HZ. NESİBE BİNT KA’B (R.ANHA)
Medineli Müslümanlar (Ensar), Akabe’de Peygamberimize biat etmek için toplandıklarında, aralarında sadece iki kadın vardı. Biri Hz. Nesibe, diğeri Hz. Esma bint Amr.
Hz. Nesibe, kocası ve iki oğluyla birlikte oradaydı. Peygamberimize (s.a.v) canı ve malı pahasına koruyacağına dair söz verdi. O gün verdiği sözü, Uhud’da kanıyla ispatlayacaktı.
Uhud Savaşı’na askerlere su dağıtmak ve yaralıları sarmak için katılmıştı. Ancak savaşın seyri değişip Müslümanlar dağılınca, müşrikler doğrudan Peygamberimize (s.a.v) saldırdı.
Hz. Nesibe, su kabını yere fırlattı, bir kılıç kaptı ve Peygamberimizin yanına koştu. “Canım sana feda olsun Ya Resulallah!” diyerek gelen oklara ve kılıçlara karşı etten bir kalkan oldu.
Savaş sırasında müşriklerden İbn Kamia, “Muhammed nerede? O kurtulursa ben kurtulmam!” diye bağırarak saldırdı. Hz. Nesibe ve Mus’ab bin Umeyr onun önüne çıktılar.
İbn Kamia, Hz. Nesibe’nin omzuna kılıçla öyle şiddetli vurdu ki, derin bir yara açıldı (bu yaranın izi hayatı boyunca geçmedi). Hz. Nesibe acıya aldırmadan ona saldırdı ama düşman zırhlıydı, kılıcı işlemedi. Yine de geri adım atmadı.
Oğlu Abdullah yaralanmış, kanlar içinde yere düşmüştü. Hz. Nesibe hemen koştu, oğlunun yarasını sardı. Sonra oğluna dönüp: “Kalk yavrum! Kalk ve Resulullah’ın önünde savaşmaya devam et!” dedi.
Peygamberimiz (s.a.v) bu manzarayı görünce tebessüm etti ve: “Ey Ümmü Ümare! Senin dayanabildiğine kim dayanabilir?” buyurdu.
Uhud’un en sıcak anında Peygamberimiz (s.a.v), Nesibe ve ailesinin fedakarlığını görünce: “Allah sizi mübarek kılsın, ev halkınıza rahmet etsin” dedi.
Hz. Nesibe fırsatı kaçırmadı: “Ya Resulallah! Dua et de cennette sana komşu olalım.” Peygamberimiz ellerini açtı: “Allah’ım! Bunları cennette bana komşu ve arkadaş eyle!” diye dua etti. Hz. Nesibe sevinçle haykırdı: “Artık dünyada başıma ne gelirse gelsin umurumda değil!”
Savaş bittiğinde Hz. Nesibe’nin vücudunda irili ufaklı 13 kılıç ve mızrak yarası vardı. Omzundaki yara o kadar derindi ki, iyileşmesi bir yıl sürdü.
Peygamberimiz (s.a.v) Medine’ye döndüğünde, kendi evine girmeden önce haberci göndererek Hz. Nesibe’nin durumunu sordu. “İyidir, yaraları sarılıyor” haberi gelince rahatladı ve evine girdi.
Peygamberimizin vefatından sonra, yalancı peygamber Müseylime türemişti. Hz. Nesibe’nin oğlu Habib, Müseylime’ye elçi olarak gitti. Müseylime, Habib’e işkence etti, “Muhammed’in peygamberliğini inkar et” dedi.
Habib reddetti. Müseylime onun uzuvlarını tek tek kesti. Habib şehit oldu. Haber annesine ulaştığında Hz. Nesibe ağlamadı: “Ben onu bugünler için yetiştirmiştim. Allah’a yemin olsun ki, o yalancının (Müseylime’nin) vücudunu kılıcımla doğramadan ölmeyeceğim!” diye yemin etti.
Hz. Ebubekir döneminde Müseylime’ye karşı Yemame Savaşı yapıldı. 60 yaşındaki Hz. Nesibe, yeminini tutmak için orduya katıldı.
Savaş meydanında “Nerede o Allah’ın düşmanı?” diye Müseylime’yi arıyordu. Bir kolunu savaşta kaybetti, vücudu yine yaralar içinde kaldı. Ama sonunda oğlu Abdullah ve Vahşi’nin mızrağıyla Müseylime’nin öldürüldüğünü görünce şükretti.
Hz. Ömer halife olduğunda, Medine’ye kıymetli kumaşlar gelmişti. En güzel kumaşı ayırdı. Yanındakiler: “Bunu kızın Hafsa’ya veya karına ver” dediler.
Hz. Ömer: “Hayır! Buna en layık olan Ümmü Ümare’dir (Nesibe’dir). Çünkü Resulullah’ın onun hakkında; ‘Uhud günü nereye baksam onun savaştığını görüyordum’ dediğini işittim” dedi ve kumaşı ona gönderdi.
Ömrünü cihad meydanlarında, yaralar içinde ama başı dik geçiren Hz. Nesibe, Hicretin 13. yılında Medine’de vefat etti.
Baki mezarlığına defnedildi. O, İslam’ın “Kadınlar da cihad eder mi?” sorusuna verilmiş en gür ve en cesur cevabıydı. Peygamberimizin cennet komşusu olmayı, kılıcı ve kanıyla hak etmişti.
