Ahde Vefa ve Sadakat
Hak Yolunun Erleri, Şehadet ve Kalbin Temizlenmesi
GÜNLÜK MANEVİ VİRD: SADAKAT VE VEFA ZİKRİ
يَا وَفِيُّ يَا صَادِقُ
“Yâ Vefiyy Yâ Sâdık”
(Ey sözünde mutlak duran, vaadini yerine getiren ve kullarından da sadakat bekleyen Allah’ım!)
0
Günlük Hedef: Ahdimizi Yenilemek İçin Zikir
DİKKAT: Verilerin kalıcı olarak sisteme kaydedilmesi için zikrin en az 33 defa (veya 33’ün katları) çekilmesi kuralı esastır!
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in, ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
“Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadakat gösterirler; onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu dâveti beklemektedir. Ahidlerini hiç değiştirmemişlerdir.”
(Ahzâb Sûre-i Şerif’i, 23)
(Ahzâb Sûre-i Şerif’i, 23)
İman, korkakların ve menfaatperestlerin değil, kalbini nifak ve riyadan tamamen temizlemiş sadık erlerin taşıyabileceği ağır bir emanettir. “Elest Bezminde” Rabbimize verdiğimiz o ilk söz (Ahid), dünyada karşımıza çıkan zorluklarla, can ve mal kaygılarıyla imtihan edilir. Kimileri dünyevi bir makam veya küçük bir çıkar uğruna yeminini bozup saf değiştirirken; “Allah’ın Erleri” (Ricalullah) kınayıcının kınamasından korkmadan, en zor anlarda bile Hakk’ın safında kılıç gibi dimdik dururlar. Onlar, “Şayet bana fırsat verilirse, Allah’u Teala benim O’nun yolunda neler yapacağımı görecektir” diyerek söz veren ve canını feda edinceye kadar geri adım atmayan sadakat abideleridir. Onlar için dönmek veya değişmek yoktur; yalnız ve yalnız O’na (Celle Celâluhu) yürümek vardır.
KUR’AN-I KERİM’DE SÖZÜNDE DURANLAR
Ahdine Vefa Gösteren Yiğitler
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ ۖ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَىٰ نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ ۖ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا
Okunuşu: Minel-mü’minîne ricâlun sadakû mâ âhedüllâhe aleyh; fe-minhüm men kadâ nahbehû ve minhüm men yentezıru ve mâ beddelû tebdîlâ.
1. “Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadakat gösterdiler; onlardan kimi canını fedâ etti, kimi de beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmediler.”
[Ahzâb Sûre-i Şerif’i]:[23]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ
Okunuşu: Yâ eyyühellezîne âmenû evfû bil-ukûd.
2. “Ey iman edenler! (Allah’u Teala’ya ve insanlara karşı) Yaptığınız antlaşmaları ve sözlerinizi (hakkıyla) yerine getirin!”
[Mâide Sûre-i Şerif’i]:[1]
وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ ۖ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولًا
Okunuşu: Ve evfû bil-ahdi innel-ahde kâne mes’ûlâ.
3. “…Ahde vefa gösterin (verdiğiniz sözü tutun). Çünkü verilen söz, muhakkak sorumluluk gerektirir (ve hesabı sorulacaktır).”
[İsrâ Sûre-i Şerif’i]:[34]
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ۚ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَىٰ نَفْسِهِ ۖ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Okunuşu: İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnallâh; yedüllâhi fevka eydîhim; fe-men nekese fe-innemâ yenküsü alâ nefsih; ve men evfâ bimâ âhede aleyhullâhe fe-seyü’tîhi ecran azîmâ.
4. “Sana biat edenler (söz verenler) ancak Allah’a biat etmişlerdir… Kim sözünü bozarsa kendi aleyhine bozar. Kim de Allah’a verdiği sözde durursa, O, ona büyük bir mükafat verecektir.”
[Feth Sûre-i Şerif’i]:[10]
وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا ۖ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ ۗ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا
Okunuşu: Vel-mûfûne bi-ahdihim izâ âhedû; ves-sâbirîne fil-be’sâi ved-darrâi ve hînel-be’s; ülâikellezîne sadakû.
5. “(Gerçek iyiler) Söz verdiklerinde sözlerinde duranlar, darlıkta, hastalıkta ve savaşın en çetin anında sabredenlerdir. İşte (imanlarında) sadık olanlar onlardır!”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[177]
وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ ۚ وَكَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْئُولًا
Okunuşu: Ve lekad kânû âhedüllâhe min kablü lâ yüvellûnel-edbâr; ve kâne ahdüllâhi mes’ûlâ.
6. “(Savaşta kaçan münafıklar) Oysa daha önce, arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’u Teala’ya kesin söz vermişlerdi. Allah’a verilen sözün hesabı mutlaka sorulacaktır.”
[Ahzâb Sûre-i Şerif’i]:[15]
الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ
Okunuşu: Ellezîne yûfûne bi-ahdillâhi ve lâ yenkudûnel-mîsâk.
7. “Onlar (akıl sahipleri), Allah’ın ahdini (O’na verilen kulluk sözünü) yerine getirenler ve verdikleri misakı (antlaşmayı) asla bozmayanlardır.”
[Ra’d Sûre-i Şerif’i]:[20]
وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۚ إِنَّمَا عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuşu: Ve lâ teşterû bi-ahdillâhi semenen kalîlâ; innemâ ındellâhi hüve hayrun leküm in küntüm ta’lemûn.
8. “Allah’ın ahdini (O’na verdiğiniz sadakat sözünü) az bir bedel (fani dünya menfaati) karşılığında satmayın! Şüphesiz Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır.”
[Nahl Sûre-i Şerif’i]:[91]
وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ
Okunuşu: Ve evfû bi-ahdî ûfi bi-ahdiküm ve iyyâye ferhebûn.
9. “(Allah’u Teala buyurur ki): Bana verdiğiniz sözü (ahdi) yerine getirin ki, Ben de size verdiğim sözü (cenneti) yerine getireyim. Ve sadece Benden korkun (kalbinizi riyadan temizleyin)!”
[Bakara Sûre-i Şerif’i]:[40]
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَىٰ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ ۚ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ
Okunuşu: İnnallâheşterâ minel-mü’minîne enfüsehüm ve emvâlehüm bi-enne lehümül-cenneh; yükâtilûne fî sebîlillâhi fe-yaktülûne ve yuktelûn.
10. “Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve (sözlerini tutarak şehit olup) öldürülürler.”
[Tevbe Sûre-i Şerif’i]:[111]
HADİS-İ ŞERİFLERDEN 10 İNCİ
Peygamberimiz efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İkazları
1. MÜMİN SÖZÜNÜN ERİDİR
“Mümin, kılıçların gölgesinde dahi olsa sözünün eridir. Bir mümin söz verip de o sözden dönmek (kalbini o kara lekeyle kirletmek) ona asla yakışmaz.”
[Buhârî, Şehâdât]:[28]
2. MÜNAFIĞIN ÜÇ ALAMETİ
“Münafığın (ikiyüzlünün) alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz (ahid) verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona ihanet eder.” (Mümin bunlardan kalbini temizleyendir).
[Buhârî, Îmân]:[24]
3. BANA ALTI ŞEYE SÖZ VERİN
“Siz bana kendinizden şu altı şey hakkında söz verin (garanti edin), ben de size cenneti garanti edeyim: Konuşunca doğru söyleyin, söz verdiğinizde durun, emanete hıyanet etmeyin, iffetinizi koruyun, gözlerinizi haramdan sakının ve ellerinizi kötülükten çekin.”
[Ahmed b. Hanbel, Müsned]:[5/323]
4. AHDE VEFA İMANDANDIR
“Ahde vefa göstermek (Allah’a ve insanlara verilen sözü ne pahasına olursa olsun tutmak) imandandır.”
[Ebû Dâvûd, Sünnet]:[15]
5. KIYAMETTEKİ İHANET SANCAĞI
“Kıyamet gününde, ahdini (sözünü) bozan her vefasız hain için bir sancak dikilecek ve ‘Bu, falan oğlu falanın vefasızlığıdır (ihanetidir)’ diye ilan edilecektir.”
[Müslim, Cihâd]:[11]
6. ŞEHİTLİK İSTEYENİN SADAKATİ
“Kim bütün kalbiyle (ve tam bir sadakatle) Allah’tan şehitlik dilerse, yatağında (normal bir şekilde) ölse bile, Allah onu şehitlerin makamına ulaştırır.”
[Müslim, İmâre]:[157]
7. DİN SAMİMİYETTİR (SADAKATTİR)
“Din samimiyettir (sadakattir).” Sahabeler “Kime karşı Ya Resulallah?” deyince: “Allah’a, Kitab’ına, Resulüne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara karşı dürüst (ve vefalı) olmaktır” buyurdu.
[Müslim, Îmân]:[95]
8. AHDİNDE DURANLARIN ŞEFAATİ
“Kıyamet gününde şehitler ve (dünyada zorluklara rağmen ahdinden dönmeyen) sadık erler, mahşer halkına şefaat edeceklerdir.”
[İbn Mâce, Zühd]:[37]
9. DEĞİŞMEYEN KALPLER
Peygamberimiz efendimiz duasında daima şöyle niyaz ederdi: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Benim kalbimi Senin dinin (ve Sana verdiğim söz) üzere sabit kıl!”
[Tirmizî, Kader]:[7]
10. SEYYİDÜ’L İSTİĞFAR’IN SIRRI
“(Allah’ım!) Ben Senin kulunum. Gücüm yettiği kadar Sana verdiğim ahit ve vaat (söz) üzereyim… diyerek kalbini temizleyen bir kul, o gün veya gece ölürse muhakkak cennetliktir.”
[Buhârî, Daavât]:[2]
GÖNÜL SULTANLARINDAN (5 KELAM)
Hikmet Pınarları
“Sözünün eri olmak, güneş doğduğunda yıldızların kaybolması gibi, Hakk tecelli edince nefsin fani arzularını yok etmektir. Elest bezminde ‘Evet, Rabbimizsin’ diyen dilin, dünyada parayı görünce dönüyorsa sen er değilsin.”
– Hz. Mevlânâ
“Dervişlik (Hak erliği), hırka giyip tesbih çekmekten ibaret değildir. Asıl erlik; kınayıcıların kınamasından korkmadan, kalbini masivadan temizleyip Rabbe verilen o gizli söze kanının son damlasına kadar sadık kalmaktır.”
– Şah-ı Nakşibend (k.s)
Bizim Yunus der ki: “Ahdine vefa kılmayan / Hakikat nedir bilmeyen / Bizi dost yüzlü görüp de / Arkadan kuyu kazan bizden değildir.”
– Bizim Yunus
“Ruhlar aleminde Rabbine söz veren insan, bu dünyaya geldiğinde nefsin oyunlarına kanıp o sözü unutur. Kalbi günahlardan tövbe ile temizlemek, işte o unutulan şanlı sözleşmeyi (misakı) yeniden hatırlamaktır.”
– İmam Gazâlî
“Ey oğul! Sahibinin kapısında bir dağ gibi dimdik dur. Fırtınalar, belalar ve yokluklar seni o kapıdan koparamasın. Zira Allah’ın erleri rüzgârla yön değiştiren yapraklar değil, yeryüzünün çivileridir.”
– Abdülkadir Geylânî
KISSADAN HİSSELER (5 İBRET)
1. ENES BİN NADR’IN (R.A) SARSILMAZ SADAKATİ
Bedir Savaşı’na katılamadığı için çok üzülen ve “Eğer Allah bana bir savaş nasip ederse, O’nun yolunda neler yapacağımı Allah’u Teala görecektir” diye söz veren Hz. Enes bin Nadr (r.a), Uhud Savaşı’nda İslam ordusunun dağılıp herkesin “Peygamber öldü” diyerek silah bıraktığı o en dehşetli anda sahneye çıktı. Kılıcını çekti ve “O öldüyse biz neden yaşıyoruz! Kalkın O’nun öldüğü uğurda biz de ölelim!” diyerek düşmanın arasına daldı. Şehit edildiğinde bedeninde seksen küsur kılıç, ok ve mızrak yarası vardı; kız kardeşi onu ancak parmak ucundan tanıyabildi. İşte “Müminler içinde öyle erler vardır ki…” (Ahzab 23) ayeti tam da Enes bin Nadr ve onun gibiler hakkında inmiştir.
[Kaynak: Buhârî, Cihâd]:[12]
2. MUS’AB BİN UMEYR’İN (R.A) KEFENSİZ VEDASI
Mekke’nin en zengin, en yakışıklı ve en lüks giyinen genci Mus’ab bin Umeyr (r.a), İslam’ı seçince her şeyini terk etti. Uhud Savaşı’nda İslam sancağını taşıyordu. Sağ kolu kesildiğinde sancağı sol eline aldı. Sol kolu da kesilince sancağı boynu ve göğsü arasına sıkıştırıp dik durmaya devam etti. Sonunda şehit düştüğünde, onu saracak bir kefen bile bulunamadı; başını örttüklerinde ayakları açıkta kalıyor, ayaklarını örttüklerinde başı açılıyordu. O, Allah’a verdiği sözü, dünyadaki bütün zenginlikleri ayaklar altına alarak ispatlamıştı.
[Kaynak: Buhârî, Cenâiz]:[27]
3. HZ. ALİ’NİN (R.A) ÖLÜM YATAĞINDAKİ NÖBETİ
Peygamberimiz efendimiz (s.a.v) Mekke’den hicret edeceği gece, müşrik suikastçılar evi sarmışken, Efendimiz kendi yatağına Hz. Ali’yi (r.a) yatırmıştı. Hz. Ali (r.a) kılıçların kendi üzerine inebileceğini bile bile, zerre kadar tereddüt etmeden o yatağa yattı ve ölümü bekledi. Canını feda etmeyi göze alan o sadakat ve teslimiyet, Allah’ın davasını her şeyin üstünde tutan hakiki bir erliğin tablosuydu.
[Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye]
4. SA’D BİN REBİ’NİN (R.A) SON MESAJI
Uhud Savaşı sonrasında Peygamberimiz efendimiz, Sa’d bin Rebi’yi (r.a) aramak üzere bir sahabeyi gönderdi. Sahabi onu son nefesini vermek üzereyken, ağır yaralı halde buldu. Sa’d (r.a), kanlar içindeyken bile kendi canını değil, verdiği sözü düşünüyordu ve sahabeye şu muazzam vasiyeti bıraktı: “Resulullah’a benden selam söyle ve de ki: Sa’d cennetin kokusunu alıyor! Kavmime de söyle: Gözlerinizde kirpikler kımıldadığı (canınız bedende olduğu) sürece, düşmanın Peygamber’e ulaşmasına izin verirseniz, Allah’ın huzurunda hiçbir mazeretiniz olamaz!”
[Kaynak: Muvatta, Cihâd]:[41]
5. ABDULLAH BİN CAHŞ’IN (R.A) DUASI
Uhud Savaşı’ndan bir gün önce, Abdullah bin Cahş (r.a) ile Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a) dua etmek için bir kenara çekildiler. Sa’d (r.a) “Ya Rabbi yarın karşıma güçlü bir düşman çıkar, onu yeneyim ve ganimetini alayım” diye dua etti ve Abdullah “Amin” dedi. Sıra Abdullah bin Cahş’a (r.a) geldiğinde o kalbini tamamen dünyaya kapatarak şöyle dedi: “Ya Rabbi! Yarın karşıma çok güçlü, çok zalim birini çıkar. Onunla Senin yolunda kıyasıya savaşayım. O beni şehit etsin, sonra burnumu ve kulaklarımı kessin. Kıyamet günü Sen bana ‘Ey kulum, burnun nerede?’ dediğinde; ‘Senin ve Resulünün uğrunda kesildi Ya Rabbi’ diyebileyim.” Ertesi gün o sadık er, tam da dua ettiği gibi şehit düştü.
[Kaynak: Hâkim, el-Müstedrek]:[3/220]
Nefis Muhasebesi: Sadakat Aynası
(Rabbimize verdiğimiz sözü tartmak için kendimize soralım)
- Elest Bezminde “Sen bizim Rabbimizsin” diyerek verdiğim o büyük sözü, dünyada karşıma çıkan ufak bir makam, para veya haram sevdası karşısında kolayca bozuyor muyum?
- “Müminler sözünün eridir” ayetini okuduğum halde, insanlara veya aileme verdiğim sözleri (ahdi) çıkarım bittiğinde hiçe sayıp kalbimi nifak kirine bulandırıyor muyum?
- Hz. Enes bin Nadr (r.a) İslam davası uğruna bedenini kılıçlara kalkan yaparken; ben dinime, değerlerime veya peygamberime laf uzatıldığında susup köşeme mi çekiliyorum?
- Dualarımda sadece “bana ver Ya Rabbi” mi diyorum, yoksa “Sana olan kulluk sözümü tutmam için kalbimi temizle ve bana güç ver” diye de yalvarıyor muyum?
- Hakk yolunun zorluklarını (kınanmayı, dışlanmayı veya yoksulluğu) gördüğümde saf değiştirenlerden miyim, yoksa “kimi de bu daveti (dimdik) beklemektedir” ayetinin şerefine talip olanlardan mıyım?
“Ahidlerini Hiç Değiştirmemişlerdir”
([Buhârî, Daavât]:[2] / Peygamberimiz efendimiz’in, kulun Rabbine olan kulluk sözünü tazelediği ve okuyanın cennetle müjdelendiği o meşhur Seyyidü’l-İstiğfar (İstiğfarların Efendisi) duasının sırrıyla)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ… وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ
Okunuşu: Allâhümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente… ve enâ alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü.
“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilah yoktur… (Kalbimi kirden temizleyerek beyan ederim ki) Ben gücüm yettiği kadar Sana verdiğim ahit ve vaat (söz ve sadakat) üzereyim!”([Buhârî, Daavât]:[2] / Peygamberimiz efendimiz’in, kulun Rabbine olan kulluk sözünü tazelediği ve okuyanın cennetle müjdelendiği o meşhur Seyyidü’l-İstiğfar (İstiğfarların Efendisi) duasının sırrıyla)
Âmin, Yâ Rabbel Âlemin.
