HZ. HALİME-İ SA’DİYE (R.ANHA)
Hz. Halime, Mekke’ye gelirken açlıktan ve susuzluktan göğsünde süt kalmamıştı. Kendi bebeği Abdullah açlıktan sürekli ağlıyordu. Ancak Hz. Muhammed’i (s.a.v) kucağına alıp emzirmeye başladığı anda mucize gerçekleşti.
Göğüsleri bir anda sütle doldu. Hem Peygamberimiz (s.a.v) hem de süt kardeşi Abdullah doyasıya içtiler ve mışıl mışıl uyudular. Halime ve kocası Haris bu duruma hayret ettiler: “Vallahi Halime, sen çok mübarek bir çocuk aldın!” dediler.
Sadece Halime değil, hayvanları da bu bereketten nasibini aldı. Yanlarında getirdikleri yaşlı ve cılız bir deve vardı, bir damla bile süt vermiyordu.
Peygamberimiz (s.a.v) onların çadırına girdiği gece, kocası Haris deveyi sağmaya gitti. Bir de ne görsün! Devenin memeleri sütle dolup taşmış. O gece hepsi kana kana süt içtiler ve karınlarını doyurdular. Kıtlık yılı, onlar için bolluk yılına dönüşmüştü.
Mekke’ye gelirken bindikleri eşek o kadar zayıf ve halsizdi ki, kafiledekiler sürekli Halime’yi beklemek zorunda kalıyorlardı. Dönüş yolunda ise kucağında Kainatın Efendisi (s.a.v) vardı.
Eşek birdenbire canlandı, adeta uçarcasına koşmaya başladı. Kafilenin en önüne geçti. Diğer kadınlar şaşkınlıkla: “Ey Halime! Gelirken bindiğin eşek bu değil miydi? Ne oldu buna?” diye sordular. Halime: “Evet aynı eşek ama kucağımdaki bu çocukta bir sır var!” diyordu.
O yıl kuraklık her yeri kasıp kavuruyordu. Beni Sa’d yurdunda ot kalmamıştı, koyunlar aç ve süzsüz dönüyordu. Ancak Halime’nin koyunları akşam eve döndüklerinde karınları tok ve memeleri süt dolu geliyordu.
Komşuları çobanlarına kızıyorlardı: “Siz de Halime’nin çobanının otlattığı yerde otlatın!” diyorlardı. Oysa herkes aynı yerde otlatıyordu ama bereket sadece Peygamberimizi misafir eden Halime’nin evine yağıyordu.
Hz. Halime ve kızı Şeyma, küçük Muhammed’i (s.a.v) dışarı çıkardıklarında, güneşin kavurucu sıcağında O’nu daima bir bulutun takip ettiğini ve gölgelediğini fark ederlerdi.
Bu çocuk diğer çocuklara benzemiyordu. Çok çabuk büyüyor, konuşuyor ve yüzünden nur saçılıyordu. Halime ve ailesi onu öz evlatlarından daha çok seviyor, üzerine titriyorlardı.
Bir gün Peygamberimiz (s.a.v) süt kardeşiyle kuzuların yanındayken, Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s) beyaz elbiseli iki adam suretinde geldiler. Peygamberimizi yatırıp göğsünü yardılar, kalbini çıkarıp zemzemle yıkadılar ve içindeki siyah bir noktayı (şeytanın payını) atıp tekrar kapattılar.
Süt kardeşi korkuyla annesi Halime’ye koştu: “Kureyşli kardeşimi iki adam öldürdü!” dedi. Halime ve kocası koştuklarında Peygamberimizi (s.a.v) rengi solmuş ama sağ salim otururken buldular. Efendimiz onlara olayı anlattı.
Göğsün yarılması olayından sonra Halime ve kocası çok korktular. “Bu çocuğa cinler musallat oldu veya başına bir iş gelecek” endişesiyle, O’nu annesi Hz. Amine’ye teslim etmeye karar verdiler.
Hz. Halime, O’ndan ayrılmak istemiyordu ama korkusu ağır bastı. Mekke’ye götürüp annesine teslim ederken bile gözyaşları içindeydi. O’nun kokusuna, bereketine doyamamıştı.
Yıllar geçmiş, Peygamberimiz (s.a.v) peygamber olmuştu. Bir gün yaşlı bir kadın ziyaretine geldi. Peygamberimiz onu görünce hemen ayağa kalktı, “Anneciğim! Anneciğim!” diyerek gözleri doldu.
Üzerindeki mübarek ridasını (hırkasını) çıkarıp yere serdi ve süt annesi Halime’yi üzerine oturttu. Ona büyük bir saygı ve ikramda bulundu. Sahabeler bu manzarayı görünce hayran kaldılar. Vefa, Peygamber ahlakının zirvesiydi.
Huneyn Savaşı’nda Hevazin kabilesinden esirler alınmıştı. Esirler arasında Peygamberimizin süt kardeşi Şeyma da vardı. Şeyma: “Ben sizin Peygamberinizin süt kardeşiyim” dedi.
Huzura çıkarıldığında Peygamberimiz onu tanıdı (çocukken omzunu ısırdığı iz duruyordu). Gözleri doldu, hırkasını serip oturttu. Şeyma’ya ve kabilesine büyük ihsanlarda bulundu, onları serbest bıraktı. Bu vesileyle Halime annemizin kabilesi de İslam’la şereflendi.
Hz. Halime ve kocası Haris, Peygamberlik geldikten sonra Mekke’ye gelerek iman ettiler ve sahabi olma şerefine eriştiler. Peygamberimiz (s.a.v) onlara ve çocuklarına (süt kardeşlerine) ömür boyu yardım etti.
Hz. Halime, Hicretin 8. yılında (Huneyn gazvesinden sonra) vefat etti ve Baki mezarlığına defnedildi. Tarih onu, Peygamberi emziren, büyüten ve O’nun bereketiyle kurak toprakları yeşerten bahtiyar anne olarak kaydetti.
