HZ. ÜMMÜ’L-HAYR (R.ANHA)
İslam’ın gizli davet dönemiydi. Hz. Ebubekir, Peygamberimizden izin alarak Kabe’de müşriklere açıkça “La ilahe illallah” dedi. Müşrikler topluca üzerine saldırdılar.
Özellikle Utbe bin Rebia, altı çivili ayakkabılarıyla Hz. Ebubekir’in yüzüne yüzüne vurdu. Burnu ve yüzü tanınmaz hale geldi, bayıldı. Kabilesi onu öldü sanarak bir çarşafa koyup eve götürdüler.
Ümmü’l-Hayr, oğlunun başında ağlayarak bekliyordu. Akşama doğru Hz. Ebubekir gözlerini açtı. Annesinin ve akrabalarının beklediği ilk söz su veya yemek değildi.
Dudaklarından şu cümle döküldü: “Resulullah ne haldedir? O’na bir şey oldu mu?” Annesi şaşırdı: “Vallahi senin arkadaşın hakkında bir bilgim yok” dedi.
Annesi zorla yemek ve su vermeye çalıştı. Hz. Ebubekir (r.a) yemin etti: “Vallahi Resulullah’ın yüzünü görüp iyi olduğunu öğrenmedikçe ne yerim ne içerim!”
Annesi çaresiz kaldı. Hz. Ebubekir, “Git Ümmü Cemil’e (Hz. Ömer’in kız kardeşi Fatıma bint Hattab) sor, o bilir” dedi. Annesi gidip sordu, öğrendi ve oğluna Peygamberin iyi olduğu haberini getirdi.
Hz. Ebubekir, “Beni O’na götürün” dedi. Gece karanlığı çökünce annesi Ümmü’l-Hayr, yaralı oğlunun koluna girdi, onu taşıyarak Darü’l-Erkam’a, Peygamberimizin yanına götürdü.
Peygamberimiz (s.a.v) sadık dostunu o halde görünce kucakladı, öptü ve ağladı. Sahabeler de ağlaştılar. Bu manzara, anne Ümmü’l-Hayr’ın kalbini yumuşattı.
Hz. Ebubekir, Peygamberimize yalvardı: “Ya Resulallah! Bu benim annemdir. Bana çok şefkatlidir. Onun için Allah’a dua et de hidayet versin, onunla beni cehennemden korusun.”
Peygamberimiz ellerini açtı ve dua etti. Daha dua bitmeden Ümmü’l-Hayr orada kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu. O gece, hüzünle başlamış ama en büyük sevinçle bitmişti.
Ümmü’l-Hayr Müslüman olmuştu ama kocası Ebu Kuhafe (Hz. Ebubekir’in babası) hala müşrikti ve İslam’a karşıydı.
Ümmü’l-Hayr, kocasına rağmen inancını yaşadı. Medine’ye hicret emri gelince, kocasını Mekke’de bırakıp oğlu ve torunlarıyla birlikte hicret etti. İman, onu en yakınlarından bile ayırmayı göze aldıracak kadar güçlüydü.
Yıllar sonra Mekke fethedildiğinde, Hz. Ebubekir yaşlı ve ama (kör) babası Ebu Kuhafe’yi sırtında veya elinden tutarak Peygamberimizin huzuruna getirdi.
Peygamberimiz: “Yaşlı babanı neden yordun, biz giderdik” buyurdu. Ebu Kuhafe orada Müslüman oldu. Ümmü’l-Hayr bu haberi aldığında sevinçten ağladı. Artık bütün ailesi (oğlu, kızı, kocası, torunları) müslümandı.
Peygamberimiz vefat ettikten sonra, oğlu Hz. Ebubekir halife seçildi. Ümmü’l-Hayr, oğlunun “Müslümanların Halifesi” oluşunu dünya gözüyle gördü.
Bu, tarihte nadir görülen bir durumdur (hem annesi hem babası hayattayken halife olan tek kişi Hz. Ebubekir’dir). O, oğlunun yükünün ağırlığını bildiği için ona hep dua ederdi.
Kaderin cilvesi, Ümmü’l-Hayr annemiz, o çok sevdiği ve üzerine titrediği oğlu Hz. Ebubekir’in vefatını da gördü.
Hz. Ebubekir vefat ettiğinde annesi hayattaydı ve bu büyük acıya sabretti. (Bazı kaynaklarda Hz. Ebubekir’den önce vefat ettiği de geçer, ancak çoğunluk sonra vefat ettiği yönündedir).
Hz. Ümmü’l-Hayr, Hicretin 14. veya 15. yılında, Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Medine’de vefat etti.
Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedildi. O, “Sıddık” yetiştiren bir anne olarak, anneliğin ve imanın en güzel örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
