HZ. SAİD BİN ZEYD (R.A)
Said (r.a) bir gün Peygamberimize sordu: “Ya Resulallah! Babam Zeyd, cahiliye döneminde putlara tapmaz, kız çocuklarının diri diri gömülmesine karşı çıkardı. Onun durumu nedir?”
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “O, kıyamet gününde tek başına bir ümmet olarak diriltilecektir.” Said, babasının dualarının bereketiyle İslam’a ilk koşanlardan oldu.
Hz. Ömer henüz Müslüman olmamıştı. Kız kardeşi Fatıma ile evli olan Said bin Zeyd’in evine baskın yaptı. Onları Kur’an (Taha Suresi) okurken yakaladı.
Ömer, eniştesi Said’i yere yatırıp göğsüne oturdu, hırpaladı. Ancak Said (r.a) ve eşi Fatıma: “Ne yaparsan yap, biz dinimizden dönmeyiz!” dediler. Bu sebat, Ömer’in kalbini yumuşattı ve hidayetine vesile oldu.
Bedir Savaşı öncesi Peygamberimiz onu ve Talha bin Ubeydullah’ı Şam kervanını gözetlemek için keşif görevine gönderdi.
Geri döndüklerinde savaş bitmişti. Çok üzüldüler. Ancak Peygamberimiz (s.a.v): “Siz Allah ve Resulünün yolundaydınız” diyerek onlara da ganimetten pay verdi ve sevapta ortak saydı. O, fiilen katılmasa da hükmen Bedir gazisidir.
Yermük Savaşı’nda ve Şam’ın fethinde süvari komutanıydı. Şam (Dimeşk) kuşatmasında büyük kahramanlıklar gösterdi.
Valilik teklif edildiğinde: “Ben Allah rızası için cihad eden bir nefer olmak istiyorum” diyerek makamı reddetti. Ancak Hz. Ömer’in ısrarıyla kısa bir süre valilik yaptı, sonra yine cihada döndü.
Emeviler döneminde Arvâ bint Uveys adlı bir kadın, Medine Valisi Mervan’a giderek: “Said benim arazimi gasp etti” diye iftira attı. Mervan, Said’i sorguya çekti.
Said (r.a) çok üzüldü: “Ben Resulullah’ın (s.a.v) ‘Kim bir karış toprağı haksız yere alırsa, kıyamet günü yedi kat yerin dibine geçirilir’ dediğini duymuşken bunu nasıl yaparım?” dedi.
Kadın iftirasında ısrar edince Said (r.a) ellerini açtı ve beddua etti: “Allah’ım! Eğer bu kadın yalancıysa, gözlerini kör et ve onu o arazideki kuyusunda öldür!”
Kısa süre sonra kadının gözleri kör oldu. Bir gün o tartışmalı arazide yürürken, kendi arazisindeki kuyuya düştü ve öldü. Medine halkı bu olayı ibretle izledi ve “Said’in bedduasından sakının” dediler.
Hz. Osman’ın şehadetinden sonra ortaya çıkan fitne olaylarında (Cemel ve Sıffin) hiçbir tarafa katılmadı. Kılıcını kınına soktu.
“Müslüman müslümana kılıç çekmemeli” düsturuyla hareket etti. Medine’den ayrılıp Akik vadisindeki arazisine çekildi ve orada ibadetle meşgul oldu.
Muaviye döneminde Kufe Mescidi’nde bir adam Hz. Ali’ye lanet okuyordu. Said bin Zeyd (r.a) ayağa kalktı ve adama: “Sen cennetle müjdelenen birine mi lanet ediyorsun?” dedi.
Sonra 9 sahabenin ismini saydı (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali…). “Onuncusunu da saysam yalan söylemiş olmam (kendini kastederek)” dedi ve orayı terk etti. Hakkı söylemekten asla çekinmezdi.
Dünya malına hiç tamah etmedi. Eline geçenleri fakirlere dağıtırdı. Saçı sakalı ağarmış, yüzü nurlu, vakur bir ihtiyardı.
Bir gün ağlarken görüldü. “Neden ağlıyorsun?” dediklerinde: “İslam’ın ve Müslümanların haline ağlıyorum. Kardeş kardeşi kırıyor” dedi. Ümmetin derdiyle dertlenirdi.
Hicretin 51. yılında Akik vadisindeki evinde vefat etti. Cenazesini Medine’ye taşıdılar.
Cenazesini, Aşere-i Mübeşşere’den hayatta kalan diğer dostu Sa’d bin Ebi Vakkas yıkadı ve kefenledi. Cenaze namazını Abdullah bin Ömer kıldırdı. Baki mezarlığına, dostlarının yanına defnedildi.
