HZ. ÜSAME BİN ZEYD (R.A)
Mekke’nin fethinde Peygamberimiz (s.a.v) Kabe’nin içine girdiğinde yanında sadece üç kişi vardı: Hz. Bilal, Osman bin Talha ve genç Üsame bin Zeyd.
Resulullah (s.a.v), Kabe’nin kapısını kapattı ve içeride onlarla birlikte namaz kıldı, dua etti. Üsame, bu büyük şerefe henüz çok gençken nail olmuştu.
Peygamberimiz (s.a.v) bir dizine torunu Hz. Hasan’ı, diğer dizine Üsame’yi oturturdu. İkisini birden bağrına basar ve şöyle dua ederdi:
“Allah’ım! Ben bunları seviyorum, Sen de sev! Allah’ım, ben bunlara merhamet ediyorum, Sen de merhamet et.” Üsame (r.a), Ehl-i Beyt’ten biri gibi muamele görürdü.
Bedir ve Uhud savaşları olduğunda Üsame henüz çocuktu. Savaşa katılmak için boyunu uzatmaya çalışarak Peygamberimizin huzuruna çıktı.
Efendimiz (s.a.v) onu küçük görüp izin vermeyince hüngür hüngür ağladı. Onun bu aşkını gören Peygamberimiz de hüzünlendi. Hendek Savaşı’nda ise 15 yaşındaydı ve parmak uçlarına basarak “Ben büyüdüm” diye gösterince izin verildi.
Bir seriyyede, Üsame bir müşriği tam öldürecekken adam “La ilahe illallah” dedi. Üsame “Korkusundan söylüyor” diyerek onu öldürdü.
Durumu duyan Peygamberimiz (s.a.v) çok kızdı ve defalarca sordu: “Kalbini mi yardın da korkudan söylediğini bildin? Kıyamet günü ‘La ilahe illallah’ kelimesi karşına dikilince ne yapacaksın ey Üsame?” Üsame o kadar pişman oldu ki, “Keşke bugün Müslüman olsaydım (da bu günahım olmasaydı)” dedi.
Kureyşli soylu bir kadın hırsızlık yapmıştı. Cezanın uygulanmaması için, Peygamberimizin çok sevdiği Üsame’yi aracı (şefaatçi) yaptılar.
Üsame durumu iletince Peygamberimizin (s.a.v) yüzü renkten renge girdi: “Ey Üsame! Allah’ın koyduğu sınırlardan (cezalardan) birinde şefaat mi ediyorsun? Vallahi kızım Fatıma da çalsaydı, onun da elini keserdim!” buyurdu.
Peygamberimiz vefatından kısa süre önce, Bizans üzerine büyük bir ordu hazırladı. Ordunun içine Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Sa’d bin Ebi Vakkas gibi büyük sahabeleri koydu.
Komutan olarak ise 18-20 yaşlarındaki Üsame bin Zeyd’i atadı. Bazıları yaşını sorun edince Efendimiz (s.a.v) minbere çıktı: “Eğer Üsame’nin komutanlığına itiraz ediyorsanız, daha önce babası Zeyd’in komutanlığına da itiraz etmiştiniz. Vallahi o, komutanlığa layıktır ve insanların bana en sevgilisidir.”
Ordu sefere çıkmak üzereyken Peygamberimiz ağırlaştı. Üsame (r.a) vedalaşmak için odaya girdi. Efendimiz konuşamıyordu.
Ellerini göğe kaldırıp indirdi ve Üsame’nin üzerine koydu. Üsame anladı ki, Resulullah (s.a.v) kendisine dua ediyordu. O hüzünlü andan sonra ordugahına döndü.
Peygamberimiz vefat edince ordu durdu. Halife Hz. Ebubekir, ordunun mutlaka gitmesini emretti. Üsame at üzerindeydi, Halife Ebubekir ise yaya olarak onu uğurluyordu.
Üsame: “Ey Halife! Ya sen de bin ya da ben ineyim” dedi. Hz. Ebubekir: “Vallahi ne sen ineceksin ne de ben bineceğim. Allah yolunda ayaklarım tozlansa ne olur?” dedi. Genç komutana gösterilen bu saygı, Resulullah’ın emrine olan saygıydı.
Hz. Osman’ın şehadetinden sonra çıkan karışıklıklarda (Cemel ve Sıffin) Üsame (r.a) taraf tutmadı. Kılıcını kınına soktu.
“Ben, ‘La ilahe illallah’ diyen kimseye kılıç çekmem” dedi. Bu tavrı, “Kalbini mi yardın?” uyarısından aldığı dersin bir tezahürüydü.
Hz. Ömer halifeliğinde maaş bağlarken, Üsame’ye kendi oğlu Abdullah bin Ömer’den daha fazla pay verdi (Üsame’ye 4000, oğluna 3000).
Oğlu Abdullah: “Baba, ben ondan daha çok savaşa katıldım” deyince Hz. Ömer: “Sus! Resulullah (s.a.v) onun babasını senin babandan, onu da senden daha çok severdi” dedi. Üsame, Peygamber sevgisinin yaşayan bir nişanesiydi.
