HZ. ŞEYMA BİNT HÂRİS (R.ANHA)
Peygamberimiz (s.a.v) bebekken süt annesi Halime’nin evine geldiğinde, evin küçük kızı Şeyma ona ablalık yapıyordu. Henüz 5-6 yaşlarında olmasına rağmen, o yetim ve mübarek kardeşi kucağına alır, gezdirir ve oynaması için elinden geleni yapardı.
Kızgın güneşten korumak için O’nu gölgeler, ağladığında susturmaya çalışırdı. O, Peygamberimizin ilk oyun arkadaşıydı.
Şeyma, küçük Muhammed’i (s.a.v) kucağında sallarken ona irticalen şiirler ve ninniler söylerdi. Tarih kitapları onun şu sözlerini kaydeder:
“Rabbimiz! Bize Muhammed’i bağışla ve O’nu yaşat. O’nu büyüt ve ondur. Düşmanlarını ve hasetçilerini kahret.” Bu saf dua, yıllar sonra kabul olacak ve o küçük çocuk Alemlerin Efendisi olacaktı.
Bir gün Şeyma, Peygamberimizi (s.a.v) kucağında taşırken, Peygamberimiz (o zamanlar diş çıkaran bir bebek) Şeyma’nın omzunu ısırdı. Bu ısırık biraz canını yakmış ve omzunda kalıcı bir iz bırakmıştı.
Bu küçük hatıra, yarım asır sonra Şeyma’nın hayatını kurtaracak ve ona büyük bir şeref kazandıracak olan “kimlik belgesi” olacaktı.
Aradan yıllar geçti. Peygamberimiz (s.a.v) Mekke’yi fethetti. Ardından Hevazin kabilesiyle Huneyn Savaşı yapıldı. Hevazinliler (Beni Sa’d kolu) yenildi ve binlerce esir alındı.
Esirler arasında yaşlanmış, saçı ağarmış bir kadın da vardı. Askerler ona sert davranınca: “Bana dokunmayın! Ben sizin Peygamberinizin süt kardeşiyim” dedi. Askerler inanmadılar ama durumu Peygamberimize bildirdiler.
Şeyma, Peygamberimizin huzuruna çıkarıldı. Peygamberimiz (s.a.v) onu tanımadı (çünkü çok uzun zaman geçmişti). “İddianın delili nedir?” diye sordu.
Şeyma (r.anha) omzunu açtı ve: “Ey Muhammed! Beni tanımadın mı? Ben Şeyma! Bu iz, senin çocukken beni ısırdığın izdir” dedi. Peygamberimiz ize baktı, çocukluk günlerini, Beni Sa’d yurdunu hatırladı.
O izi görünce Peygamberimizin (s.a.v) gözleri doldu, ağlamaya başladı. Hemen üzerindeki ridasını (hırkasını) çıkardı, yere serdi ve Şeyma’yı üzerine oturttu.
“Hoş geldin! Hoş geldin!” diyerek ona iltifat etti. Sahabeler, Peygamberimizin bir esire gösterdiği bu muazzam saygı ve sevgi karşısında hayretler içinde kaldılar.
Peygamberimiz (s.a.v) Şeyma’ya sordu: “İstersen yanımda kal, sana sevgi ve saygı göreceğin bir hayat sunayım. İstersen sana mal vereyim, kavminin yanına dön.”
Şeyma: “Bana mal ver ve kavmimin yanına gönder, ben yurdumu özledim” dedi. Peygamberimiz ona develer, koyunlar, bir cariye ve bir köle hediye etti. Onu sultanlar gibi donatarak uğurladı.
Şeyma (r.anha), Peygamberimizin bu vefası, cömertliği ve peygamberlik nuru karşısında etkilenerek orada Müslüman oldu.
Kabilesine döndüğünde, “Muhammed bizi esir aldı ama öz kardeşten daha hayırlı davrandı” diyerek İslam’ı anlattı. Onun vesilesiyle kabilesinden birçok kişi İslam’a ısındı.
Şeyma’nın gelişi ve Peygamberimizin ona gösterdiği bu hürmet, diğer Hevazin esirleri için de bir rahmet kapısı oldu. Peygamberimizin süt akrabaları oldukları anlaşılınca, sahabeler ellerindeki esirleri serbest bırakmaya başladılar.
Binlerce esir, Şeyma’nın ve süt annelik hukukunun hatırına hürriyetine kavuştu. Bereket, yine o sütten gelmişti.
Hz. Şeyma, kabilesinin arasına döndükten sonra İslam’ı yaşadı ve yaydı. Peygamberimizle olan o tatlı hatırasını, omzundaki izi ve hırka üzerine oturtuluşunu çocuklarına ve torunlarına hep anlattı.
Vefat tarihi kesin bilinmemekle birlikte, yurduna döndükten sonra huzurlu bir hayat sürdüğü rivayet edilir. O, “Peygamberin ablası” olma şerefini kıyamete kadar taşıyacaktır.
