HZ. ÜMMÜ KÜLSÜM (R.ANHA)
Babası Ukbe bin Ebi Muayt, Peygamberimiz namaz kılarken üzerine işkembe koyan, O’nu boğmaya çalışan azılı bir düşmandı. Ancak karanlığın içinden bir nur doğdu.
Ümmü Külsüm, babasının ve ailesinin tüm düşmanlığına rağmen kalbini İslam’a açtı. Mekke’de gizlice Müslüman oldu ve imanını yıllarca saklamak zorunda kaldı.
Hudeybiye Antlaşması imzalanmış, Müslümanlar için ağır bir madde konmuştu: “Mekke’den biri Müslüman olup Medine’ye sığınırsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek.”
Bu madde Müslümanları çok üzmüştü. Ebu Cendel gibi zincire vurulmuş sahabeler geri verilmişti. Ümmü Külsüm ise Mekke’de hapis hayatı yaşıyordu.
Antlaşmadan kısa bir süre sonra, Ümmü Külsüm artık dayanamadı. Genç bir kız olmasına rağmen, tek başına, yanında hiç kimse olmadan gece yarısı Mekke’den kaçtı.
Kızgın çölleri, ıssız yolları ve yakalanma korkusunu imanının gücüyle aştı. Hedefi Medine, sığınağı Allah ve Resulü idi. Bu, tarihte bir kadının tek başına yaptığı nadir hicretlerdendir.
Mekke’de yokluğu fark edilince kıyamet koptu. Kardeşleri Velid ve Ammar bin Ukbe hemen atlarına binip peşine düştüler. Ancak Ümmü Külsüm onlardan önce Medine’ye varmayı başardı.
Kardeşleri Medine’ye gelip Peygamberimizin huzuruna çıktılar: “Antlaşmaya sadık kal! Bize kardeşimizi geri ver!” dediler.
Herkes nefesini tutmuş bekliyordu. Antlaşma gereği geri verilmesi gerekiyordu. Tam o sırada Cebrail (a.s) geldi ve Mümtehine Suresi’nin 10. ayetini indirdi:
“Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin… Eğer onların inanmış olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bu kadınlar o kâfirlere helâl değildir…”
Peygamberimiz (s.a.v), ayet gereği Ümmü Külsüm’ü imtihan etti: “Allah aşkına söyle! Seni buraya getiren koca sevgisi midir? Mal sevgisi midir? Yoksa sadece Allah ve Resulünün sevgisi midir?”
Ümmü Külsüm yemin etti: “Vallahi beni buraya getiren sadece Allah ve Resulünün sevgisidir!” İmtihanı geçti ve geri verilmedi. Kardeşleri elleri boş döndüler.
Ümmü Külsüm, Medine’de bekar ve kimsesizdi. Ancak fazileti sebebiyle en seçkin sahabeler ona talip oldu. Sırasıyla şu büyük isimlerle evlendi:
Önce Zeyd bin Harise (Peygamberimizin azatlısı), o şehit olunca Zübeyr bin Avvam, o boşayınca Abdurrahman bin Avf ve o vefat edince Amr bin As. Her biri İslam’ın zirve isimleriydi.
Abdurrahman bin Avf (r.a) ile evlendiğinde, Abdurrahman ona mehir olarak 4000 dirhem verdi. Ümmü Külsüm bu parayı kendisi için harcamadı, hayır yollarında ve ihtiyaç sahiplerine dağıttı.
O, aristokrat bir aileden gelmesine rağmen dünyalığa değil, ahirete önem veren bir hanımdı.
Ümmü Külsüm, anne tarafından Hz. Osman’ın (r.a) kız kardeşiydi (anneleri Erva bint Küreyz). Medine’de kardeşi Hz. Osman’ın himayesini ve desteğini her zaman gördü.
İki kardeş, biri Halife, diğeri hicret kahramanı olarak İslam’a büyük hizmetlerde bulundular.
Hz. Ümmü Külsüm bint Ukbe, Hz. Ali’nin halifeliği döneminde vefat etti. Hayatı, “Mümin kadınların kâfirlere iade edilemeyeceği” hükmünün canlı bir sembolü olarak tarihe geçti.
O, tek başına yola çıkan ama Allah’ın yardımıyla bir ümmetin hukukunu değiştiren cesur bir kadındı.
