HZ. RUKİYYE (R.ANHA)
Hz. Rukiyye, İslam’dan önce Ebu Leheb’in oğlu Utbe ile nişanlanmıştı. Peygamberimize (s.a.v) “Tebbet Suresi” inip Ebu Leheb’in elleri kuruyunca, Ebu Leheb oğluna: “Muhammed’in kızını boşamazsan seni evlatlıktan reddederim!” dedi.
Utbe, babasının baskısıyla Rukiyye’yi boşadı. Bu olay zahirde üzücü gibi görünse de, Allah onu müşrik bir aileden kurtarıp, cennetle müjdelenen Hz. Osman’a (r.a) eş olarak hazırlıyordu.
Hz. Osman (r.a) Müslüman olduktan sonra Hz. Rukiyye’ye talip oldu ve evlendiler. O kadar uyumlu ve güzel bir çifttiler ki, Mekke sokaklarında onlar için şiirler söylenirdi: “İnsanların gördüğü en güzel çift; eş olarak Rukiyye, koca olarak Osman’dır.”
Hz. Osman’ın hayası ve güzelliği, Hz. Rukiyye’nin asaletiyle birleşince ortaya İslam’ın örnek ailesi çıkmıştı.
Mekke’de zulüm artınca, Peygamberimiz (s.a.v) Habeşistan’a hicrete izin verdi. İlk yola çıkanlar Hz. Osman ve eşi Hz. Rukiyye oldu.
Peygamberimiz onların arkasından şöyle buyurdu: “Allah onlara yaren (dost) olsun! Osman, Lut’tan (a.s) sonra ailesiyle birlikte Allah yolunda hicret eden ilk kişidir.” Bilmedikleri bir diyara, sırf dinlerini yaşamak için el ele gittiler.
Habeşistan’da yıllarca kaldılar. Orada Abdullah adında bir oğulları oldu. Ancak vatan hasreti ve Peygamberimize (s.a.v) olan özlemleri hiç bitmedi.
Mekkelilerin Müslüman olduğu yönünde yalan bir haber duyulunca büyük bir umutla geri döndüler. Haberin asılsız olduğunu öğrenince Mekke’ye gizlice girmek zorunda kaldılar. Gurbet acısı, yerini vatanında garip kalma acısına bıraktı.
Habeşistan’dan döndüklerinde, kısa bir süre sonra annesi Hz. Hatice vefat etti. Hz. Rukiyye, gurbetteyken annesine doyamamıştı.
Annesinin yokluğu ve kardeşlerinin hüznü ona ağır geldi. Ancak Hz. Osman’ın desteği ve babasının (s.a.v) metaneti ile ayakta kaldı. O, peygamber ocağının sabırlı kızıydı.
Peygamberimiz Medine’ye hicret emri verince, Hz. Rukiyye ve Hz. Osman ikinci kez yollara düştüler. Bu yüzden Hz. Rukiyye “Zâtü’l-Hicreteyn” (İki Hicret Sahibi) olarak anıldı.
Medine’de Ensar onları bağrına bastı ama çöl iklimi ve yolculuğun yorgunluğu Hz. Rukiyye’yi hasta etti. Bedeni zayıf düşmüştü.
Müslümanlar Bedir Savaşı’na hazırlanırken Hz. Rukiyye ölüm döşeğinde ağır hastaydı. Hz. Osman savaşa katılmak için hazırlandı ama Peygamberimiz (s.a.v) ona izin vermedi.
Efendimiz: “Sen Medine’de kal ve Rukiyye’nin başında dur. Savaşa katılmış gibi sevap alacaksın ve ganimetten payını alacaksın” buyurdu. Cihad meydanında kılıç sallamak kadar, hasta eşinin başında beklemek de Allah katında değerliydi.
Zeyd bin Harise (r.a), Bedir zaferinin müjdesini vermek için Medine’ye dört nala girdiğinde, Hz. Rukiyye son nefesini vermiş ve toprağa veriliyordu.
Medine bir yandan zafer sevinciyle, bir yandan Peygamber kızının vefat haberiyle çalkalandı. Hz. Osman, hem zaferin sevincini hem de eşini kaybetmenin acısını aynı anda yaşadı.
Peygamberimiz (s.a.v) Bedir’den dönünce doğruca kızının kabrine gitti. Kabrin başında oturdu ve sessizce ağladı. Gözyaşları sakalını ıslatıyordu.
Hz. Fatıma da oradaydı ve ağlıyordu. Peygamberimiz, kızının gözyaşlarını kendi elbisesiyle sildi. Sonra şöyle buyurdu: “O, geçmişlerimize, hayırlı selefimiz Osman bin Maz’un’a kavuştu.”
Hz. Rukiyye vefat edince Hz. Osman perişan oldu. Peygamberimiz (s.a.v) onu teselli etti ve daha sonra diğer kızı Ümmü Gülsüm’ü Hz. Osman ile evlendirdi.
Böylece Hz. Osman, bir peygamberin iki kızıyla evlenme şerefine nail olarak “Zinnûreyn” (İki Nur Sahibi) lakabını aldı. Hz. Rukiyye, bu nurun ilki ve unutulmaz parçasıydı.
