HZ. OSMAN (R.A)
Bir gün Peygamberimiz (s.a.v) evinde istirahat ederken, mübarek dizleri biraz açılmıştı. Önce Hz. Ebubekir, sonra Hz. Ömer (r.a) izin isteyip içeri girdiler. Peygamberimiz (s.a.v) halini bozmadı, onlarla sohbet etti.
Ancak Hz. Osman (r.a) kapıya gelip izin isteyince, Peygamberimiz (s.a.v) hemen toparlandı, elbisesini düzeltti ve dizlerini örttü. Hz. Aişe annemiz bu değişikliğin sebebini sorunca, Efendimiz o muazzam sözü söyledi: “Kendisinden meleklerin bile haya ettiği (utandığı) bir kimseden ben haya etmeyeyim mi?”
Müslümanlar Medine’ye hicret ettiklerinde su sıkıntısı çekiyorlardı. Şehirdeki en tatlı su kaynağı olan Rûma Kuyusu bir Yahudi’ye aitti ve suyu parayla satıyordu. Peygamberimiz (s.a.v): “Kim Rûma Kuyusu’nu satın alıp müminlere vakfederse, cennette onun için bundan daha hayırlısı vardır” buyurdu.
Hz. Osman (r.a) hemen Yahudi’ye gitti. Yahudi tamamını satmak istemeyince, kuyunun “yarısını” (bir gün ben, bir gün sen kullanacağız diyerek) çok yüksek bir fiyata satın aldı. Hz. Osman’ın nöbeti geldiğinde Müslümanlar suyu bedava dolduruyor, ertesi gün Yahudi’nin nöbetinde kimse su almaya gitmiyordu. Yahudi zarar ettiğini anlayınca kuyunun tamamını Hz. Osman’a satmak zorunda kaldı. O da kuyuyu kıyamete kadar ümmete vakfetti.
Tebük Seferi “Zorluk Seferi” olarak biliniyordu. Ordu techizatsızdı. Peygamberimiz yardım çağrısında bulundu. Hz. Osman (r.a) kalktı: “Ya Resulallah! Yüz deve, üzerindeki yükleriyle benden!” dedi. Peygamberimiz tekrar çağrıda bulundu, Osman yine kalktı: “İki yüz deve benden!” dedi.
Üçüncü çağrıda yine kalktı: “Üç yüz deve, tam teçhizatıyla benden!” dedi. Ayrıca bin dinar altını getirip Peygamberimizin kucağına döktü. Efendimiz (s.a.v) altınları karıştırırken sevinçle dua etti: “Bugünden sonra Osman’a (işlediği) hiçbir şey zarar vermez! Allah’ım ben Osman’dan razıyım, sen de razı ol!”
Mekke’de zulüm dayanılmaz hale gelince, Habeşistan’a hicret izni verildi. Hz. Osman, hanımı (Peygamberimizin kızı) Rukiyye validemiz ile birlikte ilk hicret eden kafilede yer aldı.
Onların gidişi üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah onlara yaren olsun! Osman, Lut’tan (a.s) sonra ailesiyle birlikte Allah yolunda hicret eden ilk kişidir.” Hem Habeşistan’a hem Medine’ye hicret ederek “İki Hicret Sahibi” ünvanını da almıştır.
Hudeybiye’de Hz. Osman elçi olarak Mekke’ye gönderildi. Mekkeliler, akrabası olduğu için ona güvence verdiler ve “İstersen sen Kabe’yi tavaf edebilirsin, sana izin var” dediler.
Hz. Osman (r.a), Kabe’ye olan hasretine rağmen şu muazzam vefa örneğini sergiledi: “Resulullah (s.a.v) tavaf etmedikçe, ben asla tavaf etmem! O ihramlıyken ve engellenmişken, ben nasıl tavaf ederim?” Bu sadakati üzerine, Rıdvan Biatı’nda Peygamberimiz (s.a.v) kendi sağ elini sol elinin üzerine koyarak: “Bu da Osman’ın elidir!” buyurdu ve onun adına biat etti.
Hz. Osman’ın hilafeti döneminde İslam toprakları çok genişlemiş (Azerbaycan’dan Afrika’ya), farklı milletler Kur’an’ı kendi lehçeleriyle okumaya başlamıştı. Bu durum kıraat ihtilaflarına yol açınca Hz. Osman, Hz. Ebubekir zamanında toplanan ana nüshayı (İmam Mushaf) getirtti.
Zeyd bin Sabit başkanlığındaki heyetle Kur’an’ı Kureyş lehçesi esas alınarak çoğalttırdı ve büyük İslam merkezlerine (Mekke, Kufe, Basra, Şam) gönderdi. Bugün elimizdeki Kur’an, Hz. Osman’ın çoğalttığı o nüshaların aynısıdır. O, “Nâşirü’l-Kur’an” (Kur’an’ı yayan) olarak tarihe geçti.
Hz. Osman (r.a) geceleri çok ibadet ederdi. Bir gece kalkıp abdest almak istedi. Hizmetçileri uyuyordu. Onları uyandırmadı, suyunu kendisi taşıdı, ısıttı ve abdestini aldı.
Ona: “Ey Müminlerin Emiri! Hizmetçilerine emretsen yaparlardı, neden zahmet ettin?” denildiğinde şu cevabı verdi: “Hayır, gece onların dinlenme vaktidir. Onları uykularından uyandırıp rahatsız etmek istemem.” Kudret elindeyken bile merhametinden taviz vermeyen bir liderdi.
Müslümanların sayısı artınca Mescid-i Nebevî dar gelmeye başlamıştı. Peygamberimiz (s.a.v) mescidin genişletilmesi gerektiğini işaret buyurdu. Hz. Osman (r.a) hemen harekete geçti. Mescidin yanındaki arsayı kendi parasıyla satın alıp mescide kattı.
Daha sonra kendi hilafeti döneminde de Mescid-i Nebevî’yi yeniden inşa etti, taş ve kireç kullanarak sağlamlaştırdı ve süsledi. Onun cömertliği sadece savaşta değil, imarda da zirvedeydi.
Hilafetinin sonlarında evi isyancılar tarafından kuşatıldı. Günlerce susuz bırakıldı. Sahabeler (Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zübeyr b. Avvam) kılıçlarını çekip onu korumak ve isyancıları dağıtmak istediler.
Ancak Hz. Osman (r.a), “Müminlerin Emiri” olarak son emrini verdi: “Sakın kılıç çekmeyin! Benim yüzümden tek bir Müslüman kanı dökülmesini istemem. Ben Allah’a kavuşmayı, fitneye tercih ederim.” Kendi canını feda etti ama Medine sokaklarında iç savaş çıkmasına izin vermedi.
Şehit edileceği gün oruçluydu. Rüyasında Peygamberimizi (s.a.v) gördü. Efendimiz ona: “Ey Osman! Orucunu açma, bu akşam iftara bize gel!” buyurdu. Hz. Osman uyandığında sevincinden ağladı, yeni elbiselerini giydi ve Kur’an okumaya başladı.
İsyancılar içeri girip kılıç darbesi vurduklarında kanı, okumakta olduğu Mushaf’ın üzerine damladı. Kanının düştüğü ayet şuydu: “Feseyekfîkehumullâh (Onlara karşı Allah sana yetecektir). O, işitendir, bilendir.” (Bakara, 137). O, Kur’an’la yaşadı ve Kur’an’ın kucağında Rabbine kavuştu.
