HZ. EBUBEKİR ES-SIDDIK (R.A)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İslam’a davet ettiğim herkes, önce bir durakladı, düşündü. Ancak Ebubekir hariç. O, kendisine anlattığım an tereddüt etmeden iman etti.”
O, cahiliye döneminde bile puta tapmamış, içki içmemiş, fıtratı tertemiz bir insandı. Resulullah’ın (s.a.v) en yakın dostu olarak O’nun doğruluğuna şahitliği tamdı.
Miraç hadisesi duyulduğunda müşrikler alay ederek Ebubekir’e koştular: “Arkadaşın bir gecede Kudüs’e gidip geldiğini söylüyor, buna da mı inanacaksın?” dediler.
Hz. Ebubekir o tarihi cevabı verdi: “Eğer O (s.a.v) söylüyorsa doğrudur! Ben O’nun göklerden haber getirdiğine (vahye) inanıyorum, buna mı inanmayacağım?” Bu tasdiki üzerine Allah Resulü ona “Sıddık” (Dosdoğru/Doğrulayıcı) lakabını verdi.
Mekke’de işkence gören kölelerin feryatları arşa yükseliyordu. Hz. Ebubekir, zengin bir tüccardı ama malını lüks için değil, müminleri kurtarmak için harcadı.
Kızgın kumlar üzerinde “Ehad! Ehad!” diyen Hz. Bilal’i büyük bir bedel ödeyerek satın aldı ve “O Allah için hürdür” diyerek azat etti. Babası Ebu Kuhafe: “Oğlum, bari güçlü köleleri al da seni korusunlar” dediğinde, “Ben Allah’ın rızasını istiyorum” dedi.
Hicret yolculuğunda Sevr mağarasına sığındılar. Hz. Ebubekir, Peygamberimizden önce girip delikleri elbisesini yırtarak tıkadı. Açık kalan bir deliği de topuğuyla kapattı.
Peygamberimiz dizinde uyurken, bir yılan Hz. Ebubekir’in topuğunu ısırdı. Acıdan gözlerinden yaş geldi ama Efendimiz uyanmasın diye kımıldamadı. Gözyaşı Peygamberimizin yüzüne düşünce uyandı ve tükürüğüyle yarayı iyileştirdi.
Mağaradayken müşrikler kapıya kadar geldiler. Hz. Ebubekir korktu: “Ya Resulallah! Eğilip baksalar bizi görecekler” dedi.
Peygamberimiz (s.a.v) ona huzur veren şu ayeti (Tevbe 40) fısıldadı: “Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir. (Üçüncüleri Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir?)”
Tebük Seferi öncesi yardım toplanıyordu. Hz. Ömer malının yarısını getirdi ve “Bugün Ebubekir’i geçeceğim” diye düşündü.
Hz. Ebubekir ise malının tamamını getirdi. Peygamberimiz: “Çoluk çocuğuna ne bıraktın ya Ebubekir?” diye sorunca; “Onlara Allah’ı ve Resulünü bıraktım” dedi. Hz. Ömer bunu duyunca: “Vallahi hayırda onu asla geçemem” diyerek ağladı.
Resulullah (s.a.v) vefat ettiğinde sahabeler şoka girdi. Hz. Ömer kılıcını çekip “Öldü diyenin boynunu vururum” diyordu.
Hz. Ebubekir metanetle geldi, Peygamberimizi alnından öptü ve dışarı çıkıp o tarihi hutbeyi okudu: “Kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah Hayy’dır, asla ölmez.” Bu sözler, ümmetin dağılmasını önledi.
Halife seçildikten sonra bazı kabileler dinden dönmeye (irtidad) ve zekat vermemeye başladılar. Sahabelerin çoğu “Şimdilik yumuşak davranalım” diyordu.
Hz. Ebubekir kükredi: “Vallahi, Resulullah zamanında verdikleri bir deve yularını dahi vermeseler onlarla savaşırım! Din eksilecek de ben hayatta mı kalacağım?” Bu kararlılık, İslam’ın birliğini korudu.
Yemame Savaşı’nda birçok hafız şehit olunca, Hz. Ömer’in teklifiyle Kur’an ayetlerinin toplanmasına karar verdi.
Zeyd bin Sabit başkanlığında bir heyet kurdurarak Kur’an-ı Kerim’i iki kapak arasında (Mushaf) toplattı. Bugün elimizdeki Kur’an’ın kitap haline gelmesindeki en büyük hizmet ona aittir.
Hz. Ebubekir, Peygamberimizle aynı yaşta (63) vefat etti. Vefat etmeden önce: “Beni eski elbiselerimle kefenleyin, dirilerin yeniye daha çok ihtiyacı var” dedi.
Vasiyeti üzerine, Peygamber Efendimizin (s.a.v) omuz hizasına defnedildi. Dünyada, mağarada ve kabirde “İkinci” olarak O’ndan hiç ayrılmadı.
