İlahi Merhametin Ölçüsü
Dayanma Gücü, Teslimiyet ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: SABIR VE TESLİMİYET ZİKRİ
يَا صَبُورُ يَا لَطِيفُ
“Yâ Sabûr Yâ Latîf”
(Ey kullarının hatalarına karşı çok sabırlı olan ve onlara lütfuyla, incelikle ve şefkatle muamele eden Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbi İsyan ve Ümitsizlikten Temizleyip Sabretmek İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği (kaldıramayacağı) bir şeyle yükümlü kılmaz (ve imtihan etmez)…”
(Bakara Sûre-i Şerif’i, 286)
(Bakara Sûre-i Şerif’i, 286)
Bazen üst üste gelen musibetler, hastalıklar, borçlar veya evlat acısı, insanın sırtını büküp onu nefes alamaz hale getirebilir. Şeytan tam da o anda fısıldar: “Allah sana zulmediyor, bu yükü kaldıramazsın, isyan et!” Oysa Bakara Suresi’nin o muazzam müjdesi (Âmenerrasûlü), Kâinatın Yaratıcısı’nın kuluna asla kaldıramayacağı bir yükü yüklemediğini ilan eder. Demek ki o anki dert ne kadar büyük görünürse görünsün; kulun yaratılışında (fıtratında) o derdi aşacak bir sabır ve o karanlığı yırtacak bir iman gücü mevcuttur. Mesele, yükün ağırlığında değil; kulun kalbini ümitsizlik ve isyan kirinden manen temizleyerek o yükü kimin (Allah’ın) verdiğini hatırlaması ve O’nun merhametine teslim olmasıdır.
KUR’AN-I KERİM’DE SABIR VE İMTİHAN
Gücün Yettiği Kadar Mükellefiyet
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ
Okunuşu: Lâ yükellifüllâhu nefsen illâ vüs’ahâ; lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet.
1. “Allah hiçbir nefse (kimseye), gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir.”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[286]
لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ ۖ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ ۚ لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا مَا آتَاهَا ۚ سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا
Okunuşu: Li-yünfik zû seatin min seatihî; ve men kudira aleyhi rizkuhû fel-yünfik mimmâ âtâhüllâh; lâ yükellifüllâhu nefsen illâ mâ âtâhâ; se-yec’alüllâhu ba’de usrin yüsrâ.
2. “(Nafaka verirken) Geniş imkânı olan kendi imkânına göre harcasın. Rızkı daralmış olan da, Allah’ın kendisine verdiğinden (gücü nispetinde) harcasın. Allah kimseyi, ona verdiğinden (ve gücünden) fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir güçlüğün ardından mutlaka bir kolaylık yaratacaktır.”
[Talâk Sûre-i Şerif’i]:[7]
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا ۞ إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Okunuşu: Fe-inne meal-usri yüsrâ. İnne meal-usri yüsrâ.
3. “Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, o (ağır) zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık (ferahlık) vardır.” (Yük sonsuza dek ağır kalmaz).
[İnşirâh Sûre-i Şerif’i]:[5-6]
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ ۗ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
Okunuşu: Ve le-neblüvenneküm bi-şey’in minel-havfi vel-cûı ve naksın minel-emvâli vel-enfüsi ves-semerât; ve beşşiris-sâbirîn.
4. “Andolsun ki Biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle (imtihan edip) deneriz. Sabredenleri müjdele!”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[155]
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Okunuşu: Vellezîne âmenû ve amilüs-sâlihâti lâ nükellifü nefsen illâ vüs’ahâ ülâike ashâbül-cenneh; hüm fîhâ hâlidûn.
5. “İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki Biz hiçbir nefse gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyiz- işte onlar cennetliktirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.”
[A’râf Sûre-i Şerif’i]:[42]
يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
Okunuşu: Yürîdüllâhu bikümül-yüsra ve lâ yürîdü bikümül-usr.
6. “…Allah sizin için daima kolaylık ister, sizin için zorluk (ve ezilmenizi) istemez.”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[185]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenüsteînû bis-sabri ves-salâh; innallâhe meas-sâbirîn.
7. “Ey iman edenler! (Çekemeyeceğinizi sandığınız dertlerde) Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[153]
وَعَسَىٰ أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ ۖ وَعَسَىٰ أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuşu: Ve asâ en tekrahû şey’en ve hüve hayrun leküm; ve asâ en tühibbû şey’en ve hüve şerrun leküm; vallâhu ya’lemü ve entüm lâ ta’lemûn.
8. “…Olur ki hoşunuza gitmeyen (size ağır gelen) bir şey, sizin için hayırlıdır. Ve olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey de, sizin için şerdir. Allah (neye dayanabileceğinizi) bilir, siz bilemezsiniz.”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[216]
أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
Okunuşu: E-hasiben-nâsü en yütrekû en yekûlû âmennâ ve hüm lâ yüftenûn.
9. “İnsanlar, (sadece) ‘İman ettik’ demekle, hiçbir imtihandan (ve dayanma gücü testinden) geçirilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?”
[Ankebût Sûre-i Şerif’i]:[2]
فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُولُو الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ
Okunuşu: Fasbir kemâ sabera ülül-azmi miner-rusüli ve lâ testa’cil lehüm.
10. “(Ey Muhammed!) O halde, peygamberlerden Ulu’l-Azm (azim ve irade sahibi, en ağır yüklere dayananlar) gibi sen de sabret ve o (inanmayan)lar için acele etme.”
[Ahkâf Sûre-i Şerif’i]:[35]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Müjdeleri
1. MÜMİNİN ŞAŞIRTICI HALİ
“Müminin işi ne kadar şaşırtıcıdır! Onun her işi kendisi için hayırdır… Ona bir sevinç isabet eder, şükreder (ve temizlenir), bu onun için hayır olur. Ona bir zarar (ağır bir dert) isabet eder, sabreder, bu da onun için (büyük bir) hayır olur.”
[Müslim, Zühd]:[64]
2. ALLAH SEVDİĞİ KULA DERT VERİR
“Mükafatın büyüklüğü (ahiretteki derecesi), çekilen belanın (yükün) büyüklüğüyle orantılıdır. Şüphesiz Allah’u Teala bir topluluğu severse, onları (sabırlarını ve imanlarını denemek için) musibetle imtihan eder.”
[Tirmizî, Zühd]:[57]
3. DİKEN BATMASININ KEFFARETİ
“Müslümana isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet ve hatta ayağına batan bir diken bile yoktur ki; Allah bunları onun günahlarına keffaret kılıp (onu günah kirinden) temizlemesin!”
[Buhârî, Merdâ]:[1]
4. EN AĞIR YÜK KİMLEREDİR?
Sahabeler “İnsanlar içinde en ağır bela (yük) kime gelir?” diye sorunca Efendimiz: “Peygamberlere, sonra (derece derece) onlara benzeyen en iyi (kâmil) insanlara gelir. Kişi dinindeki sağlamlığına göre bela (ve imtihan) çeker.”
[Tirmizî, Zühd]:[57]
5. İKİ ZORLUK ARASINDAKİ KOLAYLIK
Peygamberimiz efendimiz, İnşirah Suresi indiğinde gülümseyerek sahabelerine şöyle buyurmuştur: “Müjdeler olsun! Artık bir zorluk (asla) iki kolaylığa (ve ferahlığa) galip gelemeyecektir.”
[Hâkim, el-Müstedrek]:[2/528]
6. GÜNAHSIZI BİLE TEMİZLEYEN DERT
“Mümin erkek ve mümin kadının nefsinde, çocuğunda ve malında bela (dertler) o kadar devam eder ki; nihayet o kul (bütün o yüklerin sabrıyla) Allah’a hiçbir günahı kalmamış, tertemiz bir halde kavuşur.”
[Tirmizî, Zühd]:[57]
7. İNTİHARIN DEHŞETİ
“Kim (bu yük bana çok ağır, dayanamıyorum diyerek isyan eder de) kendini bir dağdan atıp veya zehir içip veya demir bir aletle öldürürse; o kimse cehennem ateşinde ebedi olarak aynı şekilde intihar edip durarak azap çekecektir!” (Çünkü Allah’ın ona verdiği dayanma gücünü ve merhametini yalanlamıştır).
[Buhârî, Tıb]:[56]
8. ATEŞİN ALTINI TEMİZLEMESİ
“Ateş, altının ve gümüşün pasını (cürufunu) nasıl yakıp yok ederse; hastalık (ve çekilen dertler) de müminin günahlarını öylece silip temizler.”
[İbn Mâce, Tıb]:[18]
9. ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMEMEK
“Sizden hiçbiriniz başına gelen bir dert (ve ağır bir yük) yüzünden sakın ölümü istemesin! Eğer mutlaka bir şey söylemek zorunda hissederse şöyle desin: ‘Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm hayırlıysa canımı al.'”
[Buhârî, Merdâ]:[19]
10. DİN KOLAYLIKTIR
“Şüphesiz bu din (İslam) kolaylıktır (kaldıramayacağınız ağır bir yük içermez). Kim bu dini aşırı zorlaştırmaya kalkarsa, din ona mutlaka galip gelir.”
[Buhârî, Îmân]:[29]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Odun yanmadan kül, altın ateşe girmeden saf (hâlise) olmaz. Senin dert dediğin şey, aslında kalbini gaflet pasından temizleyen Rabbani bir ateştir. Yükten kaçan, O’nun vuslatından da kaçmıştır.”
– Hz. Mevlânâ
“Allah, bir kulu kendisine dost seçeceği zaman ona öyle dertler yükler ki; kul insanlardan ümidini kesip sadece ‘Yetiş Ya Rabbi’ diyene kadar o yükü kaldırmaz. Kâmil tevekkül işte oradadır.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Hoştur bana Senden gelen / Ya gonca gül yahut diken / Ya hayattır yahut kefen / Narın da hoş, nurun da hoş.” Yükü Allah’tan bilen aşık, o yüke of demez.
– Bizim Yunus
“Dert, aslında senin zayıf kollarını değil, imanını denemek içindir. Eğer sen kollarının gücüne (nefsine) güvenirsen o yükün altında ezilirsin. Lakin kalbini temizleyip ‘La havle’ dersen, o yük bir kuştüyü gibi hafifler.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! ‘Ben bu acıya dayanamam’ diyerek şeytana maskara olma! Unutma ki; Allah’u Teala fırtınanın şiddetine göre ağacın kökünü sağlam kılar. O’nun kudreti, senin acizliğinden sonsuz kere büyüktür.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. EYYÜB’ÜN (A.S) YILLAR SÜREN SABRI
Peygamberler içinde en ağır bedeni yüke dayanan kişi Hz. Eyyüb (Aleyhisselâm)’dır. Muazzam zenginliğini, on dört evladını ve sağlığını birbiri ardına kaybetti. Bütün bedeni yaralarla kaplandı, herkes onu terk etti ama o asla “Bu yük bana çok ağır” demedi. Hanımı ona “Sen peygambersin, dua et de Allah bu hastalığı kaldırsın” dediğinde, o muazzam edebi gösterdi: “Ben seksen yıl sağlıklı yaşadım, oysa bu dertte henüz yedi yıl kaldım. Rabbimden şifa istemeye haya ederim!” Kalbini isyandan öyle temizlemişti ki, sonunda Allah ona şifasını ve kaybettiği nimetlerin iki katını verdi.
[Kaynak: İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye]
2. HZ. FÂTIMA’NIN (R.A) ACILARI
Kâinatın Efendisinin (s.a.v) kızı Hz. Fâtıma (r.a), ömrü boyunca hem en ağır yoklukları hem de en derin evlat ve baba acılarını çekmiştir. Evinde günlerce ateş yanmamış, değirmen çevirmekten elleri yara olmuş lakin şikayet etmemiştir. En nihayetinde Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde o koca acıyı omuzlarına almış, o acıyla günbegün eriyip altı ay sonra Hakk’a yürümüştür. Dünyadaki o ağır imtihan yükü onu cennet kadınlarının hanımefendisi kılmıştır.
[Kaynak: İbn Sa’d, Tabakât]
3. HAPİSHANEDEKİ ALİM: İMAM-I AZAM VE KIRBAÇLAR
İmam-ı Azam Ebu Hanife (r.a), dönemin halifesinin yanlış kararlarına itiraz edip kadılık görevini kabul etmediği için 70 yaşında zindana atıldı. Her gün zindandan çıkarılıp kırbaçlandı. Her kırbaç vuruşunda derisi kanıyor lakin o “Elhamdülillah” diyordu. Annesi yaşlı gözlerle gelip “Oğlum, şu görevi kabul et de bu acıdan kurtul” dediğinde: “Anacığım! Onların dünyevi kamçıları benim sırtımı acıtıyor lakin ahiretteki Allah’ın kırbaçları ruhumu ebediyen yakar. Ben Rabbimin bana verdiği bu sabır yükünü şerefle taşıyorum” diyerek o acıya (O’nun hatırı için) dayanmıştır.
[Kaynak: Menâkıb-ı Ebû Hanîfe]
4. ÜRVE BİN ZÜBEYR’İN (R.A) KESİLEN BACAĞI VE VEFAT EDEN OĞLU
Tabiinin büyüklerinden Ürve bin Zübeyr’in bacağında kangren (veya yara) çıkmış ve bacağının kesilmesine karar verilmişti. O dönem uyuşturucu olmadığı için “Sana şarap içirelim, acıyı duyma” dediklerinde “Ben kalbimi ve aklımı haramla örtüp ibadetten uzak kalamam, siz ben namaza durduğumda bacağımı kesin” dedi. Bacağı kesilirken sesi çıkmadı. Aynı gün oğlu da atın tepmesi sonucu vefat etti. Yanına gelip taziyede bulunduklarında o, göğe bakarak: “Allah’ım! Bana dört uzuv (kol ve bacak) vermiştin birini aldın, bana yedi evlat vermiştin birini aldın. Verdiklerine de aldıklarına da hamdolsun!” diyerek o devasa iki yükü (acıyı) rızayla taşımıştır.
[Kaynak: İbnü’l Cevzi, Sıfatü’s-Safve]
5. TAİF’TE TAŞLANAN PEYGAMBERİN O EŞSİZ DUASI
Peygamberimiz efendimiz (s.a.v) Taif’te insanları Hakka çağırırken günlerce taşlanmış, ayakları kan içinde kalmış, sığınacak bir yer bulamamıştı. Herhangi bir insanın çıldıracağı, isyan edeceği o anki “ağır yük” altında o bir bağa sığındı ve ellerini açtı: “Allah’ım! Eğer Senin bana karşı bir gazabın (ve dargınlığın) yoksa, çektiğim şu belalara ve eziyetlere hiç aldırış etmem (bu yük bana tüy gibi gelir). Ancak Senin afiyetin ve rızan benim için her şeyden daha geniştir.”
[Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye]
Nefis Muhasebesi: Rıza ve İmtihan Aynası
(Musibetler karşısındaki sabrımızı ve inancımızı tartmak için soralım)
- Bir iflas, hastalık veya boşanma gibi büyük bir krizle karşılaştığımda “Neden ben, Allah neden bana zulmediyor” diyerek kalbimi isyan zehriyle kirletiyor muyum?
- “Allah kimseye çekemeyeceği yükü yüklemez” ayetine gerçekten inanıyor muyum; yoksa kendi nefsimin tembelliğine (ve tahammülsüzlüğüne) “Dayanamıyorum” mazeretini mi uyduruyorum?
- Hz. Eyyüb (a.s) yıllarca bedeni yaralarla sabrederken; ben basit bir baş ağrısında veya nezlede bile etrafımdaki herkesi (nazımla) bezdirip şükrü unutuyor muyum?
- Bana ağır gelen o dertlerin ve çilelerin, aslında yarın ahirette benim dağlar kadar günahımı silecek bir “Keffaret-i Zünûb” (günah temizleyicisi) olduğunu idrak edebildim mi?
- Derdimin çok büyük olduğunu anlattığım insanlara, O (Celle Celâluhu) derdi verenin “ne kadar Büyük ve Merhametli” olduğunu da anlatabiliyor muyum?
“O (c.c) Kuluna Asla Zulmetmez”
([Bakara Sûre-i Şerif’i]:[286] / Miraç gecesinde bizzat Allah’u Teala’nın, aciz kalan ve belinin büküldüğünü hisseden mümin kullarına, o gece okunduğunda her derde kâfi geleceğini müjdelediği o eşsiz yalvarış)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا
Okunuşu: Rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ isran kemâ hameltehû alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tühammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih, va’fü annâ vağfir lenâ verhamnâ, ente mevlânâ.
“Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Bize gücümüzün (takâtimizin) yetmeyeceği işleri de taşıtma! Bizi affet, (kalplerimizi isyan kirinden temizleyerek) bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bizim yegâne Mevlâmız (sığınağımız ve dayanağımız)sın!”([Bakara Sûre-i Şerif’i]:[286] / Miraç gecesinde bizzat Allah’u Teala’nın, aciz kalan ve belinin büküldüğünü hisseden mümin kullarına, o gece okunduğunda her derde kâfi geleceğini müjdelediği o eşsiz yalvarış)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
