BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.

İlahi İkaz

Hâlâ Akletmezler mi? Tefekkür ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: İLİM VE HİKMET ZİKRİ
يَا عَلِيمُ يَا حَكِيمُ
“Yâ Alîm Yâ Hakîm”
(Ey gizli ve aşikâr her şeyi hakkıyla bilen ve her işi sonsuz bir hikmet ve ölçü ile yapan Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbi Cehaletten Temizleyip İdrak Etmek İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Onlar Kur’an’ı (ve kâinat kitabını) hiç derin derin düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler (gaflet pasları) mı var?”
(Muhammed Sûre-i Şerif’i, 24)
İnsanı yeryüzündeki diğer bütün mahlukattan ayıran ve onu “Eşref-i Mahlukat” (yaratılmışların en şereflisi) kılan yegâne nimet akıldır. Lakin Kur’an-ı Kerim’in övdüğü akıl, sadece dünyevi ticareti hesaplayan, fani menfaatler peşinde koşan kurnazlık değildir. Hakiki akıl; göklerin ve yerin yaratılışına bakarak Ev Sahibini tanıyan, ölümü tefekkür eden ve nefsini ahirete hazırlayan şuurdur. Allah’u Teala, ayetlerinde o kadar çok “Hâlâ akletmez misiniz?” (E felâ ta’kılûn) diye seslenir ki; bu nida, kalbini kibrinden ve günah kirinden manen temizlemeyi unutup dünya bataklığında çırpınan insana atılmış en sarsıcı ilahi bir tokattır. Aklını kullanmayanların üzerine manevi bir pislik (azap) ineceğini bildiren Kâinatın Yaratıcısı, bizleri tefekküre ve uyanışa davet etmektedir.
KUR’AN-I KERİM’DE AKIL VE TEFEKKÜR
Kâinat Kitabını Okuyanlar
أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Okunuşu: E-te’mürûnen-nâse bil-birri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlûnel-kitâb; e-fe-lâ ta’kılûn. 1. “Siz Kitab’ı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendi nefsinizi unutuyor musunuz? Hâlâ akletmeyecek misiniz (aklınızı kullanmayacak mısınız)?” [Bakara Sûre-i Şerif’i]:[44]
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۖ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Okunuşu: Ve mel-hayâtüd-dünyâ illâ leıbün ve lehv; ve led-dârul-âhiratü hayrun lillezîne yettekûn; e-fe-lâ ta’kılûn. 2. “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise Allah’tan korkanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akletmeyecek misiniz?” [En’âm Sûre-i Şerif’i]:[32]
إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ Okunuşu: İnne şerrad-devâbbi ındellâhis-summül-bükmüllezîne lâ ya’kılûn. 3. “Şüphesiz ki, Allah katında canlıların en kötüsü (en aşağılığı); gerçeği duymayan sağırlar, hakkı söylemeyen dilsizler, yani aklını kullanmayan (akletmeyen) kimselerdir.” [Enfâl Sûre-i Şerif’i]:[22]
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ ۚ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ Okunuşu: Ve mâ kâne li-nefsin en tü’mine illâ bi-iznillâh; ve yec’alür-ricse alellezîne lâ ya’kılûn. 4. “Allah’ın izni olmadan hiçbir nefis iman edemez. Allah, akıllarını kullanmayanların üzerine (kalplerini temizlemedikleri için) iğrenç bir pislik (azap) bırakır.” [Yûnus Sûre-i Şerif’i]:[100]
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ Okunuşu: İnne fî halkıs-semâvâti vel-ardı vahtilâfil-leyli ven-nehâri le-âyâtin li-ülil-elbâb. 5. “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde; (derin) akıl sahipleri (ve tefekkür ehli) için pek çok ibretler ve deliller vardır.” [Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i]:[190]
وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Okunuşu: Ve hüvellezî yuhyî ve yümîtü ve lehühtilâfül-leyli ven-nehâr; e-fe-lâ ta’kılûn. 6. “Hayat veren ve öldüren O’dur. Gece ile gündüzün (düzenli) değişmesi de O’nun eseridir. Hâlâ akletmeyecek misiniz (O’nun kudretini düşünmeyecek misiniz)?” [Mü’minûn Sûre-i Şerif’i]:[80]
وَمَا أُوتِيتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَزِينَتُهَا ۚ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Okunuşu: Ve mâ ûtîtüm min şey’in fe-metâul-hayâtid-dünyâ ve zînetühâ; ve mâ ındellâhi hayrun ve ebkâ; e-fe-lâ ta’kılûn. 7. “Size verilen şeyler, sadece dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katında olanlar ise daha hayırlı ve baki kalıcıdır. Hâlâ akletmeyecek misiniz?” [Kasas Sûre-i Şerif’i]:[60]
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ Okunuşu: Ve kâlû lev künnâ nesmeu ev na’kılu mâ künnâ fî ashâbis-seîr. 8. “(Cehenneme girenler pişmanlıkla) Derler ki: Eğer biz (dünyada Hakkı) işitmiş olsaydık veya aklımızı kullanmış (akletmiş) olsaydık, şu alevli ateşin ehlinden olmazdık!” [Mülk Sûre-i Şerif’i]:[10]
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ Okunuşu: Ve men nüammirhü nünekkishü fil-halk; e-fe-lâ ya’kılûn. 9. “Biz kime uzun ömür verirsek, onu yaratılışta (güç ve kuvvetini alıp çocukluğuna) tersine çeviririz. Hâlâ akletmeyecekler mi (dünyanın fani olduğunu anlamayacaklar mı)?” [Yâsîn Sûre-i Şerif’i]:[68]
أُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Okunuşu: Üffin leküm ve limâ ta’büdûne min dûnillâh; e-fe-lâ ta’kılûn. 10. “(Hz. İbrahim putperest kavmine dedi ki): Yazıklar olsun size ve Allah’ı bırakıp taptığınız şu şeylere (cansız putlara)! Hâlâ akletmeyecek misiniz?” [Enbiyâ Sûre-i Şerif’i]:[67]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. AKLI OLMAYANIN DİNİ YOKTUR “Kişinin dini (dindarlığı) aklıdır (aklını nasıl kullandığıdır). Aklı olmayanın (tefekkür etmeyenin, aklını nefsinin emrine verenin) dini yoktur.”
[Beyhakî, Şuabu’l-Îmân]
2. BİR SAATLİK TEFEKKÜR “Allah’ın yarattıkları ve kâinat üzerinde (O’nun azametini anlamak için) bir saat tefekkür etmek (akletmek), altmış yıllık nafile ibadetten daha hayırlıdır.”
[Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ]
3. GERÇEK AKILLI KİMDİR? “Gerçek akıllı (ve zeki) kimse; nefsini hesaba çeken (kibrinden temizleyen) ve ölümden sonrası için amel işleyendir. Ahmak kimse ise, nefsinin heva ve hevesine uyup, sonra da Allah’tan (Cennet) temenni edendir.”
[Tirmizî, Kıyâmet]:[25]
4. VAAZ OLARAK ÖLÜM YETER “Sana vaaz edici (nasihat edici ve aklını başına getirici) olarak, ölüm yeter ey Ömer!” (Ölümü düşünen akıl, uyanık akıldır).
[Beyhakî, ez-Zühd]
5. MÜMİN BİR DELİKTEN İKİ KERE SOKULMAZ “Mümin (akıl, basiret ve feraset sahibi olduğu için) aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz (aynı hataya ve günaha aklını kullanarak ikinci kez düşmez).”
[Buhârî, Edeb]:[83]
6. İLK YARATILAN ŞEY AKILDIR “Allah’u Teala’nın yarattığı ilk şey akıldır. Allah akla ‘Beri gel’ dedi, geldi; ‘Geri git’ dedi, gitti. Sonra Allah buyurdu: ‘İzzetime yemin olsun ki, Ben senden daha değerli bir şey yaratmadım. Seninle verir, seninle alır, seninle mükafatlandırır ve azap ederim.'”
[Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn]
7. VAY O KİŞİNİN HALİNE! Göklerin ve yerin yaratılışını anlatan Âl-i İmran suresinin 190. ayeti indiğinde Efendimiz (s.a.v) sabaha kadar ağlamış ve şöyle buyurmuştur: “Vay, bu ayeti çeneleri arasında çiğneyip (sadece diliyle okuyup) de üzerinde tefekkür etmeyenin (akletmeyenin) haline!”
[İbn Hibbân, es-Sahîh]
8. AMELLER AKLA GÖREDİR “İnsanlar (ahirette) dünyadaki ibadetlerine göre değil, (bu ibadetlerdeki kalbi şuurlarına ve) akıllarının derecesine göre mükafatlandırılırlar.”
[İmam Mâlik, Muvatta’]
9. KALBİN PASLANMASI “Demirin pas tuttuğu gibi kalpler de (gafletle) paslanır. Onun cilası (ve temizlenmesi) Allah’ı zikretmek ve Kur’an’ı (manasını aklederek) okumaktır.”
[Beyhakî, Şuabu’l-Îmân]
10. CAHİLLİĞİN İLACI SORMAKTIR “Şüphesiz bilgisizliğin (ve aklı kullanmamanın) şifası, (bilene) sormak (ve tefekkür etmektir).”
[Ebû Dâvûd, Tahâret]:[125]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Akıl bir kanat gibidir; seni toprağın çamurundan alıp Hakikatin göklerine uçurur. Lakin sen o kanadı nefsinin hizmetine verirsen, o seni ancak uçurumun dibine çeker.”
– Hz. Mevlânâ
“Tarikat, aklı iptal etmek değil, aklı kalbin (ilahi aşkın) hizmetine vererek onu putlardan temizlemektir. Kâinatı okuyamayan bir adamın tespihi, onu gafletten uyandırmaz.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır.” Aklın gayesi kendini ve acizliğini bilmektir.
– Bizim Yunus
“Aklın en son sınırı ve en yüksek derecesi; kendi acizliğini, Allah’ın ise sonsuz kudretini idrak edip sessizliğe (ve hayrete) gömülmesidir.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Paranı nerede harcayacağını hesap ettiğin kadar, ömrünü nerede tüketeceğini akletmezsen, sen akıllı bir tüccar değil, ahiretini batırmış bir iflas ehlisin.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. İBRAHİM’İN (A.S) AKILLA (TEFEKKÜRLE) RABBİNİ BULMASI Hz. İbrahim (Aleyhisselâm), putperest bir kavmin içinde büyürken kalbini onların cehaletinden temizlemiş ve aklını kullanmıştı. Gece olup karanlık çökünce bir yıldız gördü: “Rabbim budur” dedi. Yıldız batınca: “Ben batanları sevmem!” dedi. Sonra doğan Ay’ı gördü, o da batınca “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse sapıtanlardan olurum” dedi. En son güneşi gördü “Bu daha büyük, budur” dedi. Fakat güneş de batınca o muazzam akli çıkarımı haykırdı: “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz fani şeylerden (putlardan) uzağım. Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim!”
[Kaynak: En’âm Sûre-i Şerif’i]:[76-79]
2. İMAM-I AZAM VE ATEİSTLERİN (DEHRİLERİN) GEMİSİ Allah’ın varlığını inkar eden bir grup (Dehri), İmam-ı Azam Ebu Hanife ile tartışmaya geldiler. İmam buluşmaya bilerek gecikti. Geldiğinde “Kusura bakmayın, nehrin karşısına geçecektim lakin gemi yoktu. Beklerken ağaçlar kendi kendine kesildi, tahtalar kendi kendine birleşti ve bir gemi oldu. Ben de binip geldim” dedi. İnkarcılar kahkahayla güldü: “Sen aklını mı kaçırdın! Hiç tahtalar kendi kendine gemi olur mu, bunun bir ustası olmalı!” dediler. İmam-ı Azam o akıl almaz darbeyi indirdi: “Ey ahmaklar! Basit bir kayık bile kendi kendine var olamıyorsa, şu muazzam kâinat, gökler, yıldızlar ve okyanuslar kendi kendine nasıl var olur!” İnkarcılar bu akli delil karşısında dona kaldılar.
[Kaynak: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd]
3. HZ. ALİ’NİN (R.A) İNKARCIYLA İHTİMAL HESABI Ahirete inanmayan bir adam Hz. Ali’nin (r.a) yanına gelip, “Siz cehennemden korkup kendinizi dünyadan mahrum ediyorsunuz (ibadetle yoruluyorsunuz), ya ahiret yoksa!” dedi. Hz. Ali o akli ihtimali adamın önüne koydu: “Eğer senin dediğin gibi ahiret yoksa, ölümden sonra seninle ben eşit olacağız; benim ibadetlerim bana bir zarar vermemiş olacak. Lakin benim dediğim gibi ahiret (ve cehennem) varsa, ben kurtulacağım ama sen ebediyen o ateşte yanacaksın! Hâlâ akletmez misin!”
[Kaynak: İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn]
4. BEHLÜL DÂNÂ VE ÇÖPTEKİ KAFATASI Halife Harun Reşid, Behlül Dânâ’yı mezarlıkta elinde bir kafatasıyla evirip çevirirken buldu. “Ey Behlül, ne yapıyorsun?” diye sordu. Behlül: “Ey Halife! Bu kafatasına bakıyorum. Acaba dünyadayken bir padişah mıydı, yoksa bir köle miydi diye anlamaya çalışıyorum. Ama vallahi ayırt edemiyorum, ikisi de aynı kemiğe dönüşmüş!” dedi. Halife bu dehşetli akıl dersi karşısında ağlayarak oradan ayrıldı.
[Kaynak: İbnü’l Cevzi, Ukalâu’l-Mecânîn]
5. KURBAĞANIN ATEŞE SU TAŞIMASI Nemrut, Hz. İbrahim’i yakmak için devasa bir ateş yaktırdığında, minicik bir karınca ağzında bir damla suyla ateşe doğru gidiyordu. Ona güldüler: “Senin o bir damla suyun bu koca ateşi söndürür mü! Aklını mı yitirdin?” Karınca şu muazzam şuuru sergiledi: “Evet, söndürmeyeceğini ben de biliyorum. Maksat, Allah’ın dostunun yandığı bu günde benim safım belli olsun!” Aklın zirvesi, neticeyi hesaplamak değil, Hakk’ın safında kalbini temiz tutarak yer almaktır.
[Kaynak: Taberî, Câmiu’l-Beyân]
Nefis Muhasebesi: Tefekkür Aynası
(Allah’ın en büyük nimeti olan aklımızı neye kullandığımızı tartmak için soralım)
  • Bir mal alıp satarken, borsada veya ticarette ince ince hesaplar yapan o keskin aklım; konu ahiret hazırlığına ve namaza gelince neden birden uyuşuyor ve tembelleşiyor?
  • “Hâlâ akletmez misiniz?” diye Kur’an bana her gün bağırırken; ben gökyüzündeki yıldızlara, mevsimlerin değişimine ve kendi yaratılışıma bakıp O’nun azametini tefekkür ediyor muyum?
  • Hata yaptığımda ve günaha battığımda “Ben ne yapıyorum, bu gidişin sonu neresidir?” diye nefsimi hesaba çekip aklımı çalıştırıyor muyum, yoksa kalabalıkların gafletine sürüklenip gidiyor muyum?
  • İnternette, sosyal medyada veya televizyonda saatlerce boş (faydasız) bilgileri zihnime doldururken, kalbimi ve aklımı Allah’ın kelamından (Kur’an tefekküründen) uzak bırakıp çürütüyor muyum?
  • Cehenneme girenlerin “Aklımızı kullansaydık burada olmazdık” çığlığını duymuşken, ölüm meleği gelmeden aklımı başıma alıp kalbimi küfürden ve kirden temizleyebildim mi?
“Sana Vaaz Edici Olarak Ölüm Yeter!”
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
Okunuşu: Allâhümme erinel-hakka hakkan verzuknettibâahü, ve erinel-bâtıle bâtılan verzuknectinâbeh. “Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı (aklımızı o yolda kullanmayı) bize nasip et! Bize batılı da batıl olarak göster ve ondan (kalbimizi temizleyerek) kaçınmayı bize nasip et!”
([İbn Kesîr, Tefsir]:[1/465] / Kalp gözünün ve aklın kör olmaması, doğruyu yanlıştan ferasetle ayırabilmek için okunan, ehl-i hakikatin dilinden düşürmediği o muazzam aydınlanma duası)

Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Sahabiler