HZ. ZÜBEYR BİN AVVAM (R.A)
Henüz 15-16 yaşlarındayken, Mekke’de bir dedikodu yayıldı: “Muhammed (s.a.v) öldürüldü!” Zübeyr bunu duyar duymaz kılıcını çekti ve evinden fırladı.
İnsanları yararak Peygamberimizin yanına ulaştı. Efendimiz onu elinde yalın kılıç görünce: “Ne oldu ya Zübeyr?” dedi. “Seni öldürdüler sandım Ya Resulallah, intikamını almaya geldim” dedi. Efendimiz ona ve kılıcına dua etti. Bu, İslam tarihinde Allah yolunda sıyrılan ilk kılıçtı.
Müslüman olduğu duyulunca amcası onu yakaladı. Bir hasıra (kilime) sardı ve ateşe vererek dumanıyla onu boğmaya çalıştı.
“Muhammed’in dinini inkar et, seni bırakayım” diyordu. Genç Zübeyr ise dumanlar arasında boğulurken haykırıyordu: “Asla! Vallahi küfre bir daha dönmem!” İmanı, ateşten daha yakıcıydı.
Bedir Savaşı’nda Hz. Zübeyr başında sarı bir sarıkla savaşıyordu. Savaşın en şiddetli anında Cebrail (a.s) ve melekler yardıma geldiler.
Peygamberimiz (s.a.v) baktı ki melekler de başlarına sarı sarık sarmışlar. “Melekler bugün yeryüzüne Zübeyr’in suretinde (onun kılığına girerek) indiler” buyurdu. Bu, onun Allah katındaki değerini gösteriyordu.
Hendek Savaşı’nda Beni Kurayza Yahudilerinin ihanet edip etmediğini öğrenmek için tehlikeli bir görev vardı. Peygamberimiz: “Kim bize onlardan haber getirir?” dedi. Zübeyr: “Ben!” dedi.
Üç kez sordu, üçünde de Zübeyr atıldı. Peygamberimiz (s.a.v) çok memnun oldu ve: “Anam babam sana feda olsun ey Zübeyr!” buyurdu. (Efendimiz bu ifadeyi sadece Sa’d bin Ebi Vakkas ve Zübeyr için kullanmıştır).
Yermük Savaşı’nda Bizans ordusu dağ gibi duruyordu. Hz. Zübeyr: “Kim benimle şu orduyu yarar?” dedi. Kimse cesaret edemedi.
“O zaman ben tek başıma giderim” dedi ve “Allahuekber!” diyerek yüz binlerce kişilik Bizans ordusunun içine tek başına daldı. Orduyu yardı, öbür taraftan çıktı ve tekrar geri döndü. Vücudu yaralar içindeydi ama korku nedir bilmezdi.
Hz. Ebubekir’in kızı Esma ile evlendi. Çok fakirlerdi. Esma (r.anha), Zübeyr’in atına bakıyor, kilometrelerce uzaktan başının üzerinde hurma çekirdeği taşıyordu.
Zübeyr (r.a) biraz sert mizaçlıydı ama Esma ona sabretti. Birlikte yokluktan varlığa ulaştılar. Zübeyr vefat ettiğinde mal varlığı 50 milyon dirhemi bulmuştu ama o, zekatını kuruşu kuruşuna verirdi.
Hz. Zübeyr, Peygamberimizle o kadar yakındı ki, Efendimiz sık sık onun evine gider, orada öğle uykusuna (kaylule) yatardı.
Onun çocukları Abdullah, Urve ve diğerleri Peygamberimizin kucağında büyüdü. O, Ehl-i Beyt’ten biri gibiydi.
Cemel Vakası’nda Hz. Talha ile birlikte Hz. Ali’nin karşısında yer aldı. Savaş başlamadan önce Hz. Ali atını sürdü ve Zübeyr’e seslendi: “Hatırlar mısın, Resulullah bir gün ‘Sen Ali ile haksız yere savaşacaksın’ demişti.”
Zübeyr (r.a) bunu duyunca irkildi: “Vallahi hatırladım! Eğer bunu baştan hatırlasaydım asla gelmezdim” dedi ve savaşı terk edip geri döndü. Hatada ısrar etmedi.
Savaşı terk edip Medine’ye dönerken, Vadi-i Siba denilen yerde mola verdi ve namaza durdu. Onu takip eden İbn Cürmüz adında bir adam, Zübeyr (r.a) secdedeyken arkadan haince saldırdı ve şehit etti.
İslam’ın kılıcı, bir namaz secdesinde Rabbine kavuştu. O, savaş meydanlarında yenilmezdi, ancak kalleşlikle vurulabilirdi.
Katil İbn Cürmüz, Hz. Zübeyr’in kılıcını alıp Hz. Ali’ye övünerek getirdi, ödül bekliyordu. Hz. Ali kılıcı görünce ağladı, kılıcı öptü ve şöyle dedi:
“Bu kılıç, sahibinin yüzünden Resulullah’ın kederini defalarca silmişti. Ben Resulullah’tan işittim: ‘Safiyye’nin oğlu Zübeyr’in katiline cehennemi müjdele!'” Katil, umduğu ödül yerine cehennem müjdesini aldı.
