Hidayete Tâbi Olanlara Selâm
Kurtuluş, Hakikate Uymak ve İlahi Esenlik Sırrı
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: HİDAYET VE SELAMET ZİKRİ
يَا هَادِي يَا سَلَامُ
“Yâ Hâdî Yâ Selâm”
(Ey kullarına hidayet verip doğru yola ileten ve onları her türlü tehlikeden selamete çıkaran Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Hidayet Üzere Sabit Kalmak İçin (100+)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Selâm olsun hidâyete (doğru yola) tâbi olanlara!”
(Tâhâ Sûre-i Şerif’i, 47)
(Tâhâ Sûre-i Şerif’i, 47)
Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun (a.s), zamanının en zalim ve en kibirli hükümdarı olan Firavun’un sarayına girdiklerinde, Allah’u Teala onlara bu muazzam kelamı söylemelerini emretmişti: “Selâm olsun hidayete tâbi olanlara!” Bu hitap, sadece Firavun’a değil, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa bir uyarı ve müjdedir. İnsan, kendi nefsini ilahlaştırıp (firavunlaşıp) heveslerinin peşinden koştuğu sürece ne dünyada ne de ahirette huzur bulabilir. Gerçek selamet (kurtuluş, esenlik ve güven); ancak kalbi kibrinden, şirki ve masivadan manen temizleyerek Hakk’ın hidayet nuruna teslim olmakla mümkündür. Kim o ilahi rehberliğe (Kur’an ve Sünnete) tâbi olursa, Allah’u Teala’nın himayesine girer ve o ebedi “Selâm” sancağının altında gölgelenir.
KUR’AN-I KERİM’DE HİDAYET VE SELAMET
Doğru Yola Tâbi Olanlar
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ
Okunuşu: Ves-selâmü alâ menittebeal-hüdâ.
1. “(Musa ve Harun dediler ki): …Selâm olsun hidayete (doğru yola ve hakikate) tâbi olanlara!”
(Tâhâ Sûre-i Şerif’i, 47)
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ۞ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ
Okunuşu: İhdinas-sırâtal-müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim.
2. “Bizi dosdoğru yola (hidayete) ilet! Kendilerine nimet ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna.”
(Fâtiha Sûre-i Şerif’i, 6-7)
فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuşu: Fe-men tebia hüdâye fe-lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.
3. “Artık Benden size bir hidayet (rehber) geldiğinde, kim Benim hidayetime tâbi olursa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
(Bakara Sûre-i Şerif’i, 38)
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدَانَا اللَّهُ
Okunuşu: Ve kâlül-hamdü lillâhillezî hedânâ li-hâzâ ve mâ künnâ li-nehtediye lev lâ en hedânallâh.
4. “(Cennete girenler) Derler ki: Bizi bu hidayete erdiren Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi, biz kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık.”
(A’râf Sûre-i Şerif’i, 43)
وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَىٰ دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Okunuşu: Vallâhu yed’û ilâ dâris-selâm; ve yehdî men yeşâü ilâ sırâtın müstekîm.
5. “Allah (insanları) Darüsselam’a (Selamet ve esenlik yurduna, cennete) çağırır ve dilediğini dosdoğru yola hidayet eder.”
(Yûnus Sûre-i Şerif’i, 25)
إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ
Okunuşu: İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâ’.
6. “(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Fakat Allah’u Teala dilediğini hidayete erdirir.”
(Kasas Sûre-i Şerif’i, 56)
وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى
Okunuşu: Ve yezîdüllâhullezînehtedev hüdâ.
7. “Allah’u Teala, hidayete erenlerin (kalbini kibrinden temizleyerek yola girenlere) hidayetini daha da artırır.”
(Meryem Sûre-i Şerif’i, 76)
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ ۚ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ
Okunuşu: Ellezîne yestemiûnel-kavle fe-yettebiûne ahseneh; ülâikellezîne hedâhümüllâhu.
8. “Onlar ki, sözü dinlerler ve en güzeline (hakikate) tâbi olurlar. İşte onlar, Allah’u Teala’nın hidayete erdirdiği kimselerdir.”
(Zümer Sûre-i Şerif’i, 18)
قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىٰ
Okunuşu: Kul inne hüdellâhi hüvel-hüdâ.
9. “De ki: Şüphesiz asıl hidayet (kurtuluş), ancak Allah’u Teala’nın hidayetidir.”
(Bakara Sûre-i Şerif’i, 120)
وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ ۚ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Okunuşu: Ve men yü’min billâhi yehdi kalbeh; vallâhu bikülli şey’in alîm.
10. “…Kim Allah’u Teala’ya iman ederse (ve O’na teslim olursa), Allah onun kalbini hidayete (nur ve selamete) erdirir.”
(Teğâbün Sûre-i Şerif’i, 11)
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Müjdeleri ve İkazları
1. HİDAYETE DAVET EDENİN SEVABI
“Kim hidayete (doğru yola ve sünnete) davet ederse, ona tâbi olanların (uyanların) sevabı kadar kendisine de sevap verilir. Bu, onlara uyanların sevabından hiçbir şeyi eksiltmez.”
[Müslim, İlim, 16]
2. HİDAYET VE TAKVA İSTEMEK
Peygamberimiz efendimiz duasında şöyle yakarırdı: “Allah’ım! Ben Senden hidayet (doğru yol), takva (günahlardan korunma), iffet ve gönül zenginliği (kanaat) isterim.”
[Müslim, Zikir, 72]
3. KALPLERİ SABİT KILAN
Peygamberimiz efendimiz en çok şu duayı okurdu: “Ey kalpleri halden hale çeviren Allah’ım! Benim kalbimi dinin (ve hidayetin) üzere sabit kıl!” (Kalbimi nifaktan temizle).
[Tirmizî, Kader, 7]
4. ATEŞTEN KURTARAN REHBER
“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakan bir adamın durumuna benzer. Pervaneler o ateşe atılırken adam onları kovar. Ben de (hidayet rehberi olarak) sizi ateşe düşmeyesiniz diye belinizden tutuyorum; lakin siz elimden sıyrılıp o ateşe atılıyorsunuz.”
[Buhârî, Rikâk, 26]
5. HİDAYET REHBERLERİNE UYMAK
“Size benim sünnetime ve benden sonraki hidayet rehberi olan raşid halifelerin (ve o izdeki mürşidlerin) yoluna sımsıkı sarılmanızı tavsiye ederim. Sonradan çıkarılan şeylerden sakının!”
[Ebû Dâvûd, Sünnet, 5]
6. KUR’AN’A SARILMAK
“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla hidayetten sapmazsınız: Allah’ın Kitabı (Kur’an) ve Resulünün Sünneti.”
[Muvatta, Kader, 3]
7. DİNDE FAKİH KILINAN KİMSE
“Allah’u Teala kime hayır (ve hidayet) dilerse, onu dinde fakih (derin anlayış sahibi ve hakikati gören) kılar.”
[Buhârî, İlim, 10]
8. EN HAYIRLI İNSAN
“İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun olup ameli (hidayet üzere olan yaşantısı) güzel olan (ve kalbini günahlardan temizleyen) kimsedir.”
[Tirmizî, Zühd, 21]
9. GARİP BAŞLAYAN İSLAM
“İslam garip başladı, ileride yine garip hale dönecektir. O (hidayet yolunda yapayalnız kalsalar da hakka tâbi olan) gariplere müjdeler olsun!”
[Müslim, Îmân, 232]
10. İYİ BİR ÇIĞIR AÇMAK (SÜNNETİ YAŞATMAK)
“İslam’da güzel bir çığır açana (unutulmuş bir hidayet sünnetini ihya edene), o çığırın sevabı ile onunla amel edenlerin sevabı verilir.”
[Müslim, İlim, 15]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Hidayet nuru kalbe bir kez indi mi, o kalp artık Firavunların saraylarına değil, fakirlerin çadırındaki o Hakk’ın rızasına meyleder. Sen yeter ki nefsindeki o firavunu (kibri) öldür.”
– Hz. Mevlânâ
“Bizim yolumuz; aklını vahyin emrine veren, Resulullah’ın izine zerrece şaşmadan tâbi olan hidayet yoludur. Kendi nefsini rehber edinen, o ebedi ‘Selâm’ sancağının altında gölgelenemez.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Hakikat bir denizdir, şeriat anın gemisi / Çoklar gemiden çıkıp, denize daldık sanır.” Gemiden (hidayetten) çıkanın sonu boğulmaktır, selamet gemiye tâbi olandadır.
– Bizim Yunus
“Nefsini şehvetin kirinden temizlemeyen bir kalp, hidayetin kokusunu bile alamaz. Çünkü hidayet, sadece temizlenmiş (ve Hakk’a yönelmiş) kaplara doldurulan ilahi bir feyzdir.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Hidayet Kur’an ve Sünnetin kanatları altındadır. Dünyanın bütün sahte ışıkları seni çağırsa da sen sağır ol. Yalnızca O’nun yoluna tâbi ol ki, sana da ‘Selâm olsun’ denilsin.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. MUSA VE FİRAVUN’UN SARAYINDAKİ HİTAP
Allah’u Teala, Hz. Musa (a.s) ve Harun’u (a.s) dönemin en büyük zalimi Firavun’a gönderdiğinde onlara şöyle dedi: “Ona yumuşak söz söyleyin. Ve deyin ki: Biz Rabbinin elçileriyiz… Selâm olsun hidayete tâbi olanlara!” Firavun bu hidayet çağrısını kibri yüzünden reddetti ve Kızıldeniz’de helak oldu. Ancak o saraydaki büyücüler, Hakk’ın nurunu görünce firavunu bırakıp hidayete tâbi oldular ve elleri kesilse bile selamete erdiler.
[Kaynak: Tâhâ Sûre-i Şerif’i, 47-73]
2. HZ. ÖMER’İN (R.A) KILICINI DÜŞÜREN HİDAYET
Hz. Ömer (r.a), Peygamberimizi öldürmek için kılıcını çekip yola çıkmıştı. Yolda kız kardeşinin de Müslüman olduğunu öğrenince öfkeyle onların evine daldı. İçeride Tâhâ Suresi okunuyordu. Ömer o ayetleri dinlediğinde kalbindeki o katı şirk kalesi yıkıldı, kılıcı elinden düştü. Kardeşini döven o öfkeli adam, kalbini nifaktan temizleyerek “Beni Muhammed’e (s.a.v) götürün” dedi. Hidayet nuru o gün Ömer’i Faruk yaptı.
[Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye]
3. CÜLEYBİB’İN (R.A) HİDAYETLE GELEN ŞEREFİ
Sahabeden Cüleybib (r.a), boyu çok kısa, yüzü çirkin ve soyu bilinmeyen garip bir insandı. Ancak o hidayete (İslam’a) öylesine sıkı tâbi olmuştu ki, Peygamberimiz efendimiz onu çok severdi. Bir savaşta şehit düştüğünde Efendimiz onu kendi elleriyle kabre koydu ve “Bu bendendir, ben de ondanım” diyerek ona dünyadaki en büyük şerefi bahşetti. Hidayet, soyu sopu olmayan bir garibi, Peygamberin ailesinden (gözdesinden) kılar.
[Kaynak: Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe, 131]
4. FUDAYL BİN İYAZ’I SARSAN AYET
Fudayl bin İyaz, önceleri kervanları soyan meşhur ve korkunç bir eşkıyaydı. Bir gece, sevdiği bir kadının evine girmek için duvara tırmanırken içeriden bir hafızın okuduğu şu ayeti işitti: “İman edenlerin, Allah’ı anmakla kalplerinin ürpermesi (yumuşaması) zamanı hâlâ gelmedi mi?” (Hadid, 16). Fudayl o an duvarda donakaldı, “Geldi Ya Rabbi, geldi!” diyerek ağlamaya başladı. Tövbe edip hidayete tâbi oldu ve devrinin en büyük Allah dostlarından biri oldu.
[Kaynak: İhyâ-u Ulûmiddîn]
5. SELMAN-I FARİSİ’NİN (R.A) HAKİKAT ARAYIŞI
İranlı zengin bir ailenin çocuğu olan Selman, ateşe tapmayı reddettiği için babası tarafından zincire vuruldu. O hidayeti (hakikati) bulmak için evden kaçtı, yıllarca diyar diyar gezdi, kiliselerde rahiplere hizmet etti, köle olarak satıldı, kırbaç yedi. Sonunda Medine’de Peygamberimizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bulduğunda boynuna sarılıp ağladı. Hidayete (doğru yola) girmek için koca bir serveti ve hürriyeti feda eden Selman, “Selman bizdendir” müjdesiyle ebedi selamete ermiştir.
[Kaynak: İbn Sa’d, Tabakât]
Nefis Muhasebesi: Tâbiyet Aynası
(Hangi yola uyduğumuzu anlamak için kendimize soralım)
- Rabbim günde kırk defa bana “Bizi dosdoğru yola ilet” duasını ettirirken, ben namazdan çıkınca Kur’an’ın mı, yoksa nefsimin mi gösterdiği yola tâbi oluyorum?
- “Selâm olsun hidayete tâbi olanlara” ayetini duyduğumda, o “Selâm” sancağının altına girebilecek kadar kalbimi Firavunî kibirlerden ve hırslardan temizleyebildim mi?
- Hayatımda bir yol ayrımına (helal ile haram arasına) geldiğimde; insanların kınamasından veya mal kaybetmekten korkarak mı, yoksa Hakk’ın hidayetine güvenerek mi karar veriyorum?
- Peygamberimiz efendimiz “Ben sizi ateşe düşmekten korumak için belinizden tutuyorum” buyururken, ben onun o şefkatli ellerinden sıyrılıp gaflet ateşine koşanlardan mıyım?
- Hidayet nuru sadece ilimle değil, ihlasla gelir. Okuduğum onca dini bilgiye ve ayete rağmen kalbim hala katı ve dünyaya meyilli ise, “yaşayan bir ölü” olduğumu fark edip tövbe ediyor muyum?
“Selâm Olsun Hakikatin Peşinden Gidenlere”
(Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i, 8 / Kalbini temizleyen ilim sahiplerinin hidayetten sapmamak için okuduğu o muazzam sebat duası)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
Okunuşu: Rabbenâ lâ tüzığ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh; inneke entel-vehhâb.
“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten (hakikati gösterdikten) sonra kalplerimizi (kötülüğe ve kibre) kaydırma! Bize katından bir rahmet bağışla. Şüphesiz, lütfu en bol olan (Vehhâb) ancak Sensin!”(Âl-i İmrân Sûre-i Şerif’i, 8 / Kalbini temizleyen ilim sahiplerinin hidayetten sapmamak için okuduğu o muazzam sebat duası)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
