HZ. MUS’AB BİN UMEYR (R.A)
Mekke’de Peygamberimizin (s.a.v) davetini duymuştu. Gizlice Darü’l-Erkam’a gitti. Peygamberimizin nurani yüzünü görüp Kur’an dinleyince kalbi yumuşadı ve hemen Müslüman oldu.
Annesi Hunnas bint Malik çok sert ve zengin bir kadındı. Mus’ab, imanını bir süre annesinden gizlemek zorunda kaldı.
Osman bin Talha, Mus’ab’ı namaz kılarken gördü ve annesine haber verdi. Annesi çılgına döndü. Mus’ab’ı eve hapsetti, zincire vurdu ve aç bıraktı.
Mus’ab (r.a) günlerce işkence gördü ama dininden dönmedi. “Anne! İman et, kurtul” diyordu. Annesi: “Yıldızlara yemin olsun ki senin dinine girmem” diyerek onu evlatlıktan reddetti ve sokağa attı.
Mekke’nin en zengin genci, artık bir deri bir kemik kalmış, üzerindeki elbiseler yamalı bir garip olmuştu. İlk kafileyle Habeşistan’a hicret etti.
Daha sonra Mekke’ye döndü. Sahabeler onun bu halini görünce ağladılar. Peygamberimiz (s.a.v): “Şu Mus’ab’a bakın! Allah kalbini nurlandırdı. Mekke’de ondan daha zengini yoktu ama o Allah ve Resulü sevgisini dünyaya tercih etti” buyurdu.
Birinci Akabe Biatı’ndan sonra Medineliler, kendilerine İslam’ı öğretecek bir öğretmen istediler. Peygamberimiz bu zor görev için Mus’ab’ı seçti.
Mus’ab (r.a) Medine’ye gitti. Es’ad bin Zürare’nin evinde kaldı. Yumuşak huyu, güzel konuşması ve Kur’an tilavetiyle Medine’de ev ev dolaşarak İslam’ı anlattı.
Medine’nin liderleri Üseyd ve Sa’d, Mus’ab’ı kovmak için geldiler. Mus’ab onlara: “Otursanız, dinleseniz. Beğenirseniz kabul edersiniz, beğenmezseniz biz gideriz” dedi.
Kur’an okumaya başladı. Kur’an’ın nuru kalplerine işledi. Her ikisi de orada Müslüman oldu. Onların İslam’a girmesiyle bütün Evs kabilesi bir günde Müslüman oldu.
Medine’de ilk Cuma namazını kıldıran odur. Bir yıl sonra Mekke’ye döndüğünde Peygamberimize şöyle rapor verdi:
“Ya Resulallah! Medine’de içine İslam’ın girmediği ve konuşulmadığı hiçbir ev kalmadı.” Bu, tarihin en büyük tebliğ başarısıydı.
Bedir’de olduğu gibi Uhud Savaşı’nda da İslam ordusunun sancağı Mus’ab bin Umeyr’in elindeydi. Zırhını giymiş, Peygamberimize benziyordu.
Savaşın en şiddetli anında, Peygamberimizi korumak için sancağıyla en öne atıldı. “Muhammed (s.a.v) ancak bir peygamberdir…” ayetini okuyarak düşmana meydan okudu.
İbn Kamia adında bir müşrik saldırdı ve kılıç darbesiyle Mus’ab’ın sağ kolunu kesti. Mus’ab sancağı sol eline aldı. Bir darbe daha geldi, sol kolu da kesildi.
Mus’ab (r.a), sancağı kesik kollarıyla göğsüne bastırarak tutmaya çalıştı ve: “Muhammed ancak bir peygamberdir…” demeye devam etti. Sonunda mızrak darbesiyle şehit düştü.
Mus’ab şehit düşünce sancak yere düştü sanıldı. Ancak Peygamberimiz baktı ki Mus’ab hala sancağı taşıyor. “İleri ey Mus’ab!” dedi.
O kişi döndü ve: “Ben Mus’ab değilim Ya Resulallah” dedi. O, Mus’ab suretine girmiş bir melekti. Allah, şehidinin sancağını yere düşürmemişti.
Savaş bittiğinde şehitler defnedilecekti. Mus’ab’ın üzerinde eski bir hırka vardı. Başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu.
Peygamberimiz (s.a.v) başında durdu, hıçkıra hıçkıra ağladı ve: “Mekke’de senden daha güzel giyinen yoktu, şimdi bir kefen bile bulunamıyor” dedi. Başını hırkayla, ayaklarını otlarla örttüler. O, ahirete en zengin giden fakirdi.
