BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.ESTAĞFİRULLÂH EL AZÎM.LÂ İLÂHE İLLALLAH.ALLAHLÂ İLÂHE İLLÂ ENTE, SÜBHÂNEKE İNNÎ KUNTU MİNE’Z-ZÂLİMÎN.

Fenâfillâh’ın Sırrı

Benlikten Geçip Hakk’ta Erimek
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: HİÇLİK (FENÂ) ZİKRİ
لَا بَاقِيَ إِلَّا اللَّهُ
“Lâ bâkiye illallâh.”
(Allah’u Teala’dan başka bâki ve kalıcı olan hiçbir varlık yoktur.)
0
Günlük Hedef: Varlığını O’na Teslim Niyetiyle 100 Adet
Bismillâhirrahmânirrahîm Bismillâhirrahmânirrahîm… Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Yeryüzünde bulunan her canlı fânidir (yok olucudur). Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.”
(Rahmân Sûre-i Şerif’i, 26-27)
Tasavvufun nihai menzili olan Fenâfillâh; bedenin ölmesi değil, nefsin ve “Ben” iddiasının ölmesidir. İnsan, kendine ait sandığı ilmini, gücünü ve varlığını aslında asıl Sahibi’ne teslim etmeden hakiki imanın lezzetine varamaz. Tıpkı ateşe aşık olan bir pervanenin (kelebeğin) ateşin etrafında dönerken en sonunda kendini ateşe atıp “ateş olması” gibi; kul da Allah’u Teala’nın muhabbetiyle yanarak kendi aciz varlığından sıyrılır. Kalbini “Ben yaptım, ben başardım” firavunluğundan manen temizleyen dervişin dili susar, onun yerine Hakk konuşur; eli durur, onun yerine Hakk tutar. Bu, yokluk (hiçlik) kapısından sonsuzluk sarayına girişin ta kendisidir.
KUR’AN-I KERİM’DE FENÂ VE BEKÂ
Her Şey Fani, Yalnız O Bâki بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bismillâhirrahmânirrahîm
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ ۞ وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ Okunuşu: Küllü men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechü rabbike zü’l-celâli vel-ikrâm. 1. “Yeryüzünde bulunan her canlı fânidir (yok olucudur). Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.” (Rahmân Sûre-i Şerif’i, 26-27)
وَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ ۘ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ ۚ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ Okunuşu: Ve lâ ted’u meallâhi ilâhen âhar; lâ ilâhe illâ hû; küllü şey’in hâlikun illâ vecheh; lehül-hukmü ve ileyhi türceûn. 2. “Allah’u Teala ile beraber başka bir ilaha yalvarma (kendi nefsini ilah edinme). O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O’nun zâtından başka her şey helak olucudur (hiçtir). Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas Sûre-i Şerif’i, 88)
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ ۚ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ رَمَىٰ Okunuşu: Fe-lem taktulûhüm ve lâkinnallâhe katelehüm; ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ. 3. “(Ey müminler!) Onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman (ey Muhammed) sen atmadın, fakat Allah attı.” (Fena fillah sırrının en büyük delilidir). (Enfâl Sûre-i Şerif’i, 17)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ ۖ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ Okunuşu: Yâ eyyühen-nâsü entümül-fukarâü ilallâh; vallâhu hüvel-ğaniyyül-hamîd. 4. “Ey insanlar! Siz Allah’u Teala’ya muhtaç fakirlersiniz (kendi başınıza bir hiçsiniz). Zengin ve övülmeye layık olan ancak Allah’tır.” (Fâtır Sûre-i Şerif’i, 15)
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ Okunuşu: Ve nahnü akrabü ileyhi min hablil-verîd. 5. “Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız.” (Sen aradan çıkarsan, O’nun yakınlığını bulursun). (Kâf Sûre-i Şerif’i, 16)
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ Okunuşu: Ellezîne izâ esâbethüm musîbetün kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. 6. “Onlar, başlarına bir musibet geldiği zaman: ‘Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara Sûre-i Şerif’i, 156)
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ Okunuşu: Kul inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil-âlemîn. 7. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım (ibadetlerim), hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah’u Teala içindir.” (En’âm Sûre-i Şerif’i, 162)
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ Okunuşu: Ve men yüslim vechehû ilallâhi ve hüve muhsinün fekadistemseke bil-urvetil-vüskâ. 8. “Kim kalbini temizleyerek (benliğini terk edip) tüm varlığıyla Allah’u Teala’ya teslim olursa, en sağlam kulpa tutunmuş olur.” (Lokmân Sûre-i Şerif’i, 22)
مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ ۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ Okunuşu: Men kâne yercû likâallâhi fe-inne ecelallâhi le-ât; ve hüves-semîul-alîm. 9. “Kim Allah’u Teala’ya kavuşmayı (vuslatı ve Fenâ’yı) umuyorsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir.” (Ankebût Sûre-i Şerif’i, 5)
يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ۞ ارْجِعِي إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً Okunuşu: Yâ eyyetühen-nefsül-mutme-inneh. İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyah. 10. “Ey mutmain olmuş (kötü arzulardan temizlenmiş ve Hakk’ta fani olmuş) nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” (Fecr Sûre-i Şerif’i, 27-28)
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Haber Verdikleri
1. ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK “Ölmeden evvel ölünüz!” (Nefsin heveslerini terk edip, Allah’u Teala’nın iradesi içinde kendi iradenizi yok ediniz).
[Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr]
2. KENDİNİ BİLEN RABBİNİ BİLİR “Nefsini (kendi acizliğini ve hiçliğini) bilen, Rabbini bilir.”
[Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr]
3. KUTSİ HADİS: “GÖREN GÖZÜ OLURUM” (FENÂ FİL EF’ÂL) “Allah’u Teala şöyle buyurur: Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben onu severim. Ben kulumu sevdiğim zaman (o Bende fani olur); onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.”
[Buhârî, Rikâk, 38]
4. KUTSİ HADİS: BEN KULUMUN ZANNI ÜZEREYİM “Allah’u Teala buyurur ki: Ben kulumun Bana olan zannı (inancı) üzereyim. O Beni andığında Ben onunla beraberim. O Beni kendi içinde (kalbinde) zikrederse, Ben de onu Zâtımda zikrederim.”
[Buhârî, Tevhîd, 15]
5. EN ŞİDDETLİ DÜŞMAN “Senin en şiddetli düşmanın, iki koltuğun arasında bulunan nefsindir.” (Fena makamına giden yolda öldürülmesi, dizginlenmesi gereken tek şey benliktir).
[Beyhakî, ez-Zühd]
6. NEFSİME BIRAKMA DUASI “Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım! Yalnız Senin rahmetine sığınırım. Benim bütün işlerimi düzelt ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile kendi nefsime bırakma!”
[Hâkim, el-Müstedrek]
7. GERÇEK MUHACİR (TERK EDEN) “Gerçek muhacir, Allah’u Teala’nın yasakladığı şeyleri terk eden (nefsini bırakıp Hakk’a göç eden) kimsedir.”
[Buhârî, Îmân, 4]
8. İHSAN SIRRI “İhsan, Allah’u Teala’yı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Zira sen O’nu görmesen de, O seni görmektedir.” (Benliğini aradan çıkaranın müşahedesidir).
[Müslim, Îmân, 1]
9. KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Allah’u Teala’da fani olanın, O’nunla ebedi bir beraberliği vardır).
[Buhârî, Edeb, 96]
10. LÂ HAVLE’NİN SIRRI “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, cennet hazinelerinden bir hazinedir.” (Çünkü bu söz; kulun kendi gücünden, aklından ve varlığından sıyrılıp tamamen Allah’u Teala’nın iradesine erimesini ifade eder).
[Buhârî, Daavât, 50]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Sen bir katre (damla) isen, benliği ve gururu bırak da denize dökülüp okyanus ol. Damla, denize kavuştuğunda yok olmaz; aksine, deniz olur.”
– Hz. Mevlânâ
“Yokluk (mahviyet) kapısından girmeden, varlık (Hakk’ın tecellisi) bulunmaz. Bizim yolumuz, kulun her nefeste kendi acizliğini bilip kalbini ‘Ben’ iddiasından temizlemesidir.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Beni bende demen, ben bende değilem. Bir ben vardır bende, benden içeri.” Bütün tasavvuf, o sahte bedensel benliği eritip içteki asıl sırra (Hakk’a) ulaşmaktır.
– Bizim Yunus
“Kulun kendi nefsinde bir değer ve kudret görmesi, Hakk’ı perdelemesidir. Kendinde varlık hissettiğin sürece, Allah’u Teala’nın büyüklüğünü müşahede edemezsin.”
– İmam Gazâlî
“Ne zaman ki kalbinden ‘Ben yaptım, benim eserim, ben biliyorum’ sözlerini tamamen söküp atarsın, işte o zaman kalbin temizlenir ve Hakk’ın iradesine ayna olursun.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. BAYEZİD-İ BİSTAMİ’NİN CÜBBESİ (HİÇLİK MAKAMI) Bayezid-i Bistami Hazretleri o kadar derin bir “Fena Fillah” (Allah’ta yok olma, erime) makamına ulaşmıştı ki, bir gün kapısını şiddetle çalan bir adama içeriden seslendi: “Kimi arıyorsun?” Adam, “Bayezid’i arıyorum” deyince, o büyük veli şöyle cevap verdi: “Git, burada Bayezid yok! Bu cübbenin içinde Allah’u Teala’dan başkası kalmamıştır.” O, vahdet şuurunda kendi nefsani varlığını tamamen silmiş, kalbini masivadan temizlemişti.
[Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ]
2. PERVANE (KELEBEK) VE ATEŞİN SIRRI Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t-Tayr eserinde Fenâfillâh şöyle anlatılır: Üç kelebek (pervane) ateşi merak ederler. Birincisi uzaktan ateşe bakar gelir; “Ateş parlak bir şeydir” der. İkincisi ateşe yaklaşır, kanatlarının ucu biraz yanar ve geri döner; “Ateş yakıcı bir şeydir” der. Üçüncü kelebek ise dosdoğru ateşin içine uçar, yanar, kül olur ve ateşle birleşir. İşte ateşin asıl sırrını (hakikatini) sadece o anlar, ama artık o sırrı anlatacak bir “kendi” kalmamıştır, fani olmuştur.
[Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Mantıku’t-Tayr]
3. CÜNEYD-İ BAĞDADİ VE “BENLİK” GÜNAHI Bir derviş, Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin yanına gelerek: “Efendim, ben hırsızlık yapmıyorum, içki içmiyorum, harama bakmıyorum, namazımı kılıyorum ama yine de Hakk’a kavuşamıyorum, benim günahım nedir?” diye sordu. Cüneyd-i Bağdadi tebessüm etti ve şu sarsıcı cevabı verdi: “Ey evladım! Senin, o saydığın amellerine güvenerek ‘Ben varım, ben temizim’ demen (kendi varlığını hissetmen), öyle büyük bir günahtır ki, diğer günahların onunla kıyaslanamaz.” Asıl günah, varlık davasıdır.
[Kaynak: Kuşeyrî, er-Risâle]
4. İBRAHİM ETHEM’İN TAHTINI TERK ETMESİ Belh Sultanı İbrahim Ethem, sarayında yastıklara yaslanmış uyurken damdan bir tıkırtı duydu. “Kim var orada?” dedi. Bir ses: “Devesini arayan biriyim” dedi. Sultan kızdı: “Be hey akılsız! Sarayın damında deve mi aranır?” Ses şu tokat gibi cevabı verdi: “Peki sen ipek yataklarda, sarayların içinde, kibrinle Allah’u Teala’yı arıyorsun da; ben damda deve aradığım için mi akılsız oluyorum?” Bu ikazla sarsılan sultan, sabahına tacını tahtını bırakıp “hiçliğe” daldı; sultanlıktan fani olup, velayet makamına erişti.
[Kaynak: Tezkiretü’l-Evliyâ]
5. BİZİM YUNUS VE EŞİKTEKİ HİÇLİK Bizim Yunus, Taptuk Emre’nin dergâhında yıllarca odun taşıdı. Bir gün nefsi kabarıp ayrıldı. Ancak hatasını anlayıp geri döndüğünde, dergâhın kapısına yüzünü sürdü. Şeyhinin eşiği geçeceği yere başını koydu. Taptuk Emre’nin gözleri görmüyordu. Bastonuyla çıkarken ayağı Yunus’a dokundu ve eşine sordu: “Kimdir bu?” Eşi: “Bizim Yunus” dedi. Taptuk Emre: “O halde gelsin” dedi. Yunus, o eşikte benliğini, ilmini ve şanını tamamen bırakıp “Hiç” olarak içeri girdiği an, fena buldu ve asıl sırra erdi.
[Kaynak: Menâkıb-ı Yunus Emre]
Nefis Muhasebesi: Hiçlik Aynası
(Rabbimizin huzurunda benliğimizi tartarken kendimize soralım)
  • Bir iyilik yaptığımda veya başarı kazandığımda içimdeki o sinsi sesin “Bunu ben yaptım, ben başardım” diyerek şirke düşmesine izin veriyor muyum?
  • Namaz kılarken “Allahu Ekber” (Allah en büyüktür) deyip ellerimi kaldırdığımda, gerçekten dünyayı ve kendi benliğimi arkaya atıp fani olabiliyor muyum?
  • Haklı olduğum bir tartışmada bile, sırf “Benlik” ve gurur kavgasından kaçınmak, nefsimi ezmek için susabilme erdemini gösterebiliyor muyum?
  • İbadetlerimle övünüp, “Ben şu kadar zikir çektim, şu kadar haramdan sakındım” diyerek Cüneyd-i Bağdadi’nin uyardığı o “Varlık günahına” giriyor muyum?
  • “Ölmeden evvel ölünüz” sırrına erebilmek için, kalbimi dünya sevgisinden, makam hırsından ve “insanlar ne der” korkusundan temizleyebildim mi?
“Beni Bende Demen, Ben Bende Değilem”
يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ، أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ، وَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ
Okunuşu: Yâ Hayyü yâ Kayyûm! Bi-rahmetike esteğîs. Aslıh lî şe’nî külleh, ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete ayn. “Ey daima diri olan (Hayy) ve her şeyi ayakta tutan (Kayyum) Allah’ım! Yalnız Senin rahmetine sığınır, Senden yardım dilerim. Bütün işlerimi düzelt, beni manevi kirlerimden temizle. Ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile kendi nefsime (benliğime) bırakma!”
(Peygamberimiz efendimiz’in, benliği ezip Hakk’a sığınmak için öğrettiği o muazzam teslimiyet duası / Hâkim, el-Müstedrek)

Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Sahabiler