMER (R.A) VE ÇOCUKLARA MERHAMET ETMEYEN VALİ Halife Hz. Ömer (r.a) bir gün birini bir şehre vali tayin etmek üzereydi. Atama belgesini yazarken, adam geldi ve o sırada Hz. Ömer küçük bir çocuğu dizine almış seviyordu. Adam: “Ey Müminlerin Emiri! Benim on tane çocuğum var, hiçbirini böyle kucağıma alıp öpmedim” dedi. Bu söz üzerine Hz. Ömer (r.a) atama belgesini yırtıp attı: “Kendi çocuklarına merhameti olmayanın (şefkati kalbinden silinmiş olanın), Allah’ın kullarına merhameti ve adaleti olmaz! Sen bu işe ehil değilsin!” diyerek o kişiyi görevden almıştır.
[Kaynak: İbnü’l Cevzi, Menâkıb-ı Ömer]
2. HZ. YUSUF’UN (A.S) LİYAKATİ VE MALİYE BAKANLIĞI Hz. Yusuf (Aleyhisselâm) zindandan çıktığında, yaklaşan büyük yedi yıllık kıtlığı görmüştü. Kral onu ödüllendirmek isteyince, O (a.s) tevazuyu bir kenara bırakıp liyakatini öne sürdü: “Beni ülkenin hazineleri üzerine görevlendir. Çünkü ben koruyucuyum, bu işi iyi bilirim.” O makamı saltanat için değil, ehil olmayan birisi geçip de halkı açlıktan kırıp emanete hıyanet etmesin diye istemiştir. İşin ehli (Alîm ve Hafîz) o olduğu için Mısır’ı felaketten kurtarmıştır.
[Kaynak: Yûsuf Sûre-i Şerif’i]:[55]
3. HZ. ALİ’NİN (R.A) AĞABEYİ AKİL’E TAVRİ Hz. Ali (r.a) halifeyken, ağabeyi Akil bin Ebu Talib çok borçlu ve fakir düşmüştü. Kardeşinden devlet hazinesinden (Beytülmal) kendisine maaş bağlamasını veya makam vermesini istedi. Hz. Ali (r.a) demiri ateşte kızdırıp ağabeyine yaklaştırdı. Akil sıcaktan kaçınca Hz. Ali şöyle dedi: “Sen dünyadaki bu ufak ateşten kaçıyorsun da, beni ehil olmadığın o makama ve hak etmediğin o mala ortak edip cehennem ateşine (emanete ihanete) mi sürüklüyorsun!” Devlet işi ve makam, akraba kayırmakla temiz kalamaz.
[Kaynak: Nehcü’l-Belâga]
4. EBU ZERR’İN (R.A) MAKAM TALEBİ VE PEYGAMBERİMİZ Peygamberimiz efendimiz (s.a.v), ashabın en zahidi ve en dürüstlerinden olan Ebu Zerr el-Gıfârî’ye (r.a) bir valilik veya idari görev vermemişti. Ebu Zerr bizzat kendisi “Ya Resulallah, beni tayin etmez misin?” dediğinde, Efendimiz onu çok sevmesine rağmen liyakat (idari yetenek) terazisini çalıştırdı: “Ya Ebu Zerr, sen çok temizsin lakin zayıfsın! Makam ise koca bir emanettir. Ben senin için korkarım!” diyerek, iyi bir insan olmanın her zaman o işi iyi yapacak (ehil) anlamına gelmediğini kıyamete kadar insanlığa öğretmiştir.
[Kaynak: Müslim, İmâre]:[16]
5. FATİH SULTAN MEHMED’İN ADALETİ Sultan Fatih İstanbul’u fethettikten sonra, çok sevdiği bir hocası sırf padişaha yakın olduğu için kadılık makamını istemişti. Fatih, hocasını sınamak için ona zor fıkhi sorular sordu. Hocası tam ve doğru cevaplar veremeyince Fatih: “Hocam, ilmini tamamla (ehil ol) ondan sonra gel! Şayet şu anda seni o makama atarsam, senin verdiğin her haksız kararın kanı ve vebali benim kılıcıma ve ahiretime damlar!” diyerek emanetin ne kadar korkunç bir ateş olduğunu göstermiştir.
[Kaynak: İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân]
Nefis Muhasebesi: Emanet ve Liyakat Aynası
(İşlerimizi ve makamlarımızı nasıl yürüttüğümüzü tartmak için soralım)
  • Bir işe eleman veya müdür alırken, yetenek ve liyakatine (ehil olmasına) mi bakıyorum; yoksa “bu benim yeğenim, hemşerim, partilim” diyerek emanete açıkça hıyanet mi ediyorum?
  • Hakkıyla bilmediğim, eğitimini almadığım bir işe “Ben hallederim” diye cahilce atılıp, sonra da o işi yüzüme gözüme bulaştırarak insanlara zulmediyor (hakkına giriyor) muyum?
  • Bana verilen makamın (şeflik, müdürlük, yöneticilik) yarın Sırat Köprüsünde boğazıma dolanacak bir ateş olduğunu unutup, koltuğuma yaslanarak kibrimle insanları eziyor muyum?
  • Ebu Zerr (r.a) gibi dev bir sahabi bile idarecilikten men edilmişken, ben hangi güvenceyle ve hangi cesaretle kalbimi hırstan temizlemeden en tepe makamlara göz dikiyorum?
  • İşimde kaytararak, mesai saatlerimi çalarak ve görevimi layıkıyla yapmayarak o büyük emaneti zayi edip, kıyametin (kendi kıyametimin) kopmasını mı hızlandırıyorum?
“Emanet Zayi Edildiğinde Kıyameti Bekle!”
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُوعِ فَإِنَّهُ بِئْسَ الضَّجِيعُ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخِيَانَةِ فَإِنَّهَا بِئْسَتِ الْبِطَانَةُ
Okunuşu: Allâhümme innî eûzü bike minel-cûı fe-innehû bi’sed-dacî’, ve eûzü bike minel-hıyâneti fe-innehâ bi’setil-bitâneh. “Allah’ım! Açlıktan (ve yoksulluktan) Sana sığınırım, çünkü o ne kötü bir yatarkadaştır. Hıyanetten (ve emaneti ehli olmayana vererek ihanet etmekten) de Sana sığınırım, çünkü o (kalbi kirleten) ne kötü bir ahlaktır (ve sırdaştır)!”
([Ebû Dâvûd, Vitir]:[32] / Peygamber Efendimizin (s.a.v), ümmetini en ağır iki beladan (dünyevi yoksulluktan ve uhrevi yıkım olan emanete hıyanetten) korumak, nefsi ve kalbi bu kirlerden tamamen manen temizlemek için ettiği o muazzam sığınma duası)

Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Sahabiler