BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.

Fırtınada Hatırlayıp Sahilde Unutmak

Nankörlük, Vefa ve Kalbin Temizlenmesi
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
NİMETE ŞÜKÜR VE VEFA VİRDİ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
“Elhamdülillâhi rabbil-âlemîn.”
(Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’u Teala‘ya mahsustur. Ey Allah’ım, kalbimi rahatlıkta nankörlük etmekten manen temizle!)
0
Günlük Hedef: Nimet Vereni Bollukta da Darlıkta da Anmak İçin (100+)
“Gemiye bindiklerinde, dini yalnız Allah’u Teala‘ya has kılarak O’na yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir de bakarsın ki O’na ortak koşuyorlar.”
[Kaynak: Ankebût Sûre-i Şerif’i]:[65]
İnsanoğlunun fıtratındaki en büyük zaaflardan biri “nankörlüktür”. Hayat gemisi sakin sularda, bolluk ve rahatlık içinde yüzerken insan gaflete dalar, Rabbini unutur, gücünün ve malının kendi eseri olduğunu zanneder. Ne zaman ki hastalık, fakirlik veya ölüm tehlikesi gibi bir “fırtına” patlak verir, gemisi sallanmaya başlar; işte o zaman bütün sahte putlarını, gururunu ve kibrini bir kenara atarak can havliyle Allah’u Teala‘ya sığınır. Çünkü kalbi o an, O’ndan başka hiçbir kurtarıcının olmadığını tasdik eder. Fakat asıl imtihan, fırtına dinip ayaklar tekrar güvenli sahile bastığında başlar. Çoğu insan karaya çıkınca verdiği sözleri unutur, o çaresiz anındaki ihlasını kaybeder ve eski günahlarına geri döner. Gerçek iman ve vefa; fırtınada edilen o ihlaslı duayı, sahilin rahatlığında da unutmamak ve kalbi nankörlük kirinden titizlikle temizlemektir.
KUR’AN-I KERİM’DEN 10 İLAHİ KELAM (VEFA VE NANKÖRLÜK)
Darlıkta Dua, Bollukta İhanet
فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ Okunuşu: Fe-izâ rakibû fil-fülki deavullâhe muhlisîne lehüd-dîn; fe-lemmâ neccâhüm ilel-berri izâ hüm yüşrikûn. 1. “Gemiye bindiklerinde (fırtına koptuğunda), dini yalnız O’na has kılarak (ihlasla) Allah’u Teala‘ya yalvarırlar. Fakat onları kurtarıp karaya çıkardığımızda, bir de bakarsın ki O’na ortak koşuyorlar (nankörlük edip eski hallerine dönüyorlar).” [Kaynak: Ankebût Sûre-i Şerif’i]:[65]
وَإِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ إِلَّا إِيَّاهُ ۖ فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ ۚ وَكَانَ الْإِنْسَانُ كَفُورًا Okunuşu: Ve izâ messekümüd-durru fil-bahri dalle men ted’ûne illâ iyyâh; fe-lemmâ neccâküm ilel-berri a’radtüm; ve kânel-insânü kefûrâ. 2. “Denizde size bir sıkıntı (tehlike) dokunduğunda, Allah’u Teala‘dan başka yalvardığınız bütün putlar silinip gider. Fakat O, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.” [Kaynak: İsrâ Sûre-i Şerif’i]:[67]
حَتَّىٰ إِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ… وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ… دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنْجَيْتَنَا مِنْ هَٰذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ Okunuşu: Hattâ izâ küntüm fil-fülki… ve câehümül-mevcü min külli mekân… deavullâhe muhlisîne lehüd-dîni le-in enceytenâ min hâzihî le-nekûnenne mineş-şâkirîn. 3. “…Gemilerde bulunduğunuzda… dalgalar her taraftan onlara geldiğinde, çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız O’na has kılarak: ‘Eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız’ diye Allah’u Teala‘ya yalvarırlar.” [Kaynak: Yûnus Sûre-i Şerif’i]:[22]
فَلَمَّا أَنْجَاهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ Okunuşu: Fe-lemmâ encâhüm izâ hüm yebğûne fil-ardı bi-ğayril-hakk. 4. “Fakat Allah’u Teala onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde yine haksız yere taşkınlık ve azgınlık yapıyorlar (kalplerini şükürle temizlemiyorlar)…” [Kaynak: Yûnus Sûre-i Şerif’i]:[23]
وَإِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ Okunuşu: Ve izâ ğaşiyehüm mevcün kez-zuleli deavullâhe muhlisîne lehüd-dîn; fe-lemmâ neccâhüm ilel-berri fe-minhüm muktesıd. 5. “Onları (denizde) dağlar gibi dalgalar kuşattığında, dini yalnız O’na has kılarak Allah’u Teala‘ya yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar (şükreder, bir kısmı ise yine nankörlüğe döner).” [Kaynak: Lokmân Sûre-i Şerif’i]:[32]
وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُو إِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ Okunuşu: Ve izâ messel-insâne durrun deâ rabbehû münîben ileyhi sümme izâ havvelehû ni’meten minhü nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kabl. 6. “İnsana bir sıkıntı dokunduğunda bütün kalbiyle yönelerek Rabbine yalvarır. Sonra Allah’u Teala ona kendi katından bir nimet verince, daha önce kime yalvardığını unutur…” [Kaynak: Zümer Sûre-i Şerif’i]:[8]
وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنْسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَىٰ بِجَانِبِهِ ۖ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاءٍ عَرِيضٍ Okunuşu: Ve izâ en’amnâ alel-insâni a’rada ve neâ bi-cânibihî; ve izâ messehüş-şerru fe-zû duâin arîd. 7. “İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Ona bir şer (kötülük) dokunduğunda ise, bir de bakarsın ki uzun uzun, bitmek bilmeyen dualar etmektedir.” [Kaynak: Fussılet Sûre-i Şerif’i]:[51]
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَىٰ حَرْفٍ ۖ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ ۖ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِ Okunuşu: Ve minen-nâsi men ya’büdüllâhe alâ harf; fe-in esâbehû hayrunıtmeenne bihî; ve in esâbethü fitnetüninkalebe alâ vechih. 8. “İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’u Teala‘ya kıyıdan köşeden (şüpheyle) ibadet eder. Kendisine bir iyilik dokunursa onunla yatışır; başına bir imtihan gelince de yüzüstü döner (dinden çıkar)…” [Kaynak: Hacc Sûre-i Şerif’i]:[11]
إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ Okunuşu: İnnel-insâne li-rabbihî le-kenûd. 9. “Şüphesiz insan, Rabbine karşı pek nankördür (nimetleri unutur, zorlukları şikayet eder).” [Kaynak: Âdiyât Sûre-i Şerif’i]:[6]
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ Okunuşu: Fezkürûnî ezkürküm veşkürû lî ve lâ tekfürûn. 10. “Öyleyse siz Beni zikredin ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin (bollukta da Beni unutmayın), sakın nankörlük etmeyin.” [Kaynak: Bakara Sûre-i Şerif’i]:[152]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Kâinatın Efendisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları ve Tavsiyeleri
1. BOLLUKTA TANIMAK, DARLIKTA TANINMAK “Sen Allah’u Teala‘yı rahatlık ve bolluk zamanında tanı (O’nu zikret ve kalbini temizle) ki, O da seni darlık ve musibet zamanında tanısın (duanı kabul edip seni kurtarsın).” [Kaynak: Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme]:[59]
2. MÜMİNİN ŞAŞILACAK HALİ “Müminin işine şaşılır! Onun bütün işleri onun için hayırdır. Kendisine bir iyilik isabet ederse şükreder, hayır olur. Bir darlık (fırtına) isabet ederse sabreder, yine hayır olur.” [Kaynak: Müslim, Zühd]:[64]
3. İKİ NİMETİN KIYMETİ “İki nimet vardır ki insanların çoğu o konularda aldanmış (kıymetini bilmemiş ve nankörlük etmiş)tir: Sıhhat ve boş vakit.” [Kaynak: Buhârî, Rikâk]:[1]
4. GAFLET VE NANKÖRLÜK “Kime bedeni sıhhatte, kalbi emniyette olarak sabaha çıkmak nasip olur ve yanında o günün yiyeceği bulunursa, sanki bütün dünya ona verilmiş gibidir.” (Lakin insan sahile inince bu nimeti unutur). [Kaynak: Tirmizî, Zühd]:[34]
5. İNSANLARA ŞÜKRETMEYEN “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’u Teala‘ya da şükretmez.” (Kula vefası olmayanın Hakka da vefası olmaz). [Kaynak: Tirmizî, Birr]:[35]
6. ŞÜKÜR DUASI Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Muaz bin Cebel’e (r.a) namazların ardında şu duayı etmesini tavsiye etmiştir: “Ey Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et.” [Kaynak: Ebû Dâvûd, Vitir]:[26]
7. NİMETİN BELİRTİSİAllah’u Teala, kuluna verdiği nimetin eserini onun üzerinde (haliyle, diliyle ve şükrüyle) görmeyi sever.” [Kaynak: Tirmizî, Edeb]:[54]
8. AŞAĞIYA BAKMAK “Dünyalık konularda sizden daha aşağıda olanlara bakın, sizden daha üstün olanlara bakmayın. Bu, Allah’u Teala‘nın size verdiği nimetleri küçümsememeniz ve nankörlükten temizlenmeniz için en uygun olanıdır.” [Kaynak: Müslim, Zühd]:[9]
9. DUA MÜMİNİN SİLAHIDIR “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.” (Mümin bu silahı sadece fırtınada değil, sahilde de kuşanmalıdır). [Kaynak: Hâkim, el-Müstedrek]
10. NİMETİ İTİRAF “Seyyidü’l İstiğfar okurken kul der ki: ‘…Bana lütfettiğin nimetleri itiraf ediyorum, günahlarımı da itiraf ediyorum…’ Nimetin hakkını bilmek, kalbi nankörlükten temizler.” [Kaynak: Buhârî, Daavât]:[2]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Dişin ağrırken Allah’u Teala‘yı anıyorsun da, dişin sağlarken O’nu unutuyorsun. Fırtınada ‘Aman Ya Rabbi’ diyen dilin, sahilde neden lal oluyor? Kalbini bu vefasızlıktan temizle.”
– Hz. Mevlânâ
“Bizim yolumuzda sadakat, nimet anında kulluğu unutmamaktır. Darlıkta herkes boyun büker; asıl yiğitlik, cüzdanın doluyken ve bedenin sağlıklıyken kalbini fakir tutup Hakka sığınabilmektir.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Hak’tan gelen şerbettir / Ne gelirse minnettir.” Hastalığı veren de şifayı verip seni karaya çıkaran da O’dur. Şifayı bulup Tabibi unutan, yolda kalır.
– Bizim Yunus
“Nankörlük, kalpteki karanlık bir buluttur. Gemi batarken gözyaşı döküp, kurtulunca eğlenceye koşan insan, Allah’u Teala‘nın kulu değil, kendi menfaatinin esiri olmuştur.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Nimetin kulu olma, nimeti verenin kulu ol. Darlık gemisinde ne söz verdiysen, genişlik sahilinde o sözü tut ki, kalbin nifaktan temizlensin.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. İKRİME BİN EBİ CEHİL’İN GEMİDEKİ TÖVBESİ Mekke fethinden sonra İslam’ın azılı düşmanlarından olan İkrime, can korkusuyla bir gemiye binip Habeşistan’a kaçıyordu. Denizin ortasında dehşetli bir fırtına koptu, gemi batmak üzereydi. Gemidekiler: “Putları bırakın, burada bizi Allah’u Teala‘dan başka kimse kurtaramaz, yalnız O’na ihlasla yalvarın” dediler. İkrime sarsıldı: “Eğer denizde beni O’ndan başkası kurtaramıyorsa, karada da O’ndan başkası kurtaramaz!” dedi. “Ey Allah’ım, beni bu fırtınadan kurtarırsan gidip Muhammed’in (s.a.v) elini tutacağım” diye yemin etti. Karaya sağ salim çıkınca sözünü unutmadı, nankörlük etmedi, Mekke’ye dönüp müslüman oldu ve şehitlik mertebesine erdi. [Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye]
2. İSRAİLOĞULLARI’NDAN KEL, KÖR VE ALACALI ÜÇ KİŞİ Eski kavimlerde Allah’u Teala üç kişiyi imtihan etti: Birinin cildi hastalıklı, diğeri kel, öteki kördü. Cebrail (a.s) onlara gelip dertlerini giderdi, şifa buldular ve çok zengin oldular (fırtınadan kurtulup sahile çıktılar). Yıllar sonra Cebrail (a.s) yoksul bir dilenci kılığında onlara gelip eski hallerini hatırlattı ve sadaka istedi. Cildi iyileşen ve kel olan kişi, eski çaresizliklerini unutup nankörlük ettiler, “Biz bu malı kendi aklımızla kazandık” diyerek yardım etmediler. Kör iken gözleri açılan zat ise: “Ben kördüm, Rabbim gözümü verdi, istediğini al” dedi. Nankörlük edenler eski perişan hallerine döndürüldü; kalbini şükürle temizleyen adam ise nimet içinde kaldı. [Kaynak: Buhârî, Enbiyâ]:[51]
3. KARUN’UN NANKÖRLÜĞÜ Karun, Hz. Musa’nın (Aleyhisselâm) kavmindendi ve başlangıçta fakir, ibadete düşkün biriydi. Ne zaman ki Allah’u Teala ona anahtarlarını güçlü kuvvetli adamların zor taşıdığı büyük hazineler lütfetti, Karun şımardı. Fakirlik fırtınasından zenginlik sahiline çıkınca, nimetin sahibini unuttu. Ona “Allah’ın sana verdiğinden sen de ver” denildiğinde: “Bu servet bana ancak bendeki ilim ve zeka sayesinde verildi” diyerek kibre kapıldı. Bu nankörlüğü sebebiyle bütün malıyla birlikte yerin dibine geçirildi. [Kaynak: Kasas Sûre-i Şerif’i]:[76-81]
4. FİRAVUN’UN SON ANDAKİ YALANCI İMANI Firavun, bolluk ve rahatlık içindeyken “Ben sizin en yüce Rabbinizim” diyecek kadar haddi aşmıştı. Ancak Kızıldeniz yarıldıktan sonra ordusuyla sulara gömülürken, ölüm fırtınasını iliklerine kadar hissettiği o son anında: “İsrailoğullarının inandığına inandım, ben de müslümanlardanım” dedi. Fakat kalbi kirden temizlenmemiş bu mecburiyet imanı kabul edilmedi. Cebrail (a.s) ağzına çamur tıkayıp: “Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun!” dedi. [Kaynak: Yûnus Sûre-i Şerif’i]:[90-91]
5. SA’LEBE’NİN BOZULAN YEMİNİ Sa’lebe adlı sahabe (veya ona benzer biri), fakirlikten kurtulmak için sürekli zenginlik isterdi. “Eğer zengin olursam mutlaka hakkını vereceğim” diye yemin etti. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona dua etti ve sürüsü dağlara sığmayacak kadar çoğaldı. Lakin Sa’lebe, malı çoğaldıkça cemaate gelmemeye başladı. Zekat memurları kapısına dayandığında ise: “Bu düpedüz haraçtır” diyerek verdiği sözü unuttu, nankörlük etti. Ayet inip münafıklardan sayılınca pişman oldu ama iş işten geçmişti; verdiği zekatı kabul edilmedi. [Kaynak: Taberî, Câmiu’l-Beyân / Tevbe Suresi 75. Ayet Tefsiri]
Nefis Muhasebesi: Vefa ve Nankörlük Aynası
(Fırtınadaki dualarımızı sahilde hatırlayıp hatırlamadığımızı tartmak için soralım)
  • Bir sınava girerken, bir hastalıkla boğuşurken veya borç altındayken ettiğim o içten duaları, secdeleri ve gözyaşlarını; işim gücüm düzeldiğinde de aynı ihlasla yapıyor muyum?
  • Hastanede şifa beklerken “Ey Allah’ım, beni kurtar, bir daha günah işlemeyeceğim” diye söz verip, hastaneden çıkınca o sözü unutan nankörlerden miyim?
  • Başarı, zenginlik ve makam sahibi olduğumda; bunun Allah’u Teala‘nın bir lütfu olduğunu mu biliyorum, yoksa Karun gibi “Kendi aklımla başardım” deyip kibre mi kapılıyorum?
  • İnsana bir zarar dokunduğunda yan yatarak, oturarak Rabbine yalvarması (Yunus: 12), kurtulunca ise hiç yalvarmamış gibi dönüp gitmesi hastalığından kalbimi temizleyebildim mi?
  • Bugün rahatlık sahilindeyken Rabbimi zikrediyorum ki, yarın fırtına koptuğunda O da beni şefkatiyle hatırlasın, rahmetiyle sarsın?
“Öyleyse Siz Beni Zikredin Ki, Ben De Sizi Anayım…”
اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ، وَشُكْرِكَ، وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ
Okunuşu: Allâhümme e’ınnî alâ zikrike ve şükrike ve husni ıbâdetik.

Ey Allah’ım! Seni zikretmek (her daim anmak), Sana şükretmek (nankörlük etmemek) ve Sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et. (Bizleri fırtınada yalvarıp sahilde unutan vefasızlardan olmaktan koru. Kalplerimizi nankörlük kirinden manen temizle ve bizi nimetin kulu değil, Nimeti Veren’in sadık kulu eyle Yâ Rabbi!)”
[Kaynak: Ebû Dâvûd, Vitir]:[26]
Kâinatın Efendisi’nin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Muaz bin Cebel’e (r.a) elini tutarak, “Ey Muaz, seni seviyorum. Her namazın ardında bu duayı okumayı sakın bırakma” diyerek öğrettiği, kalbi şükürle dolduran o muazzam dua.

Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Sahabiler