Hakk’ın Öncüleri
Hakikate İletenler, Adalet ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: HAKİKAT VE HİDAYET ZİKRİ
يَا حَقُّ يَا هَادِي
“Yâ Hakk Yâ Hâdî”
(Ey varlığı mutlak gerçek olan ve kullarını batıldan kurtarıp doğru yola erdiren Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Kalbi Nifaktan Temizleyip Hakk’ın Sözcüsü Olmak İçin (100+)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar (insanları) Hakk’a iletirler ve (aralarında) Hakk ile hüküm verirler.”
(A’râf Sûre-i Şerif’i, 181)
(A’râf Sûre-i Şerif’i, 181)
Yeryüzü ne kadar fitne ve fesatla sarsılırsa sarsılsın, toplumlar ne kadar gaflet uykusuna dalarsa dalsın; Allah’u Teala bu ümmeti ve kâinatı hakikatin nurundan asla mahrum bırakmaz. Kur’an-ı Kerim’in övdüğü ve Kâinatın Efendisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği “Hakk’a ileten o kutlu topluluk”, kıyamete kadar var olmaya devam edecektir. Onlar, dünyevi menfaatler için dilsiz şeytan olmayı reddeden, kınayıcının kınamasından korkmayan ve kalplerini riya, kibir ve korkudan manen temizleyerek sadece Hakk’ın rızasına bağlayan hakikat öncüleridir. Bir insanın bu şerefli topluluğa dahil olabilmesi; ancak kendi nefsinde adaleti tesis etmesi, bâtıla karşı Hakk’ın kılıcı olması ve etrafındakilere sözüyle değil, o temizlenmiş ahlakıyla rehberlik etmesiyle mümkündür.
KUR’AN-I KERİM’DE HAK VE ADALET
Hakk’ı Ayakta Tutanlar
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Okunuşu: Ve mimmen halaknâ ümmetün yehdûne bil-hakkı ve bihî ya’dilûn.
1. “Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar (insanları) Hakk’a iletirler ve (aralarında daima) Hakk ile hüküm verirler.”
[A’râf Sûre-i Şerif’i]:[181]
وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ ۚ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا
Okunuşu: Ve kul câel-hakku ve zehekal-bâtıl; innel-bâtıle kâne zehûkâ.
2. “De ki: Hak geldi, batıl (yok olup) zail oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur.”
[İsrâ Sûre-i Şerif’i]:[81]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şühedâe bil-kıst; ve lâ yecrimenneküm şeneânü kavmin alâ ellâ ta’dilû.
3. “Ey iman edenler! Allah için hakkı (ve adaleti) titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe itmesin…”
[Mâide Sûre-i Şerif’i]:[8]
وَمِنْ قَوْمِ مُوسَىٰ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Okunuşu: Ve min kavmi mûsâ ümmetün yehdûne bil-hakkı ve bihî ya’dilûn.
4. “Musa’nın kavminden de (kalplerini isyandan temizlemiş) hakka ileten ve hak ile adalet yapan (doğru) bir topluluk vardır.”
[A’râf Sûre-i Şerif’i]:[159]
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
Okunuşu: İllellezîne âmenû ve amilüs-sâlihâti ve tevâsav bil-hakkı ve tevâsav bis-sabr.
5. “Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine Hakk’ı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler (ziyanda değildir).”
[Asr Sûre-i Şerif’i]:[3]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 5 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Müjdeleri
1. HAK ÜZERE GALİP OLAN TOPLULUK
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar Hakk üzerinde daima galip (ve insanları irşad edici) olmaya devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar ve onlara muhalefet edenler, onlara asla zarar veremezler.”
[Müslim, İmâre]:[170]
2. HİDAYETE VESİLE OLMAK
“Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla (senin irşadınla) Allah’ın bir tek kişiye hidayet vermesi (onu manen temizleyip kurtarması), senin için dünyadaki en kıymetli kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.”
[Buhârî, Cihâd]:[102]
3. ZALİM BİLE OLSA KARDEŞİNE YARDIM
Peygamberimiz (s.a.v), “Zalim de olsa, mazlum da olsa din kardeşine yardım et!” buyurdu. Ashab: “Mazluma yardımı anladık, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz?” dediklerinde; “Onun zulmüne (ve haksızlığına) mani olursun. İşte bu da ona en büyük yardımdır” buyurdu.
[Buhârî, Mezâlim]:[4]
4. EN BÜYÜK CİHAD: HAKKI SÖYLEMEK
“Cihadın en efdali (en büyüğü), zalim (ve haksızlık eden) bir idarecinin (veya güç sahibinin) karşısında Hakk’ı ve adaleti söylemektir.”
[Tirmizî, Fiten]:[13]
5. KÖTÜLÜĞÜ DÜZELTMEK
“Sizden kim bir kötülük (ve haksızlık) görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle (uyararak) düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin (kötülüğü reddetsin). İşte bu, imanın en zayıf derecesidir.”
[Müslim, Îmân]:[78]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Sen kendi içindeki eğrilikleri ve yalanları temizlemeden başkasına ‘doğru ol’ dersen, senin sözün duvardan seken bir taş gibi geri döner. Hakikati iletmek, dilden ziyade hâl işidir.”
– Hz. Mevlânâ
“Hak yolunun yolcusu, kınayanların kınamasından korkmaz. Eğer kalbini fani insanların övgüsünden ve yergisinden temizlediysen, işte o zaman Hakk’ın gerçek sözcüsü olursun.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Kötülüğe sözün yoksa / Hakk’a giden yüzün yoktur.” Haksızlık karşısında susan dil, Hakk’ın dergâhında dilsiz kalır.
– Bizim Yunus
“Bir âlimin (ve mürşidin) asıl görevi, zenginlerin sofrasında meze olmak değil; padişah bile olsa haksızın karşısına dikilip ona cehennem ateşini (Hakk’ı) hatırlatmaktır.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Rızkını fani kulların elinde zannedip haksızlıklarına susarsan, kalbin nifakla kirlenir. Rızkın Rezzak olan Allah’a aittir, sen boynunu yalnız Hakk’ın önünde bük!”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. HZ. ÖMER’İN (R.A) İLK HUTBESİ VE KILIÇLAR
Hz. Ömer (r.a) halife seçildiğinde minbere çıkıp halka şöyle hitap etti: “Ey İnsanlar! Ben haktan ve adaletten ayrılırsam (eğrilirsem) ne yaparsınız?” Sahabeden biri ayağa fırladı ve kılıcını çekerek: “Eğer sen Hakk’ın yolundan zerre kadar saparsan, seni bu kılıçlarımızla düzeltiriz Ya Ömer!” dedi. Hz. Ömer bu cevabı duyunca ellerini göğe kaldırıp: “Sana şükürler olsun Allah’ım! Ömer eğrildiği zaman onu kılıcıyla düzeltecek (Hakk’ı ayakta tutan) bir cemaati bana nasip ettin!” diyerek sevinç gözyaşları dökmüştür.
[Kaynak: İbn Sa’d, el-Musannef]
2. İMAM-I AZAM EBU HANİFE’NİN ZİNDANDAKİ DİRENİŞİ
Zalim Abbasi halifesi Mansur, İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye başkadılık (Adalet Bakanlığı) teklif ederek kendi zulümlerine dini bir kılıf (onay) bulmak istedi. İmam-ı Azam kalbini dünyalıktan tamamen temizlemiş bir Hak aşığıydı. Bu teklifi “Ben bu işe ehil değilim” diyerek reddetti. Halife “Yalan söylüyorsun, ehilsin!” diye bağırınca, İmam o muazzam cevabı verdi: “Eğer yalan söylüyorsam, yalancı birinden zaten kadı olmaz!” Halife sinirlenip onu zindana attı ve kırbaçlattı lakin O, haksızlığa boyun eğmektense zindanda Hakk’ı savunarak şehit olmayı seçti.
[Kaynak: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd]
3. HZ. ALİ (R.A) VE YAHUDİ’NİN ZIRHI
Hz. Ali (r.a) halifeyken, paha biçilmez zırhını kaybetti ve onu bir Yahudi’nin elinde gördü. “Bu zırh benimdir” diyerek Yahudi’yi Kadı Şureyh’in (Hakimin) huzuruna çıkardı. Kadı, Halife’ye “Zırhın senin olduğuna dair iki şahidin var mı?” dedi. Hz. Ali oğlu Hasan’ı ve kölesini gösterdi. Kadı “Oğlun şahitliği babaya geçmez” diyerek zırhı Yahudi’ye verdi! Koca Halife Hz. Ali bu karara itiraz etmedi ve “Hakk yerini buldu” dedi. Bu muazzam adaleti ve Hakk’a boyun eğişi gören Yahudi, kalbini küfürden temizleyip oracıkta “Böyle bir adaletin dini haktır” diyerek Müslüman oldu.
[Kaynak: İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye]
4. HZ. ÖMER (R.A) VE MEHİR KONUSUNDAKİ KADIN
Hz. Ömer (r.a) bir hutbesinde cemaate dönerek: “Kadınlara verdiğiniz mehirleri çok yüksek tutmayın, sınırlandırın” diye emretti. Arka saflardan yaşlı bir kadın ayağa kalktı ve: “Ey Ömer! Allah Kuran’da ‘Onlara kantar kantar mehir vermiş olsanız dahi geri almayın’ (Nisâ, 20) buyururken, sen nasıl Allah’ın serbest bıraktığı bir şeye sınır koyarsın!” dedi. Koskoca Halife, kendi fikrini savunmak yerine başını önüne eğdi ve: “Kadın doğru söyledi, Ömer hata etti. Ya Rabbi beni affet” diyerek Hakk’ın karşısında kendi fikrini anında terk etti.
[Kaynak: İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm]
5. İMAM AHMED BİN HANBEL’İN İŞKENCE ALTINDAKİ HAKİKATİ
Halife Me’mun ve Mu’tasım dönemlerinde, “Kur’an mahluktur” diyen sapkın bir inanç devlet politikası haline getirilmişti. Bütün alimler korkudan bunu onaylarken, Ahmed bin Hanbel (k.s) “Hayır, Kur’an Allah’ın kelamıdır, mahluk değildir” diyerek Hakk’ı haykırdı. Onu yıllarca zindana atıp derisi soyulana kadar kırbaçladılar. O, her kırbaçta kalbini acıdan temizleyip “Sözüm haktır” dedi. Sonunda zalimler pes etti, İmam Ahmed bin Hanbel ise milyonların tabi olduğu mezhebin ve Hakikatin ölümsüz bir yıldızı oldu.
[Kaynak: Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ]
Nefis Muhasebesi: Adalet ve Cesaret Aynası
(Hakk’ı ne kadar savunduğumuzu tartmak için soralım)
- İş yerimde veya ailemde birine açıkça haksızlık (ve zulüm) yapıldığında; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek susup, o “dilsiz şeytan” tarifine mi giriyorum?
- Dostum veya akrabam haksız olduğunda, sırf aramız bozulmasın diye onu savunarak, Kur’an’ın “Adaletle şahitlik edin” emrini menfaatime kurban mı ediyorum?
- Birileri İslam’a, Allah’a ve Resulüne (s.a.v) hakaret ederken; makamımı ve rızkımı tehlikeye atmamak için kalbimi korkaklıkla kirletip sessiz mi kalıyorum?
- Hatalı olduğum bir konuda benden daha zayıf, alt kademeden biri beni Kur’an ve Sünnet ile uyardığında; Hz. Ömer gibi “Sen haklısın” diyecek kibrimden arınmış bir kalbe sahip miyim?
- Başkalarına “Hakkı ve sabrı” tavsiye etmeden önce, dönüp kendi yaşantımdaki eğrilikleri ve günahları manen temizlemek için hakiki bir adım atıyor muyum?
“De ki: Hak Geldi, Batıl Zail Oldu!”
([İbn Kesîr, Tefsir] / Hz. Ebu Bekir’in (r.a) ve selef-i salihinin, yalanın ve fitnenin çoğaldığı zamanlarda doğruyu yanlıştan ayıracak o ince ferasete (nura) sahip olmak için Allah’a sığındıkları o eşsiz hidayet duası)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
Okunuşu: Allâhümme erinel-hakka hakkan verzuknettibâahü, ve erinel-bâtıle bâtılan verzuknectinâbehü.
“Ey Allah’ım! (Kalbimizi her türlü nefis perdesinden temizleyerek) Bize Hakk’ı (gerçeği ve doğruyu) Hak olarak göster ve ona uymayı bize nasip eyle! Bize batılı (yalanı, haksızlığı ve şerri) batıl olarak göster ve ondan şiddetle kaçınmayı bize nasip eyle!”([İbn Kesîr, Tefsir] / Hz. Ebu Bekir’in (r.a) ve selef-i salihinin, yalanın ve fitnenin çoğaldığı zamanlarda doğruyu yanlıştan ayıracak o ince ferasete (nura) sahip olmak için Allah’a sığındıkları o eşsiz hidayet duası)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
