HZ. ÜMMÜ HÂKİM (R.ANHA)
Ümmü Hâkim, Uhud Savaşı’na müşriklerin safında katılmıştı. Ebu Cehil’in yeğeni olarak İslam’a karşı kin doluydu. Savaşta defler çalarak müşrik askerlerini Müslümanlara karşı kışkırtıyordu.
Ancak Allah’ın kaderi başkaydı; o gün düşman olduğu orduya, bir gün en büyük hizmeti yapacak ve o ordunun kahramanlarından biri olacaktı.
Mekke fethedildiğinde İslam’ın büyüklüğünü ve Peygamberimizin (s.a.v) affediciliğini gördü. Kalbindeki kin eridi ve Müslüman oldu.
Ancak kocası İkrime bin Ebu Cehil, babasının intikamı ve İslam’a olan düşmanlığı sebebiyle affedilmeyeceğini düşünerek Yemen’e doğru kaçtı. Ümmü Hâkim, hem iman etmiş hem de kocasından ayrılmıştı.
Ümmü Hâkim, kocasını seviyordu ve onun da hidayete ermesini istiyordu. Cesaretini toplayıp Peygamber Efendimizin (s.a.v) huzuruna çıktı.
“Ya Resulallah! Kocam İkrime, korkusundan Yemen’e kaçtı. Ona eman (can güvenliği) verir misiniz?” diye yalvardı. Merhamet Peygamberi (s.a.v), Ebu Cehil’in oğlu olmasına rağmen: “O emniyettedir (gelsin)” buyurdu.
Eman sözünü alan Ümmü Hâkim, hemen bir köleyle birlikte yola çıktı. Günlerce yol gidip Yemen sahilinde, gemiye binmek üzere olan İkrime’ye yetişti.
Ona seslendi: “Ey amcamın oğlu! Ben insanların en hayırlısı, en iyisi ve en kerimi olan Zat’ın yanından geliyorum. Kendini helak etme! Senin için eman aldım.” İkrime şaşırdı: “Sen bunu benim için mi yaptın?” dedi. Ümmü Hâkim’in vefası, İkrime’yi geri döndürdü.
Birlikte Medine’ye döndüler. Peygamberimiz (s.a.v) İkrime’yi görünce sevincinden ridasını bile almadan ayağa kalktı ve: “Merhaba ey süvari muhacir!” dedi.
İkrime, bu sıcak karşılama ve karısının fedakarlığı karşısında eridi ve Müslüman oldu. Ümmü Hâkim, bir insanın ebedi hayatını kurtarmış ve yuvasını İslam üzerine yeniden kurmuştu.
Bizans’a karşı yapılan Yermük Savaşı’na karı-koca katıldılar. İkrime (r.a), geçmiş günahlarını affettirmek istercesine düşman saflarına daldı ve kahramanca savaşarak şehit düştü.
Ümmü Hâkim, kocasının şehadet haberini metanetle karşıladı. “Allah ona rahmet etsin, sözünü tuttu” dedi.
İddet süresi bitince, ordunun komutanlarından Halid bin Said (r.a) ona talip oldu. Savaş hala devam ediyordu (Mers-i Safer mevkii). Ümmü Hâkim: “Şu düşman ordusu bir dağılsın, sonra düğün yaparız” dedi.
Halid: “İçime doğuyor ki ben bu savaşta şehit olacağım” deyince, Ümmü Hâkim kabul etti ve savaş meydanında, bir çadırda nikahları kıyıldı.
Düğünün ertesi sabahı, henüz Halime (düğün) yemeği yenirken Bizans askerleri ani bir baskın düzenledi. Damat Halid bin Said, kılıcını kaptı, çadırdan fırladı ve savaşarak şehit düştü.
Ümmü Hâkim, ikinci kocasını da gelin olduğu günün sabahında şehit vermişti. Ancak yas tutacak vakit yoktu, düşman çadırlara girmişti.
Ümmü Hâkim, üzerindeki gelinlik elbiseleriyle hemen çadırın direğini söktü. Çadıra saldıran Bizans askerlerine o direkle vurdu.
O gün, tek başına yedi Bizans askerini öldürdü. Savaşı kazanan Müslümanlar çadırlara döndüklerinde, Ümmü Hâkim’i elinde kanlı bir direk ve etrafında yedi düşman cesediyle buldular. Bu olay, İslam tarihinin en büyük kadın kahramanlıklarından biri oldu.
Bu kahraman ve mübarek hanıma daha sonra Halife Hz. Ömer (r.a) talip oldu ve evlendiler. Hz. Ömer’in şehadetine kadar onunla evli kaldı.
Üç büyük şehidin (İkrime, Halid, Ömer) eşi olan Hz. Ümmü Hâkim, Hz. Osman döneminde vefat etti. Arkasında, bir kadının imanı uğruna neler yapabileceğinin muazzam bir destanını bıraktı.
