HZ. MUAZ BİN CEBEL (R.A)
İkinci Akabe Biatı’nda Medine’den gelen 70 kişilik heyetin içinde, henüz 18 yaşında, yüzü nurlu, gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı genç bir delikanlı vardı. O, Muaz bin Cebel’di.
Genç yaşına rağmen olgunluğu ve zekasıyla dikkat çekiyordu. Orada Peygamberimize (s.a.v) biat ederek ilk Müslümanlardan olma şerefine erdi.
Muaz, Medine’ye dönünce arkadaşlarıyla bir plan yaptı. Kabile reisi Amr bin Cemuh’un çok kıymet verdiği tahta bir putu vardı.
Muaz ve arkadaşları gece gizlice putu alıp çöplüğe attılar. Amr temizleyip yerine koydu, onlar yine attı. Sonunda Amr puta kılıç asıp: “Kendini koru” dedi. Ertesi gün putu ölü bir köpekle bağlı halde çöplükte bulunca Amr: “Yazıklar olsun, kendine bile hayrı yokmuş” diyerek Müslüman oldu. Muaz’ın bu zekice planı bir liderin hidayetine vesile oldu.
Bir gün Peygamberimiz (s.a.v) Muaz’ın elinden tuttu ve şöyle buyurdu: “Ey Muaz! Vallahi ben seni seviyorum.”
Muaz: “Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah, ben de seni seviyorum” dedi. Efendimiz devam etti: “Sana bir tavsiyede bulunayım. Her namazın sonunda şunu demeyi asla terk etme: ‘Allahümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik’ (Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce ibadet etmekte bana yardım et).”
Peygamberimiz ashabını tanıtırken Muaz için şu zirve ifadeyi kullandı: “Ümmetim içinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz bin Cebel’dir.”
O, Kur’an’ı ezbere bilen ve hükümlerini en iyi çıkaran dört sahabeden biriydi. Hz. Ömer bile halifeliğinde fıkhî bir meselede zorlandığında “Muaz olmasaydı Ömer helak olurdu” derdi.
Peygamberimiz onu Yemen’e vali olarak gönderirken sordu: “Ne ile hükmedeceksin?” Muaz: “Allah’ın Kitabı ile.” “Onda bulamazsan?” “Resulullah’ın sünneti ile.” “Onda da bulamazsan?”
Muaz (r.a) muhteşem cevabı verdi: “Kendi görüşümle ictihad ederim.” Peygamberimiz çok memnun oldu, elini göğsüne vurup: “Resulullah’ın elçisini, Resulullah’ın razı olduğu şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun” buyurdu.
Yemen’e giderken Peygamberimiz onu uğurladı. Muaz binek üzerindeydi, Peygamberimiz yaya olarak yanında yürüyordu. (Ne büyük tevazu!)
Efendimiz (s.a.v) şöyle dedi: “Ey Muaz! Belki bu seneden sonra benimle bir daha görüşemezsin. Belki dönüşünde şu mescidime ve kabrime uğrarsın.” Muaz bunu duyunca ağlamaya başladı. Bu gerçekten son görüşmeleriydi.
Gençliğinde bir yatsı namazında Bakara Suresi’ni okuyarak namazı çok uzatmıştı. Cemaatten bir köylü dayanamayıp namazı bozmuştu.
Durum Peygamberimize şikayet edilince Efendimiz Muaz’a kızdı: “Sen fitneci misin ey Muaz? İnsanlara namaz kıldırdığın zaman hafif tut. Arkanda yaşlısı var, zayıfı var, iş güç sahibi olanı var.” Muaz bu dersten sonra namazlarda hep orta yolu tuttu.
Peygamberimiz (s.a.v) onun ahiretteki makamını şöyle müjdelemiştir: “Muaz bin Cebel, kıyamet gününde alimlerin bir taş atımı önünde yürüyecektir.”
Yani o, İslam alimlerinin önderi ve bayraktarı olacaktır. İlmiyle amel eden bir rabbani alimdi.
Hz. Ömer devrinde, Suriye bölgesinde (Amwas) büyük veba salgını çıktı. Başkomutan Ebu Ubeyde vefat edince yerine Muaz bin Cebel geçti.
Ancak veba ona ve ailesine de bulaştı. İki oğlu ve hanımları vefat etti. Muaz (r.a) sabretti, isyan etmedi.
Vebadan dolayı avucunda yara çıktı. Son anlarında bayılıp ayılıyordu. Ayıldığında şöyle dedi: “Allah’ım! Beni dilediğin gibi sık (canımı al). İzzetine yemin olsun ki ben Seni seviyorum.”
Çadırın kapısına baktı ve: “Merhaba ey ölüm! Merhaba ey ziyaretçi! Hoş geldin, safa geldin” diyerek ruhunu teslim etti. Henüz 33 (veya 38) yaşındaydı ama ilmi asırlara bedeldi.
